
Hüzünler hep anlatılır, dile getirilir, ağlanır sızlanır dibine kadar yaşanır… Yaşanır hüzün kelimelerle çoğalır da iş mutluluğa gelince ne kelime vardır ortaya dökecek ne hisler. Sebepli sebepsiz gülüşler, dalgınlık, boş vermişlik, hayatı hep en güzel tarafıyla görmeler sessiz sinema gibi hayatın önünden akıp gider… Tıpkı benim bugünlerim gibi…
İnsan güzel şeyler yaşayınca ne yazmak istiyor ne paylaşmak. “o an”ı hissetmek istiyor. Bir tren misali kaçırmak istemiyor kapısına dayanan mutluluğu. İş, yoğunluk (derken)
aşk
= mutluluk 
kapıda bizi bekler oldu…
Malum çok kişi yaz aylarının sıcaklığıyla kendini sahillere atıyor. Net başında başlıyor bir tatil tantanası. Gündem konusu gidişler oluyor. Çalışanlar gıptayla bakıyor falan feşmekan… Ben bu tatil işini uzun zamandır askıya almıştım sanırım vakti geldi. Biraz nefes almak, mutluluğumu, heyecanımı, yaz sıcağını biraz kendi içimde yaşamak istiyorum.
Bitirmek, yok saymak gibi bir durum söz konusu olamaz. Emek verilen hiçbir şey için son nokta konulamaz, bu blog kapanmadı, minicik bir tatile girdi. Arada cümlelerim yansıyacak bu satırlara… Şimdilik mutlulara daha fazlasını yaşamalarını dileyerek, mutsuzlara benim mutluluğumdan bir tutam göndererek bir gülümsemeye sebep olmak istiyorum.
Hayat…
Yaşanası koca hayat. Şimdi bana biraz müsaade.
Gülçin Güloğlu
Sevgiyi Kıskanan İNSAN…
Hemen hemen her gün birilerinden duyarız, eskiye oranla bugünün koşullarının ve insanlarının çok değiştiğini. Ne sevgi kalmıştır eskisi gibi ne yardımlaşma ne de genel anlamıyla insanlık. Nefes alan çoğu canlı artık sevgiyi bile yakıştıramıyorlar kalplerde.
Sevgi parayla satın alınmaz, zorla bir yüreğe bırakılmaz, zaman ister emek ister, fedakarlık gerektirir ve zor koşulları kolaylaştırır. Ve çok açıktır ki; sevgi karşılıklıdır. Bir insanı seviyorsanız eğer onun da sizi sevmesi için çaba harcamaya gerek kalmaz. Duygular öylesine bir alışverişte bulunur ki, bir yürek başka bir yürekte olduğuna öylesine inanır ki zaten otomatik olarak sevgi dolar kalbine.
Ancak birçok insan tarafından gerçek sevgi ile sonradan kazanılması zor ya da adı sevgi gibi görünen basit her an yok olabilecek hoşlanma, hoşlanma süresi kısa sürecek bir zamanlı sevgiyi ayırt edemiyor. İkisi arasındaki fark sınır tanımaz, engel tanımaz.
Sevgiyi kıskanan kişiler nasıl da çoğaldı. Bir insan anne, baba, kardeş, sevgili, eş kim olursa olsun, bir kişiye ait olabilir mi? Bir insan benliğini kendinden başka birine verebilir mi? Kendini tamamlayan özellikleridir insanı insan yapan ve bu durum hiçbir suretle başkası tarafından yönetilemez. Hele ki bu yönetilmek istenen insan kalbiyse.
Büyük sevdalar, küçük, vazgeçmenin kolay olduğu, arada bağın koptuğu fakat mecburiyetlerin ilişkide örülü olduğu durumları harcar, yer bitirir. Hiçbir şeyin önemi yoktur gerçek olanda. Tek vurucu nokta; büyük olması. Ve unutulmamalı hiçbir büyük aşk zorlamayla mümkün olmaz.
Her gönüle girmek kolay, büyük sevginin oluşması güçtür. Kalbi, benliği sahiplenmek komikliktir. Sevginin peşinden gidilmez, sevgi aradığı yürekte zaten zamanı gelince yerini bulur. Eğer konmuyorsa küçük ve yaramaz bir çocuk gibi şımarıklık sadece çocuklara yakışır. Yetişkinlerin üzerine bol gelir.
Sevgiyi karşılıklı yaşayıp sefasını süren her aşık kişiye sonsuza dek mutluluklar, tek taraflı gerçek aşkı bulup karşısındakinden istediği ilgiyi bulamayan kişilere başka güzel nasipler, her iki kişi de sevmiyor da mecburiyetler ve çıkarlar birlikte yaşıyorsa ve ilişkiyi yürütüyorsa Allah işin sonunu hayretsin.
Mutlu günlere…
Gülçin GÜLOĞLU
Son Yorumlar