Sevgiyi Kıskanan İNSAN…
Hemen hemen her gün birilerinden duyarız, eskiye oranla bugünün koşullarının ve insanlarının çok değiştiğini. Ne sevgi kalmıştır eskisi gibi ne yardımlaşma ne de genel anlamıyla insanlık. Nefes alan çoğu canlı artık sevgiyi bile yakıştıramıyorlar kalplerde.
Sevgi parayla satın alınmaz, zorla bir yüreğe bırakılmaz, zaman ister emek ister, fedakarlık gerektirir ve zor koşulları kolaylaştırır. Ve çok açıktır ki; sevgi karşılıklıdır. Bir insanı seviyorsanız eğer onun da sizi sevmesi için çaba harcamaya gerek kalmaz. Duygular öylesine bir alışverişte bulunur ki, bir yürek başka bir yürekte olduğuna öylesine inanır ki zaten otomatik olarak sevgi dolar kalbine.
Ancak birçok insan tarafından gerçek sevgi ile sonradan kazanılması zor ya da adı sevgi gibi görünen basit her an yok olabilecek hoşlanma, hoşlanma süresi kısa sürecek bir zamanlı sevgiyi ayırt edemiyor. İkisi arasındaki fark sınır tanımaz, engel tanımaz.
Sevgiyi kıskanan kişiler nasıl da çoğaldı. Bir insan anne, baba, kardeş, sevgili, eş kim olursa olsun, bir kişiye ait olabilir mi? Bir insan benliğini kendinden başka birine verebilir mi? Kendini tamamlayan özellikleridir insanı insan yapan ve bu durum hiçbir suretle başkası tarafından yönetilemez. Hele ki bu yönetilmek istenen insan kalbiyse.
Büyük sevdalar, küçük, vazgeçmenin kolay olduğu, arada bağın koptuğu fakat mecburiyetlerin ilişkide örülü olduğu durumları harcar, yer bitirir. Hiçbir şeyin önemi yoktur gerçek olanda. Tek vurucu nokta; büyük olması. Ve unutulmamalı hiçbir büyük aşk zorlamayla mümkün olmaz.
Her gönüle girmek kolay, büyük sevginin oluşması güçtür. Kalbi, benliği sahiplenmek komikliktir. Sevginin peşinden gidilmez, sevgi aradığı yürekte zaten zamanı gelince yerini bulur. Eğer konmuyorsa küçük ve yaramaz bir çocuk gibi şımarıklık sadece çocuklara yakışır. Yetişkinlerin üzerine bol gelir.
Sevgiyi karşılıklı yaşayıp sefasını süren her aşık kişiye sonsuza dek mutluluklar, tek taraflı gerçek aşkı bulup karşısındakinden istediği ilgiyi bulamayan kişilere başka güzel nasipler, her iki kişi de sevmiyor da mecburiyetler ve çıkarlar birlikte yaşıyorsa ve ilişkiyi yürütüyorsa Allah işin sonunu hayretsin.
Mutlu günlere…
Gülçin GÜLOĞLU
İnsanın en azılı düşmanı kimdir?
Cevap: Kendisi…
Nerden bu kanıya vardım. Tabi… öyle kolay değil atıp tutmak. Öncesi var, yaşanmışlığı var, yaşadığı günlerin birikimi var, yoğunluğu var, gözlemleri var, ötekinden berikinden duyduğu var.
İnsan ne yaparsa kendi yapar, kendine yapar, kendisinde eksik gördüğü veya tam olduğuna inandığı benliğine yapar. Görüp de görmemezlikten gelirse, duyup da duymamış gibi yaparsa, farkında olup da bir şey yokmuş gibi devam ettirirse sonuç bellidir: canı yanar.
Bencil olma diyenlere sözüm. Bencillik kötüdür kabul ama eğer yaşadığımız çağın içinde biraz olsun mutluluk arıyorsak bir tutam bencilliğimiz, kendimize dönük yaşantımız, huysuzluğumuz, yalancılığımız olacak içimizde. Bizden başka bizi yaşatacağız bünyemizde. Başka yolumuz yok nitekim.
Boşuna demiyorlar, dünya kötülerin dünyası. Kısa vadede kazanan onlar gibi görünse de uzun yılları düşünmek gerek bir de. Hiç birimiz kazık çakmadık bu dünyaya. Hesaplaşma vakti geldiğinde can yakanlar bulur elbet cezasını. İyinin içi rahat. Yine de yapamıyor kötülüğünü, boş veremiyor olana bitene, içinde yaşatıyor sıkıntısını, ağlıyor da yine lanet okuyamıyor. Olmak lazım deyip, vazgeçemiyor iyiliğinden.
Demem o ki; iyi kendine yapar, kötü karşısındakine. İnsanın dostu da düşmanı da kendisinidir. Kimi zaman yerden yere vurur kendini, en olmadık işlerle belanın peşinden gider, inat eder; kimi zaman aynada sohbetlerinde bir şefkatli kola yoldaşlık eder, kendi kendine.
İnsan olmanın gerekliliklerinden çok, içinde insan olmanın kırıntılarını açığa vuranlardan korkmamalı aslında. Sözünü sakınmayanlardan değil, sözünü içinde büyütenlerden ıramalı. Kendine yaptığı iyiliği konuşanların yanında olmalı, başkasına yaptıklarını dile getirenlerin değil. Sevgiyi ağzıyla diyenlerden değil, yüreğiyle hissettirenlerden yana olmalı, arkadan laf eden sözde insanların peşinde koşmamalı, yüreği mert insanların sözüne gitmeli.
Nefes almayı değil, aldığı nefesin hakkını vermeyi maharet sayanların günü mü tükendi ne? Birçok yol var, yolcusu kaldırımda yaya. Tekerleklerle çabuk gitmenin değil, sağlam adımlarla gideceği yere geç varmanın keyfini yaşayanların sofrasına buyur etmeli yüreği. Kanayan kalbin pansumanı bir bezde, pamukta değil, aynı hatayı tekrarlamamakta. Unutmamalı! Acıyan kalbin acısı kolay dinmiyorken, bir mutluluk ateşinin alevi hemen bitiyor.
Yaşamın içinde saldıran da biziz, koruyan da. Biz bizden hariç her şeyin garantisiyiz. Kimin yüreğine kilit vursan anahtarı biz çift sözde. Açan da biziz, kilidi sağlamlaştıran da. Yüreği yufka kişinin merhametinde, kuş tüyünde oradan oraya sallanmakta insanlık. Birisi avuç açıp kaparsa o tüyü nasibini almakta. Ekmek aslanın ağzından çıkıp, çoktan yerin yedi kat dibine indi. Söylemek acı, yaşamak ızdırap.
Kendini düşünmeyenle düşünen bir olmuyor. Her mutluluk bir adım ötemizde bizi beklemiyor, iyi olmanın sınırları bizi ilgilendirmiyor, yaşamanın güzelliği bize kendini unutturuyor.
Şimdi anladık mı, neden kişinin en azılı düşmanı yalnızca kendi.
Çünkü aynı hataları tekrarlıyor, ders almaktan kaçınıp, düzelir diye bekliyor, ömrünü zarara katık yapıp, vaktini çalıyor. Güzellikler varken namerde el açıyor. Hayatını yaşamayı bilemiyor, bilemiyor, bilemiyor…
Gülçin GÜLOĞLU
Son Yorumlar