
Benim Dünyam
Hayır hayır hayır…
Hayır… ben istemedim yaşamak
İsteseydim hayat benim olurdu
Dünya hiçbir insana kalmazdı benden başka…
Ama benden başka herkes yaşıyor burada
O yüzden benim değil bu dünya…
Dünya kurmalıyım yeniden.
Orada yaşamalıyım ve orada yaşatmalıyım
Sadece benim olan bir dünya kurmalıyım…
Ben yaşamak istemeliyim orada…
Nedenler olmalı yalnızca bende saklı ayrıntılarda
Cevapların hepsi bende gizlenmeli
Kaçamaklar yaşamalı cümleler, yasaklar kalkmalı
Bütün harflerde ismim anılmalı, anılmasını istediklerimle…
Hayır hayır hayır…
Hayır… ben istemedim ağlamak.
Gözyaşların akmayacağı bir yaşamda nefes almalı
Unutulmalı kederin çoğaltılmış adları
Gülüşün ödül sayılmadığı bir dünya kurmalı…
Bebekler doğmalı, çiçekler açmalı, sevenler kavuşmalı…
Şimdi yeni bir dünya kurmalı…
Sebepler aranmalı kelime detaylarında
Can yakmayan bahaneler sunulmalı sonra
Huzur olmalı benim dünyamda, çığlıklar tozlu raflara saklanmalı.
Doğan güneşe açılmalı gözler, batan ayın karanlığındaki sırra inat
Ve şimdi dünyamda tüm kelimeler….
Duygular karışmış etrafta gezinmekteler…
Hayatı sorgulayan meraklı gözler
Şimdi birer birer buraları keşfetmekteler…
Gülçin GÜLOĞLU

Neyin diyetini ödüyor bu kalp
Bedellerin hesap defterini açtı yine bu gönül
Kendini en bilinmez derinliklere saldı yine
Bu kaçıncı?
Sal gitsin dertleri mavi sulara…
Bazen boş ver hatta hayata…
Kazık mı çakacaksın bu dünyaya
İlk önce kendini düşünmedikten sonra…
Gülçin GÜLOĞLU

Evlatlarının yokluğuyla feryatlar koparan anaların sesleri kulağımda
Yok pahasına ucuz sayılan hayatların bedelleri ödenmekte hesapsızca
Canımız yanıyor, içimiz kan ağlıyor, sözler bugün tükendi, dil söyleyemiyor…
Nitekim ateş yalnızca düştüğü yeri yakmıyor…
Hangi insan evladı kıyabilir masum canlara, hangi insan avladı cana kast edebilir?
Hangi anne karnında yeşeren melek, bir gün büyüdüğünde başka bir meleğin canına göz diker?
Bu nasıl bir savaş ki; karşılığı hayatla eş değer tutuluyor…
Kazanan mı var sonunda kaybeden mi? Adı şerefsizlik bu belli…
Bir baba diz çökmüş az ilerde… Kim bilir neler düşlemekte…
Oğlunu asker ettiği gün aklında, sızım sızım gözyaşları yanaklarında…
Kimin hakkı var böylesi canlar yakmaya… gündüzlerdeki güneşleri soldurmaya…
Adı cennet oldu şimdi askerimizin, vatanımızın emanetçileri…
El sallıyor bir uzun tabutun ardından inanmayan gözlerle gerideki
Kardeş, ana, baba, sevgili, arkadaş, akraba… oldu şimdi hepsi muamma…
Kayıtsız kalmış şaşkın bakışlar uzaktan sessiz sessiz ağlamakta…
Sorulacak elbet hesabı… şehidimin yerde kalmış kanı olmayacak bugünden sonra…
Gülçin GÜLOĞLU / 05.10.2008

Hayatın doya doya yaşandığı, bol kepçe eğlence ile içimizi kıpır kıpır yapan aşk heyecanlarının tavan yaptığı yaz günleri geride kaldı. Artık içimizi üşüten, depresif, bunalım, içine kapanık, yalnız, sıradan kış günleri bizimle.
Yanlış anlaşılmasın yazdan daha çok severim kendine özgü sıcaklığıyla kışı. Bambaşka gelir bana, daha samimi… Dışarıda üşüyüp, eve gelmenin telaşıyla atılan hızlı adımları bile kışa yakıştırırım ben. Sıcacık evin güveninde daha bir sağlam ilişkiler kurulur aileyle.
Ağaçlar çoktan döktü yapraklarını. Çiçekler şimdilik resimlerde kaldı bir de kaçamak vakitlerde çekilen kollar iki yanda poz verdiğimiz fotoğraflarda… Işık dolanan ağaçlar, şimdi gecemizi güzel yapıyor, gündüz ise kış geldi bunu hatırlatıyor.
Sabahın kör vaktinde temiz hava kokuları olmayacak belki bu saatten sonra. Gökyüzünde uçan kuşlar yerine dört bir yana yayılan siyah dumanlar bir başka kötü tarafı kışın. Sabah da gece gibi olacak, uyanmak zorlaşacak haliyle. İşte en beteri, o güzelim yataktan kalkıp, el yüz yıkayıp, giyinip bir an önce çıkmak zorunda kalmak… offffff offf.
Yine de rahatsız etmedi beni yazlıkları kaldırmak. Uzun kollu mevsimliklerim daha çok mutlu ediyor beni. Ve sonrası daha kalın olanlar… Yavaş yavaş vücudun sıcaktan soğuğa alışması insanın duygularıyla ne kadar da denk. Her şeyi bir anda yaşayamayan insanoğlu kış soğuğunu da bu şekilde atlatıyor. Her şey bizler için… Bu denge, doğanın ahengi, oluşumlar vs.
Kapanış yağmur cümleleriyle olsun. Kışın vazgeçilmezi yağmur… İki yüreği bir eden, aşkın yaz günü yaşanan güneş tadını kışın veren yağmur… Ne kadar doğru senden kaçmak için şemsiye açmak bilinmez. Akıllıya özgü müdür yoksa delilik midir yağmurda ıslanmak bu da muamma. Yine de ve her şeyde kış, sen bambaşkasın…
Gülçin GÜLOĞLU
25.09.2008

Ve bir zaman sonra sıkılmaya başlıyorsunuz. İyilerden de kötülerden de… Farklılık istiyorsunuz, sonra kaçmak… En uzağa, bazen uzak bildiğiniz yakınlara, görmek istediklerinizden uzaklaşırken bir bakmışsınız görmek istemediklerinizle soluk alıp veriyorsunuz dip dibe.
Çığlıklar yükseliyor her dağın tepesinde. Önce varla yok arası sonra yavaş yavaş derinden gelen ve gittikçe belirginleşen çığlıklar. Anlaşılmıyor kimden? Belki de kendinden…
Seke seke oyun oynayan küçük ayaklar büyüyen her sayıda başka bir engele takılıyor. Ayaklar büyüyor, hayat kısalıyor. Tanıdıklara her gün yeni yüzler ekleniyor. İyi diyorsun, sır veriyorsun yarın dostun olmaktan çıkıyor, kötü sanıp uzak duruyorsun ihtiyacın olduğunda yanından ayrılmıyor. Kim kimi çok iyi tanıyor? Muallak…
Her yer kalabalık. Adım adım insan kaynıyor ortalık. Görünüyor bir siluet ama dokunduğunda bomboş. Uzanan eller de yalan… Kördüğüm olmuş kalbin perdesini çözmeye çalışan ellerde keramet. Ondan bu denli kıymetli. İş elin dermanında mı bitiyor yoksa yüreğin cesaretinde mi o araştırılıyor.
Didik didik olmuş mutluluğun formülü. Bir kafadan her ses çıkıyor. Ne kadar da komik. İnsan sürekli birbirinin hatasını görüyor.
Sus! Yaşamın tılsımında var bu kural. Uygularsan yaşarsın dilediğince, uygulamazsan saklanırsın hayatın gerisinde.
Ve bir zaman sonra alışıyorsunuz. İyilere de kötülere de… Öncelikli olarak sizin istediklerinizin önemli olmadığını anlıyorsunuz. Dedik ya kuralına göre her şey.
Kuralsız tek oyun var yalnızca kendi bildiğini okuduğun; o da aşk. Aşıksan bu yazıyı boş geç yok eğer boşsa kalbin veya dolduramıyorsa biri kolay kolay bu yazı tam senlik…
Gülçin GÜLOĞLU
Bir varmış bir yokmuş… İnsan denilen canlı hep var olmuş. Kıytırıktan hayat tortularını kendine yontmuş da yontmuş. Bir yandan çok mutluymuş diğer yandan kendini yerden yere vurmuş. Doğmuş, büyümüş, ölmüş.
Bu kadar kolay mı üç kelimeyle bir ömür özetlemek. Ben yapmıyorum diyenlerin izinden gidip söylüyorum. Birisi zamanında böyle bir laf atmış o şimdi yürüyüp gidiyor. Sorunsuz hayatı kim yaşamış da ölüm anına sıfırdan arınmış gidebilmiş.
MUTLUYUM demek bir iz sürmek ne güzel. Çabalamak yorsa da, dinlendiriyor sonundaki başarı. Çok istediğin bir iş mesela ya da vazgeçemediğin bir insan, kendinden ödünler vererek aldığın nefes sayısı, evladın, annen baban, çoğu zamansa kendinle ilgili mevzular, nasıl da yoruyor insanı. İnsanlığa adanmış bir tek söz çıkar bir gün dudaklarından, sonra ellerin işler icatlar sunarsın herkesi hayretler içinde bırakarak, iyi yazarsın söz uçar yazı kalır adın kalır…
Kendini yaşarsın bir zaman.
GÜLÜMSEMEN için bir nedenin yok mu sence? Bir düşün derim kesin cevabın hayırsa eğer. Ben de öyle sanırdım çünkü. Ama düşününce öyle olmadığını anlıyorsun. Sıkıntıyı incir çekirdeğinden çıkarıp yaşıyorsak mutluluğu iğne ucundan çekip çıkarmamız gerekmiyor mu? İnsan hüznü sever bilirim. En derinlerde boğulup da sonra çıkınca yüzeye ben derindeydim ama azmettim boğulmadım, yaşamayı seçtim diyebilen, demeyi seven ne menem bi canlıdır anlayamadım.
HAYAT, öyle ya da böyle bir şekilde sevdirir kendini sana. Küçük, haşarı, ele avuca sığmayan bir çocuk. Atsan atılmaz, satsan satılmaz. Satsan değeri kimine beş para kimine hiç para. Bana yok pahasına gidiyor hiç hak etmeyen insana.
Özetlemek lazım bugünü, yaşamı, insanı. Her şey hemen dibimizde bir su birikintisi ötemizde. Kimimiz göremiyoruz önümüzdeki suyun derinliğini kimimiz sığları seçiyoruz habire. Berrak bir yoğunluk varken en güzel yerde arkamızdaki bulantıda boğulmak niye?
Gülçin GÜLOĞLU
Son Yorumlar