bir deniz yıldızı masalı

Vesaire Vesaire…

Yazan admin at 10:00 pm

Vesaire Vesaire…

Hayatta gerekçelerle yaşıyoruz… Yaşadıklarımızın kimi zaman ardında dururken kimi zaman bahanelerle ortadaki bir suçu başkasına atıyoruz. Vesaire vesaire… Hoş bir giriş olmasa da içimdeki sıkıntıların bir cümlesini kurmuş oldum. 

Bu yazımda değer bilmenin, değer vermenin, önemsemenin ya da önemsememenin kaybetmenin öneminden bahsetmek istiyorum. Bu da nerden çıktı demeyin, yazı bu, kalem sana neler yazdırırsa sende onu yazarsın. Kaçışın olmaz.

İşyerimde yaz döneminin yoğunluğu ve yönetimin değişmesi aynı zamana denk geldi. Şansıma nereye girsem sıkı yönetim beni buluyor. Yanlış anlaşılmasın şikayetçi değilim, prensipli ve yerinde, ciddi kararlara her zaman saygı duyarım, duyuyorum da. Yalnızca yeni müdürümüzün bizler için gerek iş düzeninde gerekse özel hayattaki egolarımızın kontrolü için aldığı bir kararı paylaşmadan edemedim.

En doğru biçimde nasıl aktarırım diye düşünürken bendeki izlerini belirterek başlamak daha doğru diye düşünüyorum. Şöyle ki; yemekteki bir tek karabiberin ve kürdanın bile çok önemli olduğunu bize güzel dersler vererek öğretti. Önce çay sıkıntımız vardı birkaç güne kadar yoluna soktu, sonra soframızdaki karabiberi ve kürdanları kaldırdı onbeş gün kadar. Biz şaşkınlıkla yeni müdürümüzün yaptıklarını anlamaya çalışırken içten içe de kızdık bu kadar da olmaz diye. Anlamaya çalışmadan. Bir taraftan içimizden dışarıya atamadığımız öfkemizi bastırmaya çalışırken diğer taraftan da diğerleri üzerinde baskı kurarak birlik olmaya çalışıyorduk.


Nerde hata yaptık?
-Nedenini merak ettik ama kafa yormadık. Suçlu aradık, hatalı gördük, küçük şeylerin bizdeki değerini hala anlayamadık ta ki müdürümüz bize anlatana kadar.

Evet çok çalışıyoruz, emek veriyoruz, yemeği hak ediyoruz ama bir tek karabiberin kıymetini bilemiyoruz. O karabiber olmadan yemeğin tadı olmuyor, insanoğlu bu, lükse eğilimli aşağısı kurtarmıyor. Küçük uygulamalarla arada bir bizi birilerinin kendimize getirmesi gerekiyor maalesef. Verdiğim örnek misali…

Başka açıdan değer bilmek:
-İkili ilişkilerde örneğin, delice sevgiye inanırım. Fazlasının zarar verdiğini düşünsem de sevginin zararsız olduğuna kanaat getiririm. Seven sevdiğine zarar vermez ve sanır ki o hep orda hiç gitmeyecek hep bekleyecek hep delice sevecek. Ancak bu doğaya karşı bir durum. İnsan değişken ve çok eşli ne olursa olsun, ne söylenirse söylensin, ne tür açıklamalar yapılırsa yapılsın bu değişmez gerçek. Bu nedenle hiç gitmez deyip başka alternatif yokmuş gibi kendini hint kumaşı sayanlara sözüm, her insan bir gün mutlaka vazgeçer sevmekten, sevdiği yürekte yeri olmadığını anladığında.

Hayattaki küçük şeylere takılı kalıp zaman geçirmenin bize kattığı hiçbir şey yok, bizden alıp götürdüklerinden başka. Bu yazıdaki kilit kelime küçük… küçük şeyler ve küçük ayrıntılar… eşittir hayat… parantez: mutluluk…

Biraz dağınık bir yazı oldu farkındayım. İçimdeki dağınıklıkları kafamdaki karışıklıklarla birleştirince böyle oldu. Neyse siz beni bilirsiniz, anlarsınız demek istediklerimi. Her zaman böyle değilimdir, arada bir hoş görün beni.
Mutluluk denizinde yüzmenizi dilerken umutların peşinize takılmasına fırsat vermenizi istiyorum. Hepimiz sevilmeye layığız yeter ki biz kendimizin farkında olalım, kendimizi sevelim. Değer verelim, kıymet bilelim daima…


Gülçin GÜLOĞLU

Kayda Değmeyen Cümleler

Yazan admin at 7:07 pm

Uzun zamandır yazamayınca kendimi kötü hissediyorum. Aldığım sorumluluğun hakkını veremediğimi düşünüp, kendime zamanı zehir ediyorum. Ancak her zaman dilediğimiz olmuyor ve yapmamız gerekenleri aksatabiliyoruz.

Uzun zaman evde oturup da sonra işe başlamanın sayamayacağım kadar çok karmaşık duygusu var. Heyecan, merak, yorgunluk, endişe, heves, mutluluk vs. Son bir haftadır bu duyguları iç içe yaşıyorum ve eve kendimi zor atıyorum.

Epeyce bir zamandan sonra yoğun olmanın tadı bambaşkaymış. İnsan yorulmayı bile çok seviyormuş ve bir zaman sonra zaten yorgunluk da kalmıyormuş. Evdeki hayattan çok başka yaşam, tanıdıkların dışında yeni yüzler, apayrı bir çevre. İş hayatı başka bir dünya alanıymış meğer her şeyiyle. İnsanları tanırken kendini de tanıyorsun, onları anlamaya çalışırken ve oldukları gibi kabul ederken fark etmeden kendine yakınlaşıyorsun. İşe yaradığını biliyor, emeğinin hakkını bekliyorsun. Bunları öğrenmek de çok güzel.

İşin zor kısmı bitti benim için. Şanslı görüyorum kendimi çünkü profesyonel kişilerle çalışıyorum. İşin alt kademesinden başladım ve sindire sindire öğreniyorum iş kavramlarını. Şu kısa sürede değiştim mi ne? Galiba

Mesela daha sabırlı oldum. Birine çok kızınca ona öfkeyle bakmayı unuttum, çok sinir olsam bile nezaket gereği göz göze geldikçe bir tebessüm edebiliyorum. Aceleciğim yerini pratikliğe bırakıyor sanki. Titiz olduğumu gördüm bir de… kahvaltıya alıştım ve durmadan yiyorum  Daha doğrusu yediriyorlar

Masa başında değil işim, sürekli ayaktayım ve faalim. Bu nedenle düşünmeyi ve aklımı kemiren şeylere yoğunlaşmayı bir kenara bıraktım. “önce ben” demeyi alışkanlık haline getirip, tek başıma yaşamadığımı da unutmuyorum. İnsanlarla iç içe ama daima kendimle başbaşayım.

Kısa kısa haberler bunlar. Günler geçtikçe gözüme takılanlar, yazmaya değer konular, anlatılacak kadar kayda değer paylaşımlar bu satırlarda yerini alacaktır. Herkese bol kahkahalı günler…

Gülçin GÜLOĞLU

 

Bizdeki Biz/ Biz De Kimiz?

Yazan admin at 12:16 pm

Bir varmış bir yokmuş… İnsan denilen canlı hep var olmuş. Kıytırıktan hayat tortularını kendine yontmuş da yontmuş. Bir yandan çok mutluymuş diğer yandan kendini yerden yere vurmuş. Doğmuş, büyümüş, ölmüş.

Bu kadar kolay mı üç kelimeyle bir ömür özetlemek. Ben yapmıyorum diyenlerin izinden gidip söylüyorum. Birisi zamanında böyle bir laf atmış o şimdi yürüyüp gidiyor. Sorunsuz hayatı kim yaşamış da ölüm anına sıfırdan arınmış gidebilmiş.

MUTLUYUM demek bir iz sürmek ne güzel. Çabalamak yorsa da, dinlendiriyor sonundaki başarı. Çok istediğin bir iş mesela ya da vazgeçemediğin bir insan, kendinden ödünler vererek aldığın nefes sayısı, evladın, annen baban, çoğu zamansa kendinle ilgili mevzular, nasıl da yoruyor insanı. İnsanlığa adanmış bir tek söz çıkar bir gün dudaklarından, sonra ellerin işler icatlar sunarsın herkesi hayretler içinde bırakarak, iyi yazarsın söz uçar yazı kalır adın kalır…
Kendini yaşarsın bir zaman.

GÜLÜMSEMEN için bir nedenin yok mu sence? Bir düşün derim kesin cevabın hayırsa eğer. Ben de öyle sanırdım çünkü. Ama düşününce öyle olmadığını anlıyorsun. Sıkıntıyı incir çekirdeğinden çıkarıp yaşıyorsak mutluluğu iğne ucundan çekip çıkarmamız gerekmiyor mu? İnsan hüznü sever bilirim. En derinlerde boğulup da sonra çıkınca yüzeye ben derindeydim ama azmettim boğulmadım, yaşamayı seçtim diyebilen, demeyi seven ne menem bi canlıdır anlayamadım.

HAYAT, öyle ya da böyle bir şekilde sevdirir kendini sana. Küçük, haşarı, ele avuca sığmayan bir çocuk. Atsan atılmaz, satsan satılmaz. Satsan değeri kimine beş para kimine hiç para. Bana yok pahasına gidiyor hiç hak etmeyen insana.

Özetlemek lazım bugünü, yaşamı, insanı. Her şey hemen dibimizde bir su birikintisi ötemizde. Kimimiz göremiyoruz önümüzdeki suyun derinliğini kimimiz sığları seçiyoruz habire. Berrak bir yoğunluk varken en güzel yerde arkamızdaki bulantıda boğulmak niye?

Gülçin GÜLOĞLU

 

  • Etiketler

  • Meta

  • Sponsorlar