
Çalışmanın en güzel ödülü 1) ay sonunda aldığın maaş, 2) altıncı günün sonundaki bir günlük izin. Bugün o hakkımı istediğim gibi kullanabildiğim için çok mutluyum.
Yapmak istediklerimi yirmidört saate sığdırabilmek için çabalarımı görmeliydiniz. Önce dilediğimce, çalar saat kurmaksızın uykumu almış bir şekilde uyandım. Kalktım yüzümü yıkamadan direkt duşa girdim. Ilık suyun ferahlatıcılığında aromalı kokularla prensesler gibiydim. Sonra güzelce giyinip, gezme için tüm hazırlıklarımı tamamladım.
Sabahı çoktan geçmiş öğle vakitlerinin en güzel saatlerini geçirmekteydim. Uzun zamandır vakit geçiremediğim ailemle birlikte alışveriş merkezindeydik. Gözümüz çok şeye takılı kalsa da sayılı ürünle yetinip kendimizi alışveriş merkezinin kapısına zor attık. Aldığımız parçalar bile dünya para tuttu ki, diğerlerini alsak herhalde iflasın eşiğine gelecektik
Güzel bir yemek, ufak bir gezinti, abimle geçmiş günlere ait anılarda gezinip güzel sohbetler, beraber olmanın paha biçilmez güzelliğiyle birleşince izin gününün tam manasıyla tadı çıkmış oldu. Sınavlarım, iş yoğunluğum kendim için bile bir şeyler yapmamı engellerken bugünü yaşamak beni çok hafifletti.
Geldik akşama. En sevdiğim şeylerden biri, ocakta çaydanlığın fokurdaması. Samimi gelir bana. Bundan olsa gerek sevdiklerime erken kalkmasınlar diye kahve yerine çay demlemek isteyişim. Çay daha bir koyu yapar sohbeti. Konuştukça bir bardak, bir bardak daha, ardından bir daha… Ta ki demliğin dibini görüp, son bardak için demi iyice süzdürene kadar.
Bayram geldi, bayram tadında günleri yaşıyorum içimde. Her renkten balon var elimde, tek tek bırakıyorum gökyüzüne. Her biri mutluluk olarak dönecek yüreğime. Biliyorum, önceden aldım sözünü.
Bugün bir tatil günüydü sizlere sunduğum. Bayram yazısında görüşmek üzere…
Gülçin GÜLOĞLU
Yorgunluğun had safhası. Bir işin olması için önce iyi bir ders gereklidir ya hani, sonrasında işin kıymetini anlayabilmek için önemlidir bu durum. Yorgunluk, ardından yoğunluk, onun arkasından direnme ve pes ediş.
Yorgunluğun da kendi içinde çeşitleri vardır. Beden yorgunluğu, akıl yorgunluğu ve her ikisinin bir araya gelişinden doğan, kişiyi yere seren yorgunluk.
Beden yorgunluğu geçici bir durumdur. Kısa süreli de olsa oturacak veya uzanacak bir rahat yer ile birkaç saat süreyle rahatlıkla geçer. Sonuç beklemeye gerek yoktur, yapılacak ufak bir masaj, ılık bir duş, beden yorgunluğunun ilacıdır. Yorgunluğun şiddetine göre ilk dinlenişte ağır basınçla kendine gelememe durumu ortaya çıkabilir, git gide rahatlamanın verdiği rehavetle uykuya dalmanın keyfini yaşarsın.
Ancak iş, ruh ve akıl yorgunluğunda. Ne oturup dinlenmeyle geçer ne kendini oradan oraya atmayla. Sonucun mutlu etmesi bizim dışımızdakilere bağlı sebeplerdir çok zaman. Bedenin gittiği yerden ayrı kalamayan akıl, sorunları da yanında götürür. Ne rahatça uyutur ne de bir uğraş edindirir. Dalgınlık en büyük belirtisidir. ayak,
Hem beden hem akıl yorgunluğu insanı sona götürecek cinstendir. Hastalığın davetiyesi bu yolla basılmış olur. Kafaya takılan bir sorunun bedenin kaldıramayacağı ağırlıktaki işlerle yoğrulması hiç hayra alamet değildir. Bekleyişleri vardır sessiz, soruları vardır cevapsız, cümleleri vardır anlamsız…
Beden hareket eder cezasını ayaklar çeker, tıpkı akılsız başın cezasını çektiği gibi. Beden yorgunluğunu çeken ayak ile ruh yorgunluğuna yenilen aklın oyunu hep insanoğlunadır. Taşınamayacak yüklerin altında küçülen insan ve ömrün sayısız törpülenmemiş duygusu. Tezatlıklar içindeki uyumun şaşılacak birleşiminden doğan hayat.
Nerden nereye… Yazı da hayat gibi karmaşadan nasibini aldı. Yorgunluğun üzerine kışın içilen tavşankanı sıcacık bir çay, yazın buz gibi limonata, böyle mevsimsiz zamanlarda ise çala kalem karalamalar gidiyor işte. Önüne geçilemeyecek bir hal aldığında labirent dünya, herkes bir şekilde sıyrılmaya bakıyor kendince.
Yorgunluğun sebep olduğu bir yazının ardında saklanan gerçek; yorucu bir gün geçirmiş olmaktan geçer. Görüldüğü üzere ne yaşarsan onu yazarsın, ektiğini biçtiğin gibi.
Mutluluğu yazmanın tadına doyacağımız günlere…
Gülçin Güloğlu

Geçtiğimiz iki gün iyi bir deniz havası aldım. Denize karşı ne dilersen olurmuş ya ben de diledim tüm dileklerimi sonsuz maviliğe. O kadar canlı yaşatıyorsa derinliğinde benim de bir dileğimi saklar herhalde koynunda sır olarak.
Kumdan kaleler yapamadım henüz, vakit ona daha erken ama taş sakladım kumun içine kimseler bulamasın diye. Kazıdım, tırnaklarımın içine giren kumları umursamadan hayallerimi koydum denizin ıslaklığını gördüğüm yere. En güzel düşlerimi bıraktım, o yere.
Dalganın sesiyle mırıldandığım şarkılarımı eşlik ettim sahil boyunca yürüyüşüme. Yalnızdım, kendimle kalmanın keyfini çıkardım. O mavi… ne huzur dolduruyormuş meğer kimselerin olmadığı vakitlerde insanın içine. Hani kalabalıkken bir başka da sadece sen bakarken ona daha bir başka görünüyormuş bakanın gözüne, içine işliyormuş iyot kokusu, burnunu sızlata sızlata.
Deniz bambaşka bir olay. Anlatması zor, yaşaması şahane denilen türden. Tekneyle açılması, derindeki şeffaf sudan içinde yüzen balıkları izlemesi ayrı bir keyif, kıyıdan dalga sesleriyle bütünleşmek apayrı keyif. Hangi tarafından bakarsan bak, gördüğün tek bir şey var, o da sonsuzluk, hissettirdiği tek şey var: huzur.
Denizin tüm güzelliğini günlerinizde hissedeceğiniz yarınlara…
Gülçin GÜLOĞLU
Son Yorumlar