bir deniz yıldızı masalı

İkİ GüZeL ŞeY !

Yazan denizyildizi at 7:24 pm

HOŞGELDİN 2009 :)

Uykum var…. Bu durum acaba bütün yıl uykulu mu olacağıma işaret ya da bütün yıl uykusuz kalacağıma. Aman olsun, iş olsun da ben uykusuz kalayım. Yok yok uyku gibisi yok, uykusuzluğu çeken bilir. Mühim olan ayakta uyumamak, uykulu hal varsın olsun çözümü bulunur elbette. Farkındayım saçmaladım ama saçmalama hakkım var, limitsiz.

Bir yılın daha sonuna geldik. Bundan sonraki yıllarda heyecanla beklenenler umarım yerini erken bulurlar. Mutluluk isteyen mutluluk, para isteyen para, huzur isteyen huzur, aşk isteyen aşk bulsun dilerim.

Herkesin gönlünden geçen dilekleri duyulsun istiyorum. Herkes gülsün, ağlayan kalmasın istiyorum bi de şimdi burada yazamayacağım kadar çok isteğimin 2009’ da gerçekleşmesini istiyorum. Söyleyin çok şey mi istiyorum…

2009 benim yılım ol. Sana güveniyorum, bu yolda çok emin adımlar atmaktayım ayriyeten kesin cümleler kurmaktayım. 2008’in tüm rehaveti Çarşamba gecesi silinsin istiyorum. Bitsin, dağılsın, parçalansın kırıklıklarım.

veeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee

Dost yüzüm, varlığıyla bana güç veren canım,
nazımı çeken biricik
Emel’im
Bugün senin için çok özel bir gün ve seni sevenler için…
Bugün çok güzel bir gün, bugün Emel’in doğum günü…
Erkenden hayata gözlerini açan meraklı, hayat dolu arkadaşım benim.
İyi ki tanıdım seni, iyi ki gelmişsin bu deli dünyaya…
Biz deli, dünya deli, dönsün dursun dünya, biz onun etrafında… :P

İYİ Kİ DOĞDUN BAL BADEMİM… CANIMSIN, CANIM KALACAKSIN…

Duygularımın Emanetçisi

Yazan denizyildizi at 1:33 am

Aşkı konuşmak çok kolay, yaşamak zahmetli bir o kadar da zevkli. İnsanın duygularını birine emanet etmesi kadar güzel bir şey olmasa gerek. O’nu kendinden bilmesi, değer vermesi, güvenmesi, sevmesi, sevilmesi, eğlenmesi, zamanını birlikte geçirmesi, sarılması, elini tutması vs. her biri öyle değerli ki…

İnsan sevdiğiyle olunca hayattan çalıyor adeta. Yapması gereken ve birikmiş işlerin yanı sıra verilmesi gereken hesaplar düşünülmüyor. Aşkta “son” düşünülmüyor çünkü. Aşkın yapısında var “an” kavramı. Aksini söylemek büyük cesaret.

Aşk; tanımlanamayan, açıklanamayan ancak yaşandığı sürece hissedilebilen çok özel bir ruh hali. Ne geldiğini belli eder ne giderken ben gidiyorum der. Bir, en tepelere çıkartır, sefa sürdürür sonra bir bakarsın en dipte, uykusuz gecelerde yalnız bırakır.  Kısaca, anlatılmaz, yaşanır.

Kalp atışlarının ritmi ele verir aşkın büyüklüğünü. Yerinden çıkacakmış gibi olur bazen, bazı dakikalarda durur, bazense yavaşlar ama hiçbir zaman normal seyrinde atmaz. Bu durum aşka ters çünkü. Aşkta mantık yoktur, mantığın olduğu yerde çılgınlık olmaz, oysa aşk başlı başına çılgınlıktır. Yapmam diyeceğin şeyi yapmak, gitmem diyeceğin yerlere gitmek hatta asla sevmem diyeceğin insanları sevmek aşkı anlatır.

Olduğun yerde yalnız olduğunu düşünmüyorsan, uzakta olsa bile elini omzunda hissediyorsan, gittiğin yerde birilerini ona benzetip duruyorsan, şimdi o da burada olsaydı diyorsan, nerde olursan ol, kimle olursan ol aklına tek bir kişi geliyorsa; ben aşık mıyım diye sormanın gereği yoktur. Bunu sormak için zaman çoktan geçmiştir. Aşk kapıyı çalmaktan öte, gelip başköşeye kurulmuştur çoktan.

Aşktan ötesi yoktur. Öncesindeki hayat aşkla hep son bulur. Aşktan kaçma şansı yoktur, seçme hakkı yoktur, tercih hakkı yoktur, plan yapmak yoktur. Zamanlamayı öyle bir yapar ki; çok kişiyi hazırlıksız yakalar. Beklenince gelmez, en olmadık zamanda gelir ve sen geri çeviremezsin, git diyemezsin…

Hayat adına aldığın kararların en başındadır. Aşktan öncesi ve aşktan sonrası vardır. İki dönemin arasındaki ince çizgide kurarsın dengeyi. Ya düşersin, ya dengeyi koruyup, sağlam adımlarla ilerlersin.

Yanlışları vardır aşkın bir de doğruları. Kolay olmayacak ve dünyadaki her şeyden değerli kalbini,  başka birine emanet etmenin bedelini ödeyeceksin arada. Sızlanmayacaksın ama arkasında duracaksın. Aşk yürek ister nitekim, yüreğin yoksa sevmeyeceksin.

Gülçin GÜLOĞLU

 

Sen şimdi gidiyor musun?

Yazan denizyildizi at 12:36 am

Sen şimdi gidiyor musun?

Zifiri karanlığın görünmez yaptığı küçük kız, odanın bir köşesinden cılız bir sesle seslendi.  İrkildi önce. Beklemiyordu bu soruyu…

Düşündü biraz. Cevap vermeden de çıkıp gidebilirdi ama yapamadı.

-Gitmem gerek, dedi yalnızca.

Başka soru sormasına müsaade etmeden hızla çıktı. Çok soğuktu. Havadaki fırtına kendi içindeki fırtınadan daha güçlü, öfkesinden daha sertti.

Yıllarca kafasına koyduğu şeyi yapıyordu, ardına bakmadan, nereye gideceğini bilmeden kaçıyordu. Ağlıyor muydu, yoksa soğuk gözyaşlarını mı akıtıyordu fark edemedi. Bu boşluk onu nereye götürecekti? Mutluluğa mı yoksa daha derin bilinmezliklere mi, düşünemiyordu.

Hayal meyal hatırladı sanki. Köşede camın altında küçük biz kızın cılız sesi:

Sen şimdi gidiyor musun?

Sahi kimdi bu? Onunla yaşamıyordu, onu tanımıyordu, daha önce birkaç defa görmüşlüğü vardı sanki ama karanlıkta tam seçememişti. O an kim olduğunu sorgulayacak ne gücü ne vakti vardı. Acele ediyordu. 

Ayakları bedenini taşıyamayacak kadar ağırlaşmıştı. Gözü kararmış, kalp atışları normal seyrinden kat be kat fazlalaşmıştı. Ne düşünebiliyor, ne görebiliyor, ne adım atabiliyordu. Öylece olduğu yere yığıldı…

***

Üşüyordu.

Üzerine giydiği ince elbise narin tenini ısıtmaya yetmiyordu. Korkuyordu da. Dışarıdaki rüzgârın sesi kulağını tırmalıyor, tırmaladıkça içine daha büyük korku yerleşiyordu. Küçük bir kızın dünyasında biriktirilemeyecek kadar fazla sır saklıyordu. Boyundan büyük şeyler düşünüyor, yaşından beklenmeyecek olgunlukta davranıyordu.

O gitti.

Küçük kız hala oturamıyordu. Yok denecek kadar az eşyayla, tavan arasından farkı olmayan küçük bir odanın köşesinde ayakta bekliyordu. Öylece bakınıyordu. Üşümekten ayakları morarmış olmalıydı, sabah mıydı gece mi bilmiyordu. Ayakları daha fazla direnemedi minik vücuduna, öylece yere yığıldı…

***


Uyandılar. İkisi de bir şey hissetmiyordu. Bütün uzuvları hissizleşmiş, kalpleri donmuş, zaman durmuştu. Zaman dün gecede mi yoksa günün aydınlığında mıydı? Kalkacak gücü bulsalar belki o arada düşüneceklerdi de… Kalkmaya takatleri yoktu.


***

Geldiği yeri bilmiyordu. Gezdiği yollar yabancıyken, gördüğü yüzler tanıdık değildi. İstediğini yapmıştı sonunda. Uzaklaşmıştı her şeyden ve herkesten. Mutlu olmalıydı sonunda. İstediklerini gerçekleştiremeyen onca insana karşın o bunu başarmıştı.

Bu başarı mıydı, yoksa kaçış mı?

Başarıysa mutlu olmalıydı ama bunu hissedemiyordu, kaçışsa kimden kaçıyordu veya neden?

Boğuluyordu. Denizde değildi ama sular yutuyor, yutkunuyor, nefes almakta zorlanıyor, giderek batıyordu. Açık hava dar geliyordu.

***

Engel olamadığı bir veda yaşamıştı. Her bir kare tüm detayıyla hafızasına yerleşmişti. Gitme diyecekken, gideceği yeri öğrenmek bile ona yetiyordu.

Gökyüzünde beliren bir güneş vardı, sarı bir yuvarlak ama bu ısıtmaya yetmiyordu. Düşünüyordu ve üşüyordu. Saçları omzunu geçiyor, belinin kıvrımlarına değdikçe kendi varlığıyla mest oluyordu. En azından kendiyle olmanın keyfini yaşıyordu. Giden biri vardı, gitmesini istemiyordu ama o gitti… Devamlı bunu tekrarlıyordu.

Küçük oda, kızın dünyasıydı. Dışarıda bunalıyordu ama bu odada, yaşadığını anlıyordu.

***

Uzun saçlar, kıvrımlı pürüzsüz bir ten, hırçın, şımarık, asi yüzün ardındaki kırılgan kalp, masum bir çocuk, anaç bir dost hatırına gelen.

Bırakmıştı onu. Pişman değildi ama içi de rahat değildi. Hayatının bundan sonraki yılları;
onsuz, yarım, heyecansız, fırtınasız geçecekti. Kaçmıştı ama belki kaçmamalıydı. Kaçmamalıydı ama artık çok geçti…

***

Artık daha güçlüydü. Küçük kız artık büyümüştü. Karanlık ve yalnız geçen bir tek gece büyütmüştü onu. Kimsenin başaramadığını “ay” başarmıştı. Geceye ve insanlara inat büyümüştü.

Pişmanlıkları vardı, geriye dönüş yoktu. Yoluna devam edecekti, oluru buydu.

***

Güçsüzleşmişti. Kararları onu çıkmaza götürüyor, mutsuzlaştırıyordu. Güneşin yalancılığına kapılıp, “ay”ın görkeminden vazgeçti. Bundan sonra bedeller yaşayacaktı. Geriye dönüş yoktu. Hayatına başkalarını sokacaktı, oluru buydu.

***

Kız büyümüş, adam hayatına yabancı kişileri almış. Kız başka küçük yürekleri büyütüp, kendine kocaman bir dünya kurmuş.

Yaşananlar unutulmamasına rağmen sayfalar kapatılmış.

Gökten üç elma düşmüş. Biri kızın kafasına biri adamın kafasına biri de insanlığa…


Gülçin GÜLOĞLU
 

 

Bu mAsAl hEp DeVAm EdEr

Yazan denizyildizi at 9:16 pm

Masallarla büyüyen bir çocuk olmadım. Kendi masalımı yarattım hayal dünyamda. Kulaktan dolma dinletilerle, babaannesine kurabiye götüren kırmızı başlıklı kız, yalandan sürekli burnu uzayan pinokyo, çeşitli aktivitelerde bulunan Ayşegül serisi yoktu benim masalımda. 

Daha çok tanıdığım insanlar üzerinde hayal kahramanları yarattım. Herkese kendi karakterleri çerçevesinde kimlik verdim. Onları öyle büyüttüm veya küçülttüm gözümde. Farklı olmayı seçtim daima, farklı olmanın anlamını henüz bilmiyorken üstelik.

Büyüyünce ne olacaksın diye soranlara doktor, öğretmen, avukat diyen çocuklara inat yazar olmayı seçtim ta küçüklükten. Anlamlarını merak etmedim kelimelerin ilk olarak, mesela kaleme neden kalem dendiğini merak ettim, ya da kitaba neden kitap dendiğini. Dekorasyona meraklıydım, farklı şeyler deneyerek güzel bir ortam oluşturmak eğlencelerim arasındaydı, o zaman bilmiyordum bu işleri yapanlara mimar dendiğini.

Kendimden soyutlanıp, arkadaşlarıma karıştığım mutlu anlarım vardı çocukluğuma dair. Zile basıp kaçmak gibi veya öylesine bir numarayı tuşlayıp, ardından "tebrikler bizden hediye kazandınız" diye güya kafaya aldığımız telefonun ucundaki sesi oyaladığımız vakitler, arabanın içinde oturup müzik dinlediğimiz vakitler… Meğer çabuk bitiyormuş çocukluk. İnsan ne kadar direnmeye ve geciktirmeye çalışsa da bir gün mutlaka büyüyormuş.

Bisikletten düşüp, dizimi kanattığım zamanlardan hatıra şimdi kalan izler. Yok olsun, silinsin diye çabalamadım hiç. Aksine her dizime bakışımda belli belirsiz bir gülümseme yayıldı yüzüme. Elim sende deyip kaçtığım arkadaşlarımın her biri kendi hayatlarına daldılar, ben de dahil. Keşke elim sende deyip kaçmaktansa elim hep burada deyip daha çok kenetlenseydi birbirine.

Yaşadığımız anın kıymetini bilmeliyiz diyoruz ama hepimiz yaşadığımız anda bir şeylerden sürekli kaçıyoruz, şikayet ediyoruz, kızıyoruz, suçlu arıyoruz vs. Kaynak göstermeksizin sorunları tırmalarken, kendimizden taviz veriyoruz.

Olmak istediklerimiz, olmaya çalıştıklarımız, yanımızda görmekten mutluluk duyduklarımız, uzaklaşmak için çaba gösterdiklerimizle bugüne geldik. İnsan olmayı öğrendik. Masal yarattık, bazen kahraman olduk bazen gerideki ama kendi masalımızda hep birinci olduk. Kendi hayatımızı yaşarken, bizden yeni hayatlar doğurduk. Masal bu ya, doğurduğumuz hayatlarla kendi sonumuzu yoğurduk.

Bu masal da şimdilik burada biter…

Gülçin GÜLOĞLU

 

Hayat Bayat

Yazan denizyildizi at 9:35 pm

Benim Dünyam


Hayır hayır hayır…
Hayır… ben istemedim yaşamak
İsteseydim hayat benim olurdu
Dünya hiçbir insana kalmazdı benden başka…
Ama benden başka herkes yaşıyor burada
O yüzden benim değil bu dünya…

Dünya kurmalıyım yeniden.
Orada yaşamalıyım ve orada yaşatmalıyım
Sadece benim olan bir dünya kurmalıyım…
Ben yaşamak istemeliyim orada…

Nedenler olmalı yalnızca bende saklı ayrıntılarda
Cevapların hepsi bende gizlenmeli
Kaçamaklar yaşamalı cümleler, yasaklar kalkmalı
Bütün harflerde ismim anılmalı, anılmasını istediklerimle…

Hayır hayır hayır…
Hayır… ben istemedim ağlamak.
Gözyaşların akmayacağı bir yaşamda nefes almalı
Unutulmalı kederin çoğaltılmış adları
Gülüşün ödül sayılmadığı bir dünya kurmalı…
Bebekler doğmalı, çiçekler açmalı, sevenler kavuşmalı…
Şimdi yeni bir dünya kurmalı…

Sebepler aranmalı kelime detaylarında
Can yakmayan bahaneler sunulmalı sonra
Huzur olmalı benim dünyamda, çığlıklar tozlu raflara saklanmalı.
Doğan güneşe açılmalı gözler, batan ayın karanlığındaki sırra inat

Ve şimdi dünyamda tüm kelimeler….
Duygular karışmış etrafta gezinmekteler…
Hayatı sorgulayan meraklı gözler
Şimdi birer birer buraları keşfetmekteler…


Gülçin GÜLOĞLU
 

 

BEDEL…

Yazan denizyildizi at 10:38 pm

Neyin diyetini ödüyor bu kalp
Bedellerin hesap defterini açtı yine bu gönül
Kendini en bilinmez derinliklere saldı yine
Bu kaçıncı?


Sal gitsin dertleri mavi sulara…
Bazen boş ver hatta hayata…
Kazık mı çakacaksın bu dünyaya
İlk önce kendini düşünmedikten sonra…

Gülçin GÜLOĞLU

 

Kişiden Kişiye Yaşam Farkı

Yazan admin at 11:30 pm

İnsanın en azılı düşmanı kimdir?
Cevap: Kendisi…

Nerden bu kanıya vardım. Tabi… öyle kolay değil atıp tutmak. Öncesi var, yaşanmışlığı var, yaşadığı günlerin birikimi var, yoğunluğu var, gözlemleri var, ötekinden berikinden duyduğu var.

İnsan ne yaparsa kendi yapar, kendine yapar, kendisinde eksik gördüğü veya tam olduğuna inandığı benliğine yapar. Görüp de görmemezlikten gelirse, duyup da duymamış gibi yaparsa, farkında olup da bir şey yokmuş gibi devam ettirirse sonuç bellidir: canı yanar.

Bencil olma diyenlere sözüm. Bencillik kötüdür kabul ama eğer yaşadığımız çağın içinde biraz olsun mutluluk arıyorsak bir tutam bencilliğimiz, kendimize dönük yaşantımız, huysuzluğumuz, yalancılığımız olacak içimizde. Bizden başka bizi yaşatacağız bünyemizde.  Başka yolumuz yok nitekim.

Boşuna demiyorlar, dünya kötülerin dünyası. Kısa vadede kazanan onlar gibi görünse de uzun yılları düşünmek gerek bir de. Hiç birimiz kazık çakmadık bu dünyaya. Hesaplaşma vakti geldiğinde can yakanlar bulur elbet cezasını. İyinin içi rahat. Yine de yapamıyor kötülüğünü, boş veremiyor olana bitene, içinde yaşatıyor sıkıntısını, ağlıyor da yine lanet okuyamıyor. Olmak lazım deyip, vazgeçemiyor iyiliğinden.

Demem o ki; iyi kendine yapar, kötü karşısındakine. İnsanın dostu da düşmanı da kendisinidir. Kimi zaman yerden yere vurur kendini, en olmadık işlerle belanın peşinden gider, inat eder; kimi zaman aynada sohbetlerinde bir şefkatli kola yoldaşlık eder, kendi kendine.

İnsan olmanın gerekliliklerinden çok, içinde insan olmanın kırıntılarını açığa vuranlardan korkmamalı aslında. Sözünü sakınmayanlardan değil, sözünü içinde büyütenlerden ıramalı. Kendine yaptığı iyiliği konuşanların yanında olmalı, başkasına yaptıklarını dile getirenlerin değil. Sevgiyi ağzıyla diyenlerden değil, yüreğiyle hissettirenlerden yana olmalı, arkadan laf eden sözde insanların peşinde koşmamalı, yüreği mert insanların sözüne gitmeli.

Nefes almayı değil, aldığı nefesin hakkını vermeyi maharet sayanların günü mü tükendi ne? Birçok yol var, yolcusu kaldırımda yaya. Tekerleklerle çabuk gitmenin değil, sağlam adımlarla gideceği yere geç varmanın keyfini yaşayanların sofrasına buyur etmeli yüreği. Kanayan kalbin pansumanı bir bezde, pamukta değil, aynı hatayı tekrarlamamakta. Unutmamalı! Acıyan kalbin acısı kolay dinmiyorken, bir mutluluk ateşinin alevi hemen bitiyor.

Yaşamın içinde saldıran da biziz, koruyan da. Biz bizden hariç her şeyin garantisiyiz. Kimin yüreğine kilit vursan anahtarı biz çift sözde. Açan da biziz, kilidi sağlamlaştıran da. Yüreği yufka kişinin merhametinde, kuş tüyünde oradan oraya sallanmakta insanlık. Birisi avuç açıp kaparsa o tüyü nasibini almakta. Ekmek aslanın ağzından çıkıp, çoktan yerin yedi kat dibine indi. Söylemek acı, yaşamak ızdırap.

Kendini düşünmeyenle düşünen bir olmuyor. Her mutluluk bir adım ötemizde bizi beklemiyor, iyi olmanın sınırları bizi ilgilendirmiyor, yaşamanın güzelliği bize kendini unutturuyor.

Şimdi anladık mı, neden kişinin en azılı düşmanı yalnızca kendi.
Çünkü aynı hataları tekrarlıyor, ders almaktan kaçınıp, düzelir diye bekliyor, ömrünü zarara katık yapıp, vaktini çalıyor. Güzellikler varken namerde el açıyor. Hayatını yaşamayı bilemiyor, bilemiyor, bilemiyor…

Gülçin GÜLOĞLU

 

  • Etiketler

  • Meta

  • Sponsorlar