
Neyin diyetini ödüyor bu kalp
Bedellerin hesap defterini açtı yine bu gönül
Kendini en bilinmez derinliklere saldı yine
Bu kaçıncı?
Sal gitsin dertleri mavi sulara…
Bazen boş ver hatta hayata…
Kazık mı çakacaksın bu dünyaya
İlk önce kendini düşünmedikten sonra…
Gülçin GÜLOĞLU

Ve bir zaman sonra sıkılmaya başlıyorsunuz. İyilerden de kötülerden de… Farklılık istiyorsunuz, sonra kaçmak… En uzağa, bazen uzak bildiğiniz yakınlara, görmek istediklerinizden uzaklaşırken bir bakmışsınız görmek istemediklerinizle soluk alıp veriyorsunuz dip dibe.
Çığlıklar yükseliyor her dağın tepesinde. Önce varla yok arası sonra yavaş yavaş derinden gelen ve gittikçe belirginleşen çığlıklar. Anlaşılmıyor kimden? Belki de kendinden…
Seke seke oyun oynayan küçük ayaklar büyüyen her sayıda başka bir engele takılıyor. Ayaklar büyüyor, hayat kısalıyor. Tanıdıklara her gün yeni yüzler ekleniyor. İyi diyorsun, sır veriyorsun yarın dostun olmaktan çıkıyor, kötü sanıp uzak duruyorsun ihtiyacın olduğunda yanından ayrılmıyor. Kim kimi çok iyi tanıyor? Muallak…
Her yer kalabalık. Adım adım insan kaynıyor ortalık. Görünüyor bir siluet ama dokunduğunda bomboş. Uzanan eller de yalan… Kördüğüm olmuş kalbin perdesini çözmeye çalışan ellerde keramet. Ondan bu denli kıymetli. İş elin dermanında mı bitiyor yoksa yüreğin cesaretinde mi o araştırılıyor.
Didik didik olmuş mutluluğun formülü. Bir kafadan her ses çıkıyor. Ne kadar da komik. İnsan sürekli birbirinin hatasını görüyor.
Sus! Yaşamın tılsımında var bu kural. Uygularsan yaşarsın dilediğince, uygulamazsan saklanırsın hayatın gerisinde.
Ve bir zaman sonra alışıyorsunuz. İyilere de kötülere de… Öncelikli olarak sizin istediklerinizin önemli olmadığını anlıyorsunuz. Dedik ya kuralına göre her şey.
Kuralsız tek oyun var yalnızca kendi bildiğini okuduğun; o da aşk. Aşıksan bu yazıyı boş geç yok eğer boşsa kalbin veya dolduramıyorsa biri kolay kolay bu yazı tam senlik…
Gülçin GÜLOĞLU
Acı sözlerin kime?
Acı sözlerim kendime. Bir nevi içimdeki ateşin daha fazla alevlenmesi için kendime verdiğim cesaretin beni mutsuzluk derecesinde rahatsız etmesi… Kendime haykırdığım her bir kelime boğazımı acıtarak ses olarak yansıyor diğerlerine. Kimse bilmiyor ama ben derinlerde arıyorum beklediklerimi, istediklerimi.
Güzel şeyler… Güzel şeyler var evet… Herkese inat, kendime bile inat, bana inanmayanlara veya başaramaz diyenlere inat harcadıklarım, kazandıklarım, biriktirdiklerim ve cebime sığdırdıklarımla güzel olanları çoğalttığım günler hızla ilerliyor. Dur diyemiyorum, demiyorum, susuyorum.
Sessizim…
Hayra alamet değil pek bu sessizliğim. Korkmak gerek, dağı tırmanmaya çalışan bir dağcının sessizliğinden. Arada ufak bile olsa sesi gelmiyorsa kulağa tedirgin olmanın tam vaktidir derim ben. Nitekim gücü tükenen ve sona yaklaşıp bir anda kendini dağın eteğinden aşağı düşen ve sonu kaçınılmaz acı son olan her dağcının sessizliği kötüye işarettir.
Takvimleri düşürüyorum bir bir. Günler çabuk geçsin diye, beklediğim var çünkü yolun diğer ucunda. Kalbimin bir adım ötesinde, elimin milyonlarca mil uzağında. Bir ses kadar yakın, soluk kadar uzak. Beklemek kadar can yakıcı bir şey; hasretlik. Söylemek isteyip de susmak durumunda kaldığın sayılı vakitlerin hemen geçmesi gibi hayat. O gidiyor ben ardından son trene yetişir gibi koşuyorum. Binmek üzereyken düştüğüm de oluyor, kılı kılına yetiştiğim veya tam vaktinde en güzel koltuğu kaptığım da.
Derinden bir oh çekişim var gizli saklı köşelerde, herkesin içinde utangaç tebessümlerimle. Sesimin soluğumun çıkmadığı yegane yerin bir adım gerisindeyim şimdi. Tereddütüm var eşikten öteye atacağım adımımda. Gitsem de bir kalsam da.
Şimdi. Tam zamanı dediğim hayat kırıntıları silindi ayakaltımdan. Acıtmıyor eskisi kadar canımı, nasır bağlamış olmalı duygularım. Alışkanlık başa dert. Zilin çalmasıyla hayat göz kırpıyor şimdi bana. Tenefüs araları mutlu eder öğrencileri ya, işte öylesine mutlu oluyorum, kısa aralarda ben de. Kendime çaldığım vakitlerin toplamında hep artıları biriktiriyorum sol yanımda.
Gülçin GÜLOĞLU
Son Yorumlar