
Saçmalama Serisi: 1
Yeryüzünde milyonlarca insan yaşamakta. Her insanın iki eli, kolu, kaşı, gözü; bir burnu, ağzı var ancak her biri görünüş itibariyle diğerinden başka. Hani değişik bir doğa olayı ya da alışılmışın dışında bir durum söz konusu olduğunda söylenen bir laf vardır ”Allahın işi” diye. İşte bu tam da bu noktada söylenebilecek bir sözdür: Allahın işi.
Bu karmaşık sıralı cümlelerden sonra konu nereye bağlanacak ben de merak ediyorum. Gelmeye çalıştığım noktadan daha ilk paragrafta epey uzaklaştım
hani zınk diye girsem çok mu itici olur. Belki… Bu riski göze almaya değer mi. Başka çarem yok
İnsan, sosyal bir varlık olmasından ötürü, sürekli diğer kişilerle iletişim halindedir. Başkaları onu ilgilendirir, gelişmeleri takip eder, plan yapar, emek sarf eder vs. kendi olmaya çalışır, kendi dünyasında hayat kurar, kurallar yaratır ancak bu zaman zarfında diğer kişilerden de etkilenir. Birinin söylediği söz, imada bulunduğu küçük bir hareket, en güçlü görüneni bile yakından ilgilendirir.
Misal; kahramanımız dinç bir şekilde yataktan kalkmıştır. Halinden memnun bir şekilde işinde gücündeyse işine, okula gidiyorsa okuluna veya işlerini halletmeye çıkacaksa dışarıya gitmek için hazırlığını yapar. Kapıdan adımını atar. Sosyal ya, illa ki bir tanıdık ile denk gelir; çalışma arkadaşı, sıra arkadaşı, kapı komşusu;
- Bugün yüzün solgun hasta mısın sen? Der ve vurucu darbeyi karşısındakine indirir. Bir sıfır yenik konuşmaya başlayan kahramanımız hiçbir şeyi yokken:
- Evet, sorma… Bugün kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Hasta mı olacağım ne? Diyerek kendini hasta olmasa bile hastalığın pençesine düşürür. Karşısındaki insanın negatif ve olumsuz tüm enerjisi artık kahramanın hücrelerinde kol gezmektedir.
Bu olayı başka şekilde anlatalım: uyanma vakti gelmiştir. Yataktan kalkmaya mecbur insan, kendini zorlaya zorlaya bir gayretle kalkar. Canı ne kendine özen göstermek ister, ne dışarı çıkıp birini görmek… Ancak günün ve saatin koşullarına göre bunu yapması olanaksızdır. Yüzünü yıkar, her zamankinden bakımsız yola düşer. Tesadüf bu ya, birine denk gelir. Belki de uzun süredir görmediği bir arkadaşı;
- Bugün ne kadar güzel görünüyorsun. Cildin parlıyor adeta, daha bir genç geldin gözüme, hayırdır? İşte… Beklenen cümle…
- Yaa öyle mi? Ben şey… Aslında… Evet ya bugün kendimi iyi hissediyorum. Bir şey de yok ama mutluyum işte.
Az önce karşılaştırmasını yaptığım durum, yeryüzünde kendini insanlığa adamış ve insanın tüm genetiğini, hal ve tavırlarını incelemede kendine meslek edinmiş kişi savunur. Ben demiyorum, bilim adamları ve kitaplar diyor. Ben yalnızca amatörce yaptığım gözlemlerimi aktardım.
İnsan bilmecesinde bir bilinmeyenli denklemin çözümünü sunmak isterdim sizlere ancak, elimden bu kadarı geliyor. Ben çözüm bulmak için değil, var olanları, gördüklerimi aktarmak için yazdım bu satırları. Devamı elbette gelecek. Malzeme insan olunca ne bende gözlem biter ne olayların işleyişi normal halinde seyreder. Hal böyle olunca bana daha çok yazı çıkar.
Nitekim beni takip edin… eliniz boş dönmeyeceksiniz garanti veriyorum.
Her şey gönlünüzce olsun…
Gülçin GÜLOĞLU
Hani bir çırpıda yaşanan hayat var ya… Kıyıdan köşeden bazen tam ortasından geçip gittiğimiz hayat, bize neler sunuyor neler…
Şikayet edip durduğumuz çok şeyi gün geliyor karşımıza çıkarıp, “iyiki” dedirtiyor ya da anlık mutluluklarımızı uzun vadede mutsuzluğa çeviriyor. Örnekleri çok, saymakla bitmez, tahmin ediyorum ki hepiniz bir evet demişsinizdir buraya kadarki yazdıklarıma.
Hayat mutluluktur ve hayat aslında bizim içimizdir. Biz olmasak ne güneşin, ne ayın, ne günün ne gecenin, ne çiçeğin, ne nefesin önemi kalır. Onları yaşatan, onların var olmasında katkıda bulunup, güzelleştiren bizleriz. Dolayısıyla hayat biziz…

Güzellikleri tek bir karede toplamak mümkün değildir. Ay olduğunda güneş yoktur o karede, tıpkı güneş olduğunda ayın olmaması gibi. Bakan gözlerle yüreğin de aynı yöne bakması asıl mucize. Çarpan kalbin diğer organlarla aynı ritimde çalışması başka bir mucize…
İçten bir gülüşün tılsımında huzur. Adım attıkça çıkan sesin güveninde hayat. Yürüyebilmenin başka bir adı aynı zamanda. Havaya açtığımız kollarımızın yaşama meydan okumasını çağrıştırır gibi. Sözler susuyor ve gözler konuşuyor… Artık çok şey değişiyor…
Çok değişik şeyler yazmadım. Hep bilindik sıradan cümleler kurdum satır satır. Biraz farkına vararak yaşamak için, şikayet etmek yerine şükretmek için, aslına biz çok önemliyiz, yapabileceğimiz ne çok şey var peki neden yerimizde sayıyoruz demek için, güne bir gün olsun asık suratla uyanmamak için, kalkmak istemiyorum değil, ne güzel bu sabahı da gördüm diyebilmek için vs. vs.
Doğru değil mi? Hayat bir adım ötede, bizler onun takipçileri. O bize uymayacak biz ona alışacağız… Bu oyun hep böyle oynanmıştır…
Gülçin GÜLOĞLU

Vesaire Vesaire…
Hayatta gerekçelerle yaşıyoruz… Yaşadıklarımızın kimi zaman ardında dururken kimi zaman bahanelerle ortadaki bir suçu başkasına atıyoruz. Vesaire vesaire… Hoş bir giriş olmasa da içimdeki sıkıntıların bir cümlesini kurmuş oldum.
Bu yazımda değer bilmenin, değer vermenin, önemsemenin ya da önemsememenin kaybetmenin öneminden bahsetmek istiyorum. Bu da nerden çıktı demeyin, yazı bu, kalem sana neler yazdırırsa sende onu yazarsın. Kaçışın olmaz.
İşyerimde yaz döneminin yoğunluğu ve yönetimin değişmesi aynı zamana denk geldi. Şansıma nereye girsem sıkı yönetim beni buluyor. Yanlış anlaşılmasın şikayetçi değilim, prensipli ve yerinde, ciddi kararlara her zaman saygı duyarım, duyuyorum da. Yalnızca yeni müdürümüzün bizler için gerek iş düzeninde gerekse özel hayattaki egolarımızın kontrolü için aldığı bir kararı paylaşmadan edemedim.
En doğru biçimde nasıl aktarırım diye düşünürken bendeki izlerini belirterek başlamak daha doğru diye düşünüyorum. Şöyle ki; yemekteki bir tek karabiberin ve kürdanın bile çok önemli olduğunu bize güzel dersler vererek öğretti. Önce çay sıkıntımız vardı birkaç güne kadar yoluna soktu, sonra soframızdaki karabiberi ve kürdanları kaldırdı onbeş gün kadar. Biz şaşkınlıkla yeni müdürümüzün yaptıklarını anlamaya çalışırken içten içe de kızdık bu kadar da olmaz diye. Anlamaya çalışmadan. Bir taraftan içimizden dışarıya atamadığımız öfkemizi bastırmaya çalışırken diğer taraftan da diğerleri üzerinde baskı kurarak birlik olmaya çalışıyorduk.
Nerde hata yaptık?
-Nedenini merak ettik ama kafa yormadık. Suçlu aradık, hatalı gördük, küçük şeylerin bizdeki değerini hala anlayamadık ta ki müdürümüz bize anlatana kadar.
Evet çok çalışıyoruz, emek veriyoruz, yemeği hak ediyoruz ama bir tek karabiberin kıymetini bilemiyoruz. O karabiber olmadan yemeğin tadı olmuyor, insanoğlu bu, lükse eğilimli aşağısı kurtarmıyor. Küçük uygulamalarla arada bir bizi birilerinin kendimize getirmesi gerekiyor maalesef. Verdiğim örnek misali…
Başka açıdan değer bilmek:
-İkili ilişkilerde örneğin, delice sevgiye inanırım. Fazlasının zarar verdiğini düşünsem de sevginin zararsız olduğuna kanaat getiririm. Seven sevdiğine zarar vermez ve sanır ki o hep orda hiç gitmeyecek hep bekleyecek hep delice sevecek. Ancak bu doğaya karşı bir durum. İnsan değişken ve çok eşli ne olursa olsun, ne söylenirse söylensin, ne tür açıklamalar yapılırsa yapılsın bu değişmez gerçek. Bu nedenle hiç gitmez deyip başka alternatif yokmuş gibi kendini hint kumaşı sayanlara sözüm, her insan bir gün mutlaka vazgeçer sevmekten, sevdiği yürekte yeri olmadığını anladığında.
Hayattaki küçük şeylere takılı kalıp zaman geçirmenin bize kattığı hiçbir şey yok, bizden alıp götürdüklerinden başka. Bu yazıdaki kilit kelime küçük… küçük şeyler ve küçük ayrıntılar… eşittir hayat… parantez: mutluluk…
Biraz dağınık bir yazı oldu farkındayım. İçimdeki dağınıklıkları kafamdaki karışıklıklarla birleştirince böyle oldu. Neyse siz beni bilirsiniz, anlarsınız demek istediklerimi. Her zaman böyle değilimdir, arada bir hoş görün beni.
Mutluluk denizinde yüzmenizi dilerken umutların peşinize takılmasına fırsat vermenizi istiyorum. Hepimiz sevilmeye layığız yeter ki biz kendimizin farkında olalım, kendimizi sevelim. Değer verelim, kıymet bilelim daima…
Gülçin GÜLOĞLU
Deli olmak ya da kendini deli hissetmek ne güzel. Bugünlerde tam da öyleyim. Bir rahatlık var ve yolunda gidenlerle beni yolumdan döndürmeye çalışan yarım akılların içimdeki savaşı karşı karşıya. Galibi, ben, kararlı adımlarımla belirleyeceğim. Sonuç ya yenilgi ya kazanım.
Sıcaklar geldi başıma vurdu. İçimde ölen hücrelerin terle birlikte dışarı sızışı beni rahatlatıyor, hafifletiyor. Ağırlıklarımı bir tarafa atmanın gülüşleri dudaklarımda misafir. Takıp üzerime yapıştırdığım sıkıntılar sızısız dışarı çıkıyor görünüyor gerçekte öyle olmasa bile. Baharı aştık sıcağı serinletiyorum içimde.
Bir tren ardında el salıyorum gidenlere bazen, bazen bir büyük otobüsün ardından bakakalıyorum bazen de giden ben oluyorum kafamı çevirip geride bıraktıklarıma selam veriyorum. Beni mutsuz etmeseler de mutlu da etmiyorlar. Üzülüyorum bunca yaşanandan sonra iz kalmamasına. Hislerimi aldırmıştım bir vakitte küçük bir operasyonla, aklıma o geliyor. Ondan sonra deliliğim çıkıyor yüzeye, sığlar paklıyor beni anca derinlere gücüm yetmiyor.
Bazen sahnede şarkıcı oluyorum, milyonlar önünde konser verirken bağırabildiğim kadar bağırarak şarkıları yaşatıyorum, bazen usta tiyatrocuların önünde gidip kendime yer açıyorum ben de varım diyerek, bazen kamera arkasında başka hayatları yönetiyorum, bazen sessizliği yaşıyorum fonda dalga sesiyle. Her şey oluyorum evlat, eş, sevgili, çocuk, genç, yaşlı, yetişkin, güçlü, zavallı, muhtaç, güvenli, azimli, korkak. Kendime gelmenin heyecanını yaşıyorum bir müddet sonra.
Ama en çok yazarken mutlu oluyorum. Hayatta olduklarımın toplamı beni yazarlığa itiyor. Ben yazarken kendim oluyorum hepsinden öte. Ne sahnede olmak ne avaz avaz şarkıları dillendirmek… ben cümleleri yaşatmak istiyorum. En çok bunu yaparken mutlu oluyorum çünkü. Bir küçük köşenin en çok yer kaplayan kelimelerini sıralamak istiyorum beyaz bir sayfada.
Ne desem kendimi anlatabilecek uçarı hallerimi anlatacak cümlem yok. Bunlar sınırlı, ben sınırı olmayan hayatı yaşamalıyım. Gıpta ile bakabilmeliler bana, sahip olduklarımla önüne geçilemez hırslarım beni birkaç adım önde tutmalı. Çok salladım canım, biliyorum. Biraz fazla atıyorum bu ara, ipi yükseğe astım, zıplamak zor olsa da hedeflerim beni güçlü kılar sanıyorum.
Hayatı ıskalama lüksüm yok nitekim. Büyük ustanın dediği gibi. Soluk soluğa geçecek bir ömrün durup nefes alma imkanı olduğunda yazacak ve anlatacak çok şeyim olmalı benim herkesten fazla. Kendimi yazmam gerek, başkasından ziyade. Bundandır birikimlerim. Huzur kendini tanıdığın gün girer kapıdan içeri, tüm çabam bu arayışın sonundaki mutlu son için…
Gülçin GÜLOĞLU
Son Yorumlar