bir deniz yıldızı masalı

Bir Kafadan Her Ses

Yazan denizyildizi at 11:38 pm

Ve bir zaman sonra sıkılmaya başlıyorsunuz. İyilerden de kötülerden de… Farklılık istiyorsunuz, sonra kaçmak… En uzağa, bazen uzak bildiğiniz yakınlara, görmek istediklerinizden uzaklaşırken bir bakmışsınız görmek istemediklerinizle soluk alıp veriyorsunuz dip dibe.

Çığlıklar yükseliyor her dağın tepesinde. Önce varla yok arası sonra yavaş yavaş derinden gelen ve gittikçe belirginleşen çığlıklar. Anlaşılmıyor kimden? Belki de kendinden…

Seke seke oyun oynayan küçük ayaklar büyüyen her sayıda başka bir engele takılıyor. Ayaklar büyüyor, hayat kısalıyor. Tanıdıklara her gün yeni yüzler ekleniyor. İyi diyorsun, sır veriyorsun yarın dostun olmaktan çıkıyor, kötü sanıp uzak duruyorsun ihtiyacın olduğunda yanından ayrılmıyor. Kim kimi çok iyi tanıyor? Muallak…

Her yer kalabalık. Adım adım insan kaynıyor ortalık.  Görünüyor bir siluet ama dokunduğunda bomboş. Uzanan eller de yalan… Kördüğüm olmuş kalbin perdesini çözmeye çalışan ellerde keramet. Ondan bu denli kıymetli. İş elin dermanında mı bitiyor yoksa yüreğin cesaretinde mi o araştırılıyor.

Didik didik olmuş mutluluğun formülü. Bir kafadan her ses çıkıyor. Ne kadar da komik. İnsan sürekli birbirinin hatasını görüyor.

Sus! Yaşamın tılsımında var bu kural. Uygularsan yaşarsın dilediğince, uygulamazsan saklanırsın hayatın gerisinde.

Ve bir zaman sonra alışıyorsunuz. İyilere de kötülere de… Öncelikli olarak sizin istediklerinizin önemli olmadığını anlıyorsunuz. Dedik ya kuralına göre her şey.

Kuralsız tek oyun var yalnızca kendi bildiğini okuduğun; o da aşk. Aşıksan bu yazıyı boş geç yok eğer boşsa kalbin veya dolduramıyorsa biri kolay kolay bu yazı tam senlik…

Gülçin GÜLOĞLU

 

İnsanın doğduğu günden ismine, yaşadığı yerin ikliminden aile sayısına kadar pek çok şey karakterinde belirleyici rol oynuyor. Neşeli, hüzünlü, durgun veya bir o kadar hareketli olması anlık olaylara göre belirlenirken, kalıcı özellikleri yukarıda saydıklarıma göre şekillenebiliyor.

Mesela burç deyip geçiyoruz, ancak gökbilimin insan üzerindeki etkilerine insanlar yıllarını vermişler. Demek ki böyle bir gerçek var. Yıldızların hareketi veya gök cisimlerinin durumları insanı gergin veya hayli rahat yapabilmekte. Doğduğu günün etkisine gelecek olursak burca göre değişen günler ve hatta saatlerle beraber dinamik, yerinde duramayan, aktif, atılgan veya tam tersi içine kapanık, cansız, hayata siyah yönünden bakan kişi özellikleri görülebilir.

Kendimden örnek vermek istiyorum. Mart ayında doğan bir koç burcuyum. Özelliklerimi okudukça kendimi görüyorum. Pek çok arkadaşım da kendi burçlarına çok uyduklarını söyler. Benimle ilgili olarak da objektif bir gözle koç burcu özelliklerini taşıdığımı düşünürler. Bu kadarı tesadüf olamaz diye düşünüyorum.

Mesela içine kapanık bir yönüm olmasına karşın canlılığı ön planda tutarım. Tembelim ama yapılması gerekenler zamanında yapılır, zorla da olsa. İş ciddiyetim vardır, özel hayatla iş hayatındaki tembelliği birbirinden tamamen ayırıyorum bu noktada. Fazlasıyla liderlik özelliğim vardır. Yapılacak bir organizasyonu koordine etmeyi çok severim. Sürünün ortasında olmaktansa sürünün başında olmak her zaman ilk tercihimdir. Düzeni severim, aile hayatı tam bana göredir. Sevdiğimi sonuna kadar sever, sevmediğimi yanımda barındırmam. Önceden kendimce analizler yapmayı severim. Dostluğum zor kazanılır kolay bitmez. Gibi gibi vs.

Bu kadar çok şeyi neden yazdım? kısacık bir şey belirtmek için. Yazı böyle bir hastalık, başı sonu yok, kelimeler insanı rahat bırakmaz. Asi ruhumun önüne geçilmez zamanlarını yaşadım dün akşam. Bundan birkaç yıl önce hayatımda bir ilk yaşamıştım bazılarının deli sporu dediği paraşütten atlayarak. Benim için çok önemliydi bu. Çünkü korktuğum ve birçok insanın yapmaktan hoşlanmayacağı şeyi yaparak kendime kendi gücümü ispatlamıştım. Kendimi çok farklı bir gözle bakabilmeyi keşfetmiştim. Hayatımda yaşadığım her ilk beni bana biraz daha yaklaştırıyor. İlk kez ailemden ayrı geçirdiğim okul yıllarım, ilk aşkın acıları, ilk maaşım, ilk vedalarımın hüznü, sancıları, ilk kez paraşütten atlamam ve son olarak ilk kez ata binmem.

Çok kolay veya komik derecede olağan duran bu durum benim için özel. Nedeni, yakın çevrem tarafından da çok iyi bilinir ki hayvanlardan korkarım. Kaldı ki koca bir atın üzerinde kendimi ona emanet etmek benim için heyecan vericiydi. Artık vakit buldukça at binmeye karar verdim. Ben sevdim bu işi. ;) Ne mutlu ki çok yakınımda istedikçe bu imkanı kullanabilecek durumdayım.

Son olarak bir mesaj vermek istiyorum. Bizim çocukluğumuz biraz daha acemi döneme denk geldiğinden olmalı ( her ne kadar çok yakın zamanın küçük çocukları olsak da ) ailemiz tarafından bir yönlendirme olmamış, herhangi bir spora veya kültürel etkinliğe. Benim tavsiyem, ailelerin çocuklarını, ilgilerine göre mutlaka bir aktiviteyi aşılamaları. Bu yolla, hem içlerindeki fazla enerji dışarı atılacak hem de kendine güvenleri tam olacaktır.

Yazılacak onca şeye rağmen bazı cümlelerin yolunu kesmek bazen daha hayırlıdır. Yazmayı çok özlemişim demiyorum zira yazı yazmayı bırakmış değilim. Yalnızca bloğuma ara ara girip, interneti arada bir kullanıyorum. İş hayatı bana iyi geldi bunu bilin bana yeter. Her birinize hoşça geçireceğiniz mutlu günler diliyorum. Mutluluk dilekleriniz sizinle olsun…

 KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN….

gülçin güloğlu

 

TaTiL HaVAsI

Yazan denizyildizi at 12:04 am


Hüzünler hep anlatılır, dile getirilir, ağlanır sızlanır dibine kadar yaşanır… Yaşanır hüzün kelimelerle çoğalır da iş mutluluğa gelince ne kelime vardır ortaya dökecek ne hisler. Sebepli sebepsiz gülüşler, dalgınlık, boş vermişlik, hayatı hep en güzel tarafıyla görmeler sessiz sinema gibi hayatın önünden akıp gider… Tıpkı benim bugünlerim gibi…

İnsan güzel şeyler yaşayınca ne yazmak istiyor ne paylaşmak. “o an”ı hissetmek istiyor. Bir tren misali kaçırmak istemiyor kapısına dayanan mutluluğu. İş, yoğunluk (derken)

aşk = mutluluk

kapıda bizi bekler oldu…

Malum çok kişi yaz aylarının sıcaklığıyla kendini sahillere atıyor. Net başında başlıyor bir tatil tantanası. Gündem konusu gidişler oluyor. Çalışanlar gıptayla bakıyor falan feşmekan…  Ben bu tatil işini uzun zamandır askıya almıştım sanırım vakti geldi. Biraz nefes almak, mutluluğumu, heyecanımı, yaz sıcağını biraz kendi içimde yaşamak istiyorum.

Bitirmek, yok saymak gibi bir durum söz konusu olamaz. Emek verilen hiçbir şey için son nokta konulamaz, bu blog kapanmadı, minicik bir tatile girdi. Arada cümlelerim yansıyacak bu satırlara… Şimdilik mutlulara daha fazlasını yaşamalarını dileyerek, mutsuzlara benim mutluluğumdan bir tutam göndererek bir gülümsemeye sebep olmak istiyorum.

Hayat…

Yaşanası koca hayat. Şimdi bana biraz müsaade.

Gülçin Güloğlu

Sevgiyi Kıskanan İNSAN…

Yazan denizyildizi at 10:18 pm

Sevgiyi Kıskanan İNSAN

Hemen hemen her gün birilerinden duyarız, eskiye oranla bugünün koşullarının ve insanlarının çok değiştiğini. Ne sevgi kalmıştır eskisi gibi ne yardımlaşma ne de genel anlamıyla insanlık. Nefes alan çoğu canlı artık sevgiyi bile yakıştıramıyorlar kalplerde.

Sevgi parayla satın alınmaz, zorla bir yüreğe bırakılmaz, zaman ister emek ister, fedakarlık gerektirir ve zor koşulları kolaylaştırır. Ve çok açıktır ki; sevgi karşılıklıdır. Bir insanı seviyorsanız eğer onun da sizi sevmesi için çaba harcamaya gerek kalmaz. Duygular öylesine bir alışverişte bulunur ki, bir yürek başka bir yürekte olduğuna öylesine inanır ki zaten otomatik olarak sevgi dolar kalbine.

Ancak birçok insan tarafından gerçek sevgi ile sonradan kazanılması zor ya da adı sevgi gibi görünen basit her an yok olabilecek hoşlanma, hoşlanma süresi kısa sürecek bir zamanlı sevgiyi ayırt edemiyor. İkisi arasındaki fark sınır tanımaz, engel tanımaz.

Sevgiyi kıskanan kişiler nasıl da çoğaldı. Bir insan anne, baba, kardeş, sevgili, eş kim olursa olsun, bir kişiye ait olabilir mi? Bir insan benliğini kendinden başka birine verebilir mi? Kendini tamamlayan özellikleridir insanı insan yapan ve bu durum hiçbir suretle başkası tarafından yönetilemez. Hele ki bu yönetilmek istenen insan kalbiyse.

Büyük sevdalar, küçük, vazgeçmenin kolay olduğu, arada bağın koptuğu fakat mecburiyetlerin ilişkide örülü olduğu durumları harcar, yer bitirir. Hiçbir şeyin önemi yoktur gerçek olanda. Tek vurucu nokta; büyük olması. Ve unutulmamalı hiçbir büyük aşk zorlamayla mümkün olmaz.

Her gönüle girmek kolay, büyük sevginin oluşması güçtür. Kalbi, benliği sahiplenmek komikliktir. Sevginin peşinden gidilmez, sevgi aradığı yürekte zaten zamanı gelince yerini bulur. Eğer konmuyorsa küçük ve yaramaz bir çocuk gibi şımarıklık sadece çocuklara yakışır. Yetişkinlerin üzerine bol gelir.

Sevgiyi karşılıklı yaşayıp sefasını süren her aşık kişiye sonsuza dek mutluluklar, tek taraflı gerçek aşkı bulup karşısındakinden istediği ilgiyi bulamayan kişilere başka güzel nasipler, her iki kişi de sevmiyor da mecburiyetler ve çıkarlar birlikte yaşıyorsa ve ilişkiyi yürütüyorsa Allah işin sonunu hayretsin.

Mutlu günlere…

Gülçin GÜLOĞLU

  • Etiketler

  • Meta

  • Sponsorlar