Nerden başlasam neyi yazsam. Bu hafta sonunu yalnızca kendim için yaşadım. Ertelediklerim, es geçtiklerim, yaşamak istediklerim, kendimden esirgediklerimle ne varsa iki güne sığdırdım. Hayvanat bahçesi, tiyatro, Pazar alışverişi, dostlarla yudumlanan kahve sohbetleri, ailemle geçirdiğim kaliteli zaman vs… Ve bunları tek yazıda paylaşıp can sıkmaktansa bende uyandırdıkları etkiyle yazılar halinde ayrı ayrı ele almak istiyorum. İlk olarak gittiğim tiyatro oyunuyla ilgili yazmalıyım, oyunun bende bıraktığı etki soğumadan.
Sanat yok mu oluyor, kişiler artık ilgi göstermiyor diyenlerin aksine çok önceden bulabildiğimiz biletle cumartesi tam 14.00’da İzmir Devlet Tiyatrosunun önündeydik. Uzun zaman olmuştu bir tiyatro oyunu izlemeyeli. Biraz da son günlerdeki yoğunluğu katarsak beni kendime getiren bir durum oldu bu oyun.
Adı: Tek Kişilik Şehir. Ankara Devlet Tiyatrosu oyuncularının sergilediği bir oyun. Günümüz insanlarının tek başınalığını konu alıp, gündemden olaylara biraz dokundurup, günlük hayatta karşımızda olup da fark edemediğimiz insanları bize gösteriyor. Aslında çok kişi arasında tek başına yaşadığımızı bize gösteriyor. Şehirler şehir dışına taşınıyor, cümlelerimiz belli kelimelerle sabit kalıyor, her gün sonu olmayan, gereksiz bir dolu kurslar açılıyor, insanlar giderek yalnızlaşıyor ve cinsel hayat artık bitiyor.
İnsanlar nasıl para kazanabiliriz dışında nasıl daha kolay para kazanabiliriz? çabası içinde. Öyle ki; para için, insanın bedeninin kendine fazlalık olarak gören kişileri intihar etme yolunda teşvik eden bir restoran bile var. Oyun burada geçiyor zaten tümüyle. Garson kız ve dört yıl boyunca internet arkadaşlığı yapıp ilk kez bir araya gelecek bir çift sahneye hakim.
Günlük yaşamda en çok kullandığınız ve hiç kullanmadığınız kelimelere hiç dikkat ettiniz mi? Bu oyuna kadar ben hiç düşünmemiştim. İşte sanatın sorgulayıcıyı boyutu. Sahi… ben günlük yaşamda en çok hangi kelimeleri kullanıyorum. Oyunda gösterildiği gibi küçük bir yere not almak lazım. En doğru şey kendimizi sınamak. Birkaç kelime arasına sıkıştırılmış sayılı cümlelerin kime ne faydası var. Çok okumak, çok öğrenmek ve bunları paylaşmak, dağıtmak gerek. Aynı kelimelerin etrafından uzaklaşıp, aynı anlamdaki değişik sözcüklerle sözlerimizi daha anlaşılır kılabiliriz.
İnsan olarak; daha, zaten, ama, ne gibi, evet, nasıl, ne zaman, niçin, hayır, neden, henüz gibi kelimeleri kullanmadığımız bir gün neredeyse hiç yok. Bırakalım günü bir konuşma yok. Sığlarda gezinip, derinlerde daha etli balıkları avlayıp iyice doyuramıyoruz karnımızı. Sahip olduklarımızın değerini yok olduklarında anlayabiliyoruz.
Zamansız açtığı çiçeklerle, güneşin aldatmacasına hemen inanan erik ağacı kandırılması en kolay canlı mı? Peki öyleyse neden hayal kırıklığıyla dökünce çiçeklerini bir bir, canımız yanmıyor hiç. Kandırılması en kolay canlı erik ağacıysa eğer umarsızlığıyla da insan birinciliği taşıyor demektir.
Dışarıdaki havaya göre mi değişiyor içinde bulunduğumuz mekanın dengesi. Dışarısı soğuksa içerisi sıcak aynı şekilde sıcaksa da soğuk… Artık her şey otomatik de bir insanlar mı kaldı kurulmadık.
Düşünün insan kendini gıdıklayamaz. Kendi kendine gülemez. Kendi kendine çoğu zaman yetemediği olur, birine hasret zamanlarda tek arkadaşı internetten mi bulur. Kendine gülmekle, kendine ağlamak ne kadar farklıdır birbirinden. Daha güzel ile daha çirkin arasında hiçbir fark yoktur diyor oyunda. Bu mümkün mü? Evet… Nasıl? Çünkü ikisisin de başında daha var. Bu “daha” ortadaki farkı yok ediyor. Alın size bir düşünme konusu daha.
Birinin kullandığı kelimeyi diğerinin kullanmamasına özen gösterin bakalım uygun bir zamanda. Ne kadar başarılı olabileceksiniz. Mesela birinizin neden dediği bir şeye sizin neden demeniz yasak. Bunun dışında aynı anlamda farklı bir kelimeyle sorun sorunuzu. Neden yerine ne gibi kullanabilirsiniz.
Bir başka çarpıcı sahne ise, ekonomi çok kötü. Nerden anlıyorsunuz, sular tertemiz, suyun dibi görünüyor, fabrika atıklarından eser yok, işçiler çalışamaz durumda da ondan. Eğer ekonomi çok iyi olsaydı sular fabrikanın atıklarıyla su olmanın dışında her şey olacaktı da ondan. Kumaş fabrikasının hiç atığı yok, eskiden çeşit çeşit renge boyanan deniz şimdi tertemiz. Düşünmek gerekmiyor mu, şaşılacak bir durum.
Hayat bilgisayardan ve bilgisayara bağlı yaşayanlardan ibaret değil. Gerçek hayat bitmedi, ekonomi durmadı, dostluklar son bulmadı, yürek çarpmaya devam ediyor, dünya dönmekten vazgeçmedi. Tek kişilik şehirler şehir dışında değil bizzat bizim olduğumuz yerde. Mutsuzluk diye bir şey yok, bu insan kandırmacası. İnsan kendine ait ezik duyguları bir şeylere yüklemek istiyor yalnızca. Akılda takılı kalan düşünceleri denize atmak veya havaya fırlatmak çok zor değil. Yalnızca bir defa deneyin zor olmadığını göreceksiniz.
Oyunda ders alınması gerekenleri ya da aldığım dersleri paylaştım. Oyunu izlemeyenler için anlamsız gelen cümleler kurmuş olabilirim. Ancak tiyatro sinema gibi değil, yerinde alınan, öğütlerle kişinin mantığı kadardır nasihatler. Kelimelere dökülmesi hayli zordur ben bunu başarmak istedim.
Herkese bol tiyatrolu günler…
Gülçin GÜLOĞLU
Son Yorumlar