bir deniz yıldızı masalı

Günler günleri kovalıyor. Kovalanan günlerde her geçen gün bir başka özel gün yaşanıyor, kutlanıyor. Arada atladığım varsayılan günlerin dışında bugünkü konuyu yazmamak olmazdı, zira gençlik konuşacak bugün. Kim dinlerse işte…

Yazık ki, kimse yapılması gerekeni yapmıyor, tatil diye günün tadını çıkarmaya bakıyor, bayramlarımız gibi. Eski tatları alamayan “şikayetçi toplum” kılını bile kıpırdatmıyor. Herkes birbirine nereye gidiyoruz diye soruyor ama hangi yolun yolcusu soran da bilmiyor. Kolay iştir bilirsiniz, birilerini suçlamak. 

Bizim zamanımızda diye başlayıp, kendi dönemindekileri övmek, yaşananları abartmak, bizim insanımıza mı mahsus bilemiyorum. Bilmeyi istediğim oluyor, araştırıp sorduğumda sonuç beni korkutuyor. Neden biz suçlamayı, kendine ait her şeyi farkında olmadan önde tutmayı seven bir milletiz.

Demem o ki; pek çok ülke gençlerini ön planda tutup, onları en iyi şartlarda okutur, en iyi hizmetleri sunar, ihtiyaçları olabilecek tüm tesislerde kolaylıklar sağlar da bir tek bizim ülkemizde gençler hep başka düşünülür. Aslında hak yememek gerekir ki başlı başına iki grup mevcuttur ülkemizde: gençleri anlayıp, genç yaşayıp, iyiye gidildiğini düşünenler ve gençleri kötü ekonomiden, zor şartlardan, karanlık gelecekten sorumlu tutanlar diye.

Önce iyiden başlarsak eğer kısaca, gençleri bu ülkenin umudu olarak görüp, onlara emanetlerinde gözleri arkada kalmayacak bilinçli diyebileceğimiz bir kesim var. Bizden önceki eksiklikleriyle ülke yönetimini devralıp,  çağdaş medeniyet seviyesine taşıyacak gücü gençlerin yüreklerinde, damarlarındaki kanın her damlasını hakkıyla akıtabilecek cesareti genlerde gören güvenli bireyler bizlere güven vermekte.

Diğer tarafta çevresinde kötü işler yapmasına tanık olduğu sayılı gençleri görüp de bunu ülkenin genelindeki tüm gençlerle bağdaştıran aklını örümceklerle dolduran büyüklerle yaşamaktayız. Ne verdiniz ki ne bekliyorsunuz diyen gençlere verecek cevapları kalmayan, anca negatif ve bastırılmış duygularıyla gençliğini yaşayamayıp, acısını başkasından çıkaracak “dünün gençleri” bizleri çıkmazda görerek kendi egolarını tatmin etmeye devam edecektirler.

Verilen cevaplar açık aslında, saygımızdan vereceğimiz ödünümüz yok gençler olarak, devraldığımız görevleri daha iyiye getirdiğimiz işlerle yeterince de ispatlıyoruz. Arada fazla geliyorsa bizim eğlencemiz bu da bizim işimiz, keyfimiz. Yoksa kimseye zararımız, kendimizden başkasına geçmiyorsa sözümüz, bırakın biz de kendi mührümüzü vuralım sayfamıza. Bizden sonrakilere ışık olacak aydınlığı savuralım dört bir yana.

Gençlik bayramı bugün. Geç kaldıklarımızla gençliğimizin uçurumunda bize verilmesi unutulmuş haklarımızı isteme günü esasıyla. Bizi duyanlar olur belki, belki de uçurumu duvar kenarı yapıp oradan mutluluğa atlayıp bir adım ötemizdeki çocukluğumuzu yaşamamız için fırsat verirler bize bugüne özel.

Bize emanetin ülkeyi hep birlikte aşacağımız ümitli yarınlara gidiyoruz Atam. Sen rahat uyu, takıldığımız yerde ilkelerinden güç alsak da senin yokluğun bugünlerde daha çok hissettiriyor kendini. Ama yine de sen rahat uyu, vatanımızı koruyup, namerde el açmayacağımızı yeterince kanıtladık biz, yine de kanıtlamaya devam edeceğiz. Bu güzel günü bize bahşettiğin, bizi unutmadığın için, bize böylesi güçlü bir vatan emanet ettiğin için sana minnettarız.

Tüm gençlerin, ruhu genç kalanların, gençleri anlayanın 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramı kutlu olsun, mutlu olsun, coşku dolu olsun…


Gülçin Güloğlu

 

sürprizzzz…

Yazan admin at 12:33 am

Birkaç gündür ertelediğim, kendimi en rahat halimle yazıya vermek istediğim bir sürecin sonu değil bu saatler. Aksine yorgun, yatmak için saatin biraz daha geçmesini beklerken güzel bir sürpriz bu yazıyı yazmamı hızlandırdı.

Yepyeni bir blog açıldı. (blogeditoru) Güzel bir ekibin başında olup yürüttüğü hoş çalışmalarla, sevdikleri blogları tanıtma sitesi diyebiliriz. Bu tanıtım için seçilen ilk sitelerden biri de benim denizyıldızım olmuş… Öyle güzel bahsetmişler ki sitemden inanın gurur duydum ve doğru işler yapmanın mükafatını almanın tadını çıkarıyorum.

Özenli cümleleri ve teşvik edici tanıtım yazılarıyla site sahibinin gönlünü almayı başarmışlar, yani benim. :P Şaka bir yana blog açmak çok kolay ancak bu işi yürütmek ve hobi dışında sorumluluk kabul etmek çok zor. Zaman zaman pes ettiğim oldu itiraf ediyorum, yeter dediğim ancak yola çıkarken kendime bir söz vermiştim ve şöyle demiştim: eğer bir kişi bile benim yazılarımda kendini bulabiliyorsa ben bu işi bırakmam. Zaman geçti, ne cümlelerim beni yanılttı ne de istikrarım. Nefes almaya devam ettiğim sürece de bu site kapanmayacaktır.

Daimi ziyaretçilerimden, hasbelkader yolu düşen kişilere kadar herkese içten teşekkürlerimi sunuyorum bu sayede. İnsanız, neler yaşamıyoruz ki… mutluluğumuz da oluyor, ağlamalarımız da, burada cümlelerimize yansıtıyoruz ister istemez, gönül dostlarımız var hatırlayan, acımızsa acımızı paylaşan, sevinçse bizimle bütün olan, sanal alemde bile bizlere hakkı geçen ne çok insan var. Bir klavye ötesinde bile gerçek hayatın izleri dışında başka dünya var artık. Sabah merakla pc yi açıp beklenen dostların yorumlarını arıyor gözlerim. Orada esirgemedikleri cümleleri görünce diyorum ki doğru yoldayım, hiç bilmediğim, ne yapar eder, nerede yaşar hiç fikrim olmayan birinin bir sözü bütün günüme moral oluyorsa eğer, bu tesadüf değil gerçeğin kendisi.

Biz aile olduk sözü laf ebeliği değil, eğer yokluğunda merak ediliyor, hastalığında ağrısı paylaşılıyor, gülüşünde hoş sedası diğerini güldürüyor, canı yanarken çözüm aranılıyorsa biz artık gerçekten bir aile olduk demektir. Beni tanıtma gereği görüp güzel cümlelerini esirgemeyen çok değerli arkadaşlara buradan binlerce kez teşekkür ediyorum. Sizin de yolunuz açık olsun arkadaşlar…

 Gülçin GÜLOĞLU

Bir Çınar Yok Oldu/ O Benim Dedemdi…

Yazan denizyildizi at 9:07 pm

İnsan… bir varmış bir yokmuş. Çırpınışlar, mücadeleler, hırslar, gözyaşları hepsi bir nefes ardımızda. Bir nefes öncesi varken bir nefes sonrası yoğuz işte.

Hani olmadık zamanda çalan telefonlar acı verir ya, acı acı çalan telefon diye başlanır söze,  dedemin ölüm haberini de öyle bir saatte aldık. Üç gündür çok hastaydı, herkesin tetikte uyuduğu bir sabaha karşı telefonumuzun acı acı çalışıyla bir kısmın amcamlarda bir kısmının da bizde uyuduğu evlatları. Hemen arabalara atladık ve tam 5 te bu hayatta vadesini tamamlayan dedemi ebedi uykusunda son defa olsun görmeye gittik.

Yatağındaydı. Üstünü battaniyeyle örtmüşler, ben bakamadım. Dedemi ölmüş gibi düşünmek istemedim çünkü, öyle aklıma gelmemeliydi. Uzaktakilere haber verdik, elimizde telefonlar, gözümüzde sızım sızım akan yaşlar, kalbimiz buz gibi. Diğer odada dedem… Sanki göbeği bir şişiyor bir iniyormuş gibi, nefes alır gibi… Neden insanlar inanmak istemedikleri şeylere karşı hep zayıf olurlar?

87 yıl, dile kolay. Neler yaşadı kim bilir, neler gördü geçirdi, yaşadı, yaşattı. Ailemizin yıkılmaz çınarı, sülalenin son erkek yaşlısı. Açları doyuran, muhtacın dilinden anlayıp yardımcı olan, sessiz, kendi halinde dedem hakkın rahmetine kavuşmuştu. Tek yemeği en sevdiği peyniri, zeytini, domatesiydi. Bir de biber kızartmasını çok severdi. Daha geçen hafta yemişti, ben yapmıştım. Geçen hafta cumartesi.

O benim dedemdi. Babamın babası, mavi gözlü bir devdi, nazım’ın şiirindeki gibi. Diğer dedemi görmek nasip olmadı bana. O erken bulmuş yerini, henüz çok küçükmüşüm. Bir anneannem kaldı geriye. Canımdan can anneannem. Uzakta şimdi, benim çok uzağımda. Aradıkça sesini duyduğum, duasını aldığım, bana nazlanan anneannem. Bir sen mi kaldın şimdi bana. Allah’ım senin de acını yaşatmasın bana.

Aile öyle bir şey ki; damarda dolaşan kanın ailenin diğer üyelerinde de aynı şekilde dolaştığını hissetmek. Bağlılık, çıkarsız, menfaatsiz ilişki, bir arada olmanın verdiği huzur, güven. Bazen günün koşullarına kaptırıp, kırsak da birbirimizi, unutsak da zaman zaman, sıcacık bir kucak yine de.

Daha dün gibi. Sanki biz hiç büyümemiş, dedemin küçücük, minik elli torunlarıyız hala. Bir bastonunu unutmam asla, bir de fötr şapkasını. Elinden hiç düşürmediği ilaç çantası bir de. Nereye gitse başucundan ayırmadığı tülbendiyle yatağında, uykusunda verdiği canı hiç aklımdan çıkmayacak. Peki ben şimdi kimin elini öpeceğim bayramda? Duymayan kulaklarıyla bağıra bağıra, napıyon dedeeeeeee? Diye sesleneceğim. 

Ahh dedem… yaşadın kendince. Soludun bu dünyadaki havayı ta ciğerine. Belki tam istediğin gibi, belki yarım bıraktıklarınla. Neler düşledin neler buldun, kimleri özledin kimleri sevdin içten içe, kimlere küs gittin. Şimdi mutlu musun? Özlediklerini gördün mü? tam 13 yıl aradan sonra kavuştun işte aşkına, babaanneme… hani piknikteydik ya… babaannem yürüyemiyordu taa nerelerden bir bardak su taşımıştın Fatma da içsin diye. Benim de senin gibi sevenim olacak mı dedem. Tüm kalbiyle..

Öldü diyemiyorum sana. Sanki şimdi tık tık yere çarpan bastonun ve sürüdüğün terlik sesleriyle kapımı aralayıp al şu parayı da kendine döner yaptır diyeceksin gibi. Sana hiçbir zaman demedim ama şimdi söyleyeyim: dedem ben hiç döner yemem, et yemem. Verdiğin parayla hep tost yerdim. Kırılma diye söyleyemedim hiç, hep sağol deyip cebime koydum yalnızca. Şimdi söyledim içim rahat etsin diye.

Sen aramızdan ayrıldın, ölmedin. Yaşayacakların var yaşama getirdiklerinle beraber. Mekanın cennet olsun dedem. Allah bizleri sevdiklerimize bağışlasın. Allah gençleri korusun.

NOT: Yanımda olup desteklerini benden ve ailemden esirgemeyen tanıdıklara, dostlara, arkadaşlara binlerce kez teşekkürlerimi iletiyorum. Adı güçsüzlük, zayıflık, çaresizlik olan ölüm böyle zamanlarda daha çok tanıdık yüz arıyor, dedeme ve tüm ölülülerimize Allahtan rahmet diliyorum. Allah taksiratlarını affetsin.

Gülçin Güloğlu

 

NİCE (ŞEKER) BAYRAMLARA…

Yazan denizyildizi at 12:10 am

Heyyyyyytttttt… Vakit silkelenip kendine gelme vakti. Son zamanlarda ne çok karamsar yazar olmuşum. İçime bi fenalık geldi vallahi. Tamam hüzün hoş duruyo dedik de bu kadar da değil. Bayram geldi çattı, eller öpülecek, harçlıklar alınacak, bayramlıklar giyilecek, gezmelere gidilecek oooooo çok iş var çok. Güzel durumların keyfini yazayım istedim bir de.

Bu bayram nasipse İstanbul sokaklarındayım. Yani siz şimdi bu satırları okurken ben İstanbul’u geziyor olacağım gözlerim kapalı. Yok o dinliyorum olacaktı :D Gözlerim kapalı gezersem eğer sizler için bol bol fotoğraf çekemem değil mi? Sonra burada sunamam.

Hani bayram yaklaşınca hep geçmiş hatırlanır. Ne kadar geriye gidilirse o kadar lezzet verir bayram sözcüğü. Herkeste bir derin anlam taşır yani. Kimi aldığı harçlıkları unutamaz, kimi topladığı şekerleri, kimi giymeye kıyamadığı bayramlığını. Kimi eskiyen raflardaki resimleri indirir bir bir, kimi bir alo sesiyle derman bulur özlemine.

Benim bayram deyince aklıma gelen ilk şey ise, sabah erkenden kalkıp dedemin yanına gitmek. Kahvaltıyı cümbür cemaat kuzenler, halalar, amcalar, yengeler bir arada yapmak. Sofraya sığmaz sıkış tepiş oturur yine o sofrada hepimiz bulunurduk. Sonra eller öpülür, harçlıklar alınır bu defa komşu amcaların/teyzelerin elleri öpülür bi şekilde yorgun argın günü bitirirdik. Şimdi her birimizin kendimize dair hayatlarımız oldu tabi.

Ve…
Evlerdeki temizlik bitedursun benim iç dünyamın ve sitemin temizliği de bugün itibariyle yapılmış bulunmaktadır. Camları açtım girebildiği kadar temiz hava girsin diye de açık bırakıp bayram süresince sizlere emanet ediyorum.

Bir güzel sözle başlayın bayrama. Bir sevdiğinizi mutlu edin bir çift güzel sözle, sizi derininden sevdiğinize inandığınız birine. Yakınınızda olamasa bile sizden hatırlanmayı bekleyenleri düşünerek bir kısa mesaj atın arayamıyorsanız bile. Karşılığını mutlaka bulacaksınız unutmayın Allah tarafından.

Şeker dağıtanların şekerlerini alıyorum, bende size bir avuç dolusu şeker bırakıyorum. Bol bol yiyin, kilodan korkmayın, biter diye çekinmeyin. Büyüklerimin ellerinden öper, küçüklerimin ellerinden tutar parka götürme sözü veririm :D

                               ŞEKERCE

                                              BİR
           
                                                     
BAYRAM

                                                                    DİLİYORUM….

30 Ağustos Zafer Bayramı

Yazan denizyildizi at 10:31 pm

Türk tarihi zaferlerle doludur. Ama 30 Ağustos 1922’de zaferle sonuçlanan Dumlupınar Savaşı, Türk ulusunun yeniden dirilişidir.

     Zafer Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal bayramı. Her yıl 30 Ağustos günü yurt çapında törenlerle kutlanır. Zafer Bayramı, 1922 yılında 26 Ağustos’ta başlayıp, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da Mustafa Kemal’in başkumandanlığında galibiyetiyle tamamlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni (Büyük Taaruz) anmak için kutlanan bayramdır. Gerçekte, tüm düşman birliklerinin ülke sınırlarını terketmesi daha sonra olsa da, 30 Ağustos, sembolik olarak, ülke topraklarının düşmandan arındığı günü temsil eder.

     Zafer Bayramı, ilk defa 30 Ağustos 1923 günü Afyonkarahisar, Ankara ve İzmir’de kutlanmıştır. Resmî olarak Zafer Bayramı ilân edilmesi 1935 yılının Mayıs ayında olmuştur. Zafer Bayramı, tüm yurtta törenlerle kutlanır. Devlet erkânı ve bir çok vatandaş, Ankara’da Anıtkabir’i, diğer illerde de anıt ve şehitlikleri ziyaret edip, Mustafa Kemal Atatürk’e, silâh arkadaşlarına ve komutasında savaşmış askerlere şükranlarını sunar. Hemen hemen her yerleşim yerinde, askerî birlikler geçit törenlerine katılır. Ayrıca dış temsilciliklerde de çeşitli kutlamalar yapılır. 30 Ağustos günü, Türkiye’de resmî tatildir.

     30 Ağustos 1922 tarihi, Türk ulusunu esir etmek isteyen emperyalist güçlere karşı; kadınıyla çocuğuyla, ordusuyla topyekûn verdiği bir savaşın ve ulusal benliğini kurtardığı ve Zafer Destanı’nın yazıldığı gündür.

     30 Ağustos Zafer Bayramınızı en içten duygularımla kutluyor, başta büyük zaferi bize yaşatan Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, bütün gazi ve şehitlerimizi rahmet, şükran ve minnetle anıyoruz…

DERLEME

BaBaLaR GüNü ÖzeL

Yazan denizyildizi at 11:06 pm

Bir efsanedir onlar… Çocukları için bambaşkadır “baba” kelimesinin anlamı. Düştüğünde
 –anne diye bağıran çocuk arkasından babasının koşup geleceğini ve onu yerden kaldıracağını bilir daima. O’na duyduğu güvenle adım atar çok zaman. Bilir ki başı sıkıştığında babası arka çıkacaktır ona.

Anne her zaman baş tacımız baba ise gönül yoldaşımızdır. Annemiz duygusallığımız babamız mantığımızdır. Özellikle kız çocukları için “baba” kelimesinde çok özel anlamlar saklıdır. Bir kızın sevdiği ilk adamdır ve bundan sonra tanıyacağı tüm erkekleri babalarının özellikleriyle karşılaştıracaktır.

Sevginin anlamı babalarımızın günü bugün. Babalar günü bugün. Bıyıkları henüz yeni terleyen ya da baba olmanın heyecanını çoktan yaşamış içimizin gülen yüzleri babalarımızın günü. Onlarla olmanın tadını çıkarabileceğimiz güzel bir gün avantajı belki de.

Doğumumuzu heyecanla bekleyen, dünyaya gelişimizle birlikte büyük sorumluluklar yüklenen ve bu durumdan hiçbir zaman şikayet etmeyen; aksine bütün çabalarını severek yerine getiren “canımız babalarımızın” günü kutlu olsun. Bizim için yaptığı tüm fedakarlıklarda tek istekleri bizim mutluluğumuz, bir tek gülüşümüz, hayata karşı zaferlerimiz hiç kuşkusuz.

Hayatta bizi en çok seven iki kişiden biri, babalarımızın gözyaşları çok nadir akar. Kızını gelin eden ya da oğlunu askere uğurlayan babanın gözlerinde gördüğümüz ıslaklık bizi de duygusal yapar. Arkamızda vara yoğa ağlayan annelerimizden çok babalarımızın titrek elleri, konuşan bakışları, nemli gözleri kalır ardımızda. Daha çok içleniriz ağlayan bir baba gördüğümüzde.

Ve bir baba daima en uzağa bakar. Dalar gider çoğu zaman. Neyi düşündüğünü sorduğumuzda susar. Ya tahmin etmemizi bekler ya da zamanla onu anlamamızı. Hep bir sorumluluğu vardır bizim üzerimizde. Kaç ayrı çocuk, o kadar sayıda omuzlara biriken ağırlık. Bir sigarası dostu olur sıkıntılarını anlattığı bir arada esince doldurduğu kadehi. Bir neşelendiği olur bir hüzünlendiği.

Her zaman bizi saran sevgisi vardır üzerimizde, bizi koruyan, kollayan. Ne yapsak bizi bırakmayacağının güveni içimize dolan. Bazen en iyi arkadaşımız bazen kalp kırıklarımız. Ama her koşulda kalp atışlarımız. Güçlü, kararlı, sert bakışlı, koruyucu, güvenilir tanıdığımız ilk adam. Dünyaya geliş sebebimiz olduğunuz için binlerce kez teşekkürler…

Baba ma özel teşekkür listem….

-Beni sevgiyle büyüttüğün için teşekkürler
-Ne kadar şapşal görünürsem görüneyim beni sevdiğin için teşekkürler.
-Beni beslemeyi hiç unutmadığın için teşekkürler.
-Esprilerim ne kadar kötü olursa olsun onlara daima güldüğün için teşekkürler.
-Israrla okumanın güzelliğini anlatıp beni okuttuğun için teşekkürler.
-Moralim bozuk olduğunda alttan alıp hoşgörülü davrandığın için teşekkürler
-Olumlu veya olumsuz tüm zamanlarımda yanımda olduğun için teşekkürler
-Kep fırlatma törenime kendi yorgunluğunu hiçe sayıp günübirlik de olsa geldiğin için teşekkürler
-Dostluğa önem verip benim de değer vermemi öğrettiğin için teşekkürler.
-“Büyüdükçe küçül” felsefenle yoluma ışık düşürdüğün için teşekkürler.
-Hiç bıkmadan bilgilerini bana aktardığın için teşekkürler.
-Düştüğümde canım yandığında beni kucakladığın için teşekkürler.
-Ağladığımda bağırmak yerine beni teselli ettiğin için teşekkürler.
-Her zaman güçlü olmam gerektiğini aşıladığın için teşekkürler
-Beni karşılık beklemeden sevdiğin için teşekkürler.
-Bana değer verdiğin için teşekkürler.
-Her zaman yanımda olacağının güvenini verdiğin için teşekkürler.

Canım babam…
İyi ki benim babamsın…
Seni çok çok çok seven hırçın deli kızın Gülçin…

engel yok !!!

Yazan denizyildizi at 12:14 pm

Dünyada farklı olmak tek tip insan modelinden ayırır her koşulda sizi. Şişmanlık, aşırı zayıflık, körlük, herhangi bir beden engeli, aşırı zeka ya da zeka geriliği gibi örneklerle çoğaltılabilir.

Ayrı olmak, değişik düşünmek, farklı görünmek vs. insanları zor duruma düşüren ayırıcı etkenlerdir. Bu hallerde kişi, kendi eksikliğini yada fazlalığını görmezden gelip normal hayatına devam edememektedir. Bununla birlikte asıl sorunlar baş gösterip kişisel gelişim denen alana malzeme çıkmaktadır.

Eskilerden beridir devam eden bir alışkanlık ya da bakış açısı insanlar tarafından hala son bulmamıştır. Kendi ezikliğini görmezden gelen ya da eksiklik olarak görmeyen insanoğlu hep bir başkasına kulp takarak kendinde biriken olumsuz duyguları başkası üzerinde yoğunlaşarak ilgiyi karşı tarafa vermektedir.

Kısa süre de olsa kendi aksaklığını kendine ve karşısındakine unutturmayı başaran kişiler sonuç olarak  aslolan gerçeği hiçbir zaman değiştirmeyeceklerdir. Oysa herkes birtakım eksikliğini kabul edip önlem almaya yönelik adımlar atsa kendini yenileyen ve törpüleyen insanoğlu kendine yetecek ve dışarıya yararlı olmaya başlayacaktır. Sadece kendi için yaşayan bir insandan farklı olarak  kendinden sonra başkasına yetebilen birden fazla insan oluşacaktır.

Düşünün ki yolda gidiyorsunuz… Hemen önünüzde görme engelli bir vatandaş. Elinde sopası ağır adımlarla ilerliyor. Kaçımızın aklına geliyor ona yardım etmek. Sopasını diğer elimize alıp koluna girmek. Ya da şişman bir kişinin arkasından bakıp işlerini zor görüyor  diye hayıflanacağımıza, geçemediği o dar alandan onu başka bir yere yönlendirmek. Başka bir örnekle yerinde duramayan fırlama bir çocuğun annesi için yardım dileyeceğimize süper zeka diğer arkadaşlarının yanına, yetkili kişilerin eline teslim etmemiz  daha mantıklı değil mi?

Odaklandığımız şeyler genelde hep işleri yoluna koymak olacağı yerde soruna soruyla cevap vermek. Çözüm bulmak değil çözümsüz kalmak. Hem de hep bahaneler üreterek. Boş zaman dediğimiz vakitleri en boş şekilde harcamak bize çok şey kazandırıyormuş gibi. Bencilce davranıp bize ait zamanları kendimize tapu yapıyoruz adeta. 

Gün içinde karşımıza çıkan ve üzülen gözlerle artlarından baktığımız dünyadaki tek tip  insanların biraz dışında kalan insanlara yardım etmek yine bizden biraz daha farklı olan insanların aklına geliyor nedense. Hiç kimse sorunlu ve takıntılı olduğunu kabul etmiyor kendini her koşulda gayet sağlıklı görüyor.

Sonuç itibariyle bir telaş yaşayıp gidiyoruz. Uzaktan izliyoruz, yakınından geçiyoruz, fark etmiyoruz. Fark etsek dahi uğraşmak istemiyoruz. Vakit darlığından şikayet ediyoruz organizasyonlara önde katılıyoruz. Gözümüz açık diyoruz önümüzde yürüyen gölgemizi göremiyoruz onu daima ezip geçiyoruz.

Görmeyen asıl gözlerin açılması, bedenleri değil beyinleri şişman olan insanların zayıflaması, aşırı veya geri zekanın değil normal zekanın düzelmesi, bencilliğin ortadan kalkması dileğimle…

Hep daha iyiye giden gelişen insan gelişen toplum stratejisiyle büyüyen dünyada herkesin rahat yaşam hakkıyla ömrünü geçirmesi dileğimle.

  • Etiketler

  • Meta

  • Sponsorlar