
Elma değil bu yediğimiz ayvaaaaaaaaaaaa…..
Ey aşk nerdesin… güzel yerdesin ))))
2007 bittiyor saatler kaldı, 2008 kucak açtı. Tüm sıkıntıları 2007 de bırakmaya hazır mısınız? Ben her şeyimle hazırım. Bu yılda tüm düzensizlikler bitecek ve akılda soru kalmayacak, mutluluk yanımızda yürüyen yoldaşımız olacak. Hissediyorum. Her şey güzel olacak…
Neşeli şarkılarla uyanacağız yeni güne, sabah yataktan kalkmak artık zor gelmeyecek, uyandığımızda bileceğiz ki evden çıktıktan sonra bir ton güzellikle ilgileneceğiz, patronlarımız ve müdürlerimiz daha anlayışlı, çalışanlar daha sakin, eşler birbirine daha hoşgörülü, saygılı, sevgililer daha çok kenetli olacak. Tüm insanların kalbinden sevgi taşacak.
İçimizde nasıl bir umut besliyorsak hepsi gerçekleşecek. Bebek isteyenin bebeği olacak, iyi bir okulda okumak için emek harcayan gençler istedikleri yeri kazanacak, sevdalı gençler kavuşacak, aşk isteyenlerin karşısına ruh eşleri çıkacak.
Mutluluk çalacak bu gece 12 de hepimizin kapısını. Açık tutun olur mu? Aman sakın evlerin kapısını değil yüreklerimizin kapısından bahsediyorum. Tüm iyi dileklerinizi en içten duygularınızla dileyin. Sevgi dileyin önce sonra huzur, sonra size ait ne varsa. Tam 12 de unutmayın. Hedefi 12 den vurun…
Açtınız mı tüm kapılarınızı sonuna dek. Açtınız mı son ses şarkınızı. Bu ara ben “elma değil bu yediğimiz ayva” ya taktım. İnsanın içini kıpır kıpır yapıyor. Elleri açtık alkışa hazır. Ortada bir oynayanımız eksikti şimdi o da tamam. Biz yerimizde omuzlarımız bir ileri bir geri, bir o yana bir bu yana. Külah şapkalar kafalarda… bu yıl çok güzel olacak ya…
Hedefime bir adım daha yaklaştım. Mutluyum şimdiden. El uzattım, kabul eden nasibini alacak mutluluğumdan. Tebessüm uzağımda değil, hemen içimde, yüzümde. Ağzım kulaklarımda… coşkuluyum… ben çok mutluyum.
Yeni yıl sürprizler yap bize ama güzel sürprizler. Şaşırt bizi ve mutlu et. Neşemizi daim et. Sıkıca sarılıyorum yaşam sana, karşılık ver bana…
Huzur olsun, sevgi olsun, aşk olsun, dileklerimiz gerçek olsun…

Bayram geldi. Ne çabuk diyoruz değil mi. Daha iki ay önce bayramdı oysa. Birçok evde temizlikler tamamlandı, tatlılar yapıldı, bayram yemekleri hazır. Özenli kıyafetler gardıropta poşetler içinde bekletiliyor. Bu durumu hiç anlayamamış olsam da…
Ben kendimi bildim bileli hiç bayramlık almadım. Yanlış anlaşılma olmasın alamadığımızdan değil de zorunluluklar beni hiç sarmaz. Ne diyorlar şimdi “free” takılmak çocukluğumdan beri bana cazip geliyor. Annem hadi alışverişe derdi ben gitmezdim. Bayram diye mi alıyon başka zaman al derdim. “cins” dedikleri türdendim…
Bir de bu aralar şu bayram öncesi ve diğer önemli gün öncelerinde yapılan alışverişlere taktım kafayı. Anlıyorum bayram ikramiyeleri oluyor, yılbaşı ikramiyeleri oluyor da merak ettiğim şey bu millet diğer günler aç mı geziyor. Çarşıya pazara çıkmak akıl karı değil.
“çok yakında kıtlık çıkacak, marketlerden alabildiğiniz kadar ürünü alıp, evinizde muhafaza edin. Kim daha fazla stok yaparsa büyük ödül onundur”
gibi anonslar yapılıyor da bizim mi haberimiz olmuyor diye düşünüyorum bazen. Rahatsız oluyorsan sen de çıkma be kardeşim diyeceksin de benim sözüm normal günlük öteberilerini alanlara değil, önemli günü “gereksiz alışveriş” çılgınlığına çevirip, sokakları kalabalık eden insanlara…
Neyse konumuz bayramdı. Kurban bayramları benim hafızamda çok renkli değildir. Akıtılan koyunun kırmızı kanı dışında. Çocukluğumda şimdiki gibi sokak aralarında kurban kesmek yasak değildi. Her bayram amcamlara gidilir orada kesilirdi kurbanlarımız. Arka bahçelerinin müsait olması ve aile büyüklerinin orada olması dolayısıyla bizim ailenin değişmez kuralıdır bu durum. Yine böyle bir bayram günü biz çocuklar kurbanı severken, birkaç saat sonra sevdiğimiz koyunun can verdiğini görünce, o güne kadar zaten zar zor bir-iki lokma yediğim eti artık ağzıma koymaz olmuştum. Bu durum hala devam etmekte. Hep anlatılır eğer bu kurbanlar olmasaydı erkekler kesilecekti diye. Nedense bu durum beni hiç ikna edemedi bugüne kadar.
Kaldı ki kurban kesiliyorsa amacı bellidir. Dinimizce kurbanı kesen kişi, etini durumu iyi olmayan ailelere dağıtır. Karşılıklı hoşgörü ile dua alınır, sevap işlenir. Oysa bugün kesenlere bakıyoruz, en iyi yerini kendine ayırıyor, diğer iyileri akrabalarına, birazını komşusuna derken zaten dağıtılacak bir şey kalmıyor. Nerde işleniyor burada sevap ben onu anlamış değilim. Kişi zaten istediği her gün bu eti yiyor, bağışı da kendisine yapmış oluyor bu durumda. Bu da ilginç.
Oysa ne kadar ihtiyaç sahibi kişiler var. Bir lokmayı geçtim ayağında çorabı yok, okula gitmeye bizim bozukluk diye tabir ettiğimiz parayla alacak kalemi, defteri yok. Bir kazakla, birinci el giyeceği (komşunun yada abisinin, ablasının eskisini giymeden) bir pantolonla yüzlerinde güller açacak insan kaynıyor ortalık. Bizdeki bu bencillik niye?
Evet bayram geldi de, bayram her zaman yüzü gülenin evine geldi. Fakire, elinde avucunda olmayana yine bayram değil. Belki sıkıcı bir yazı ama gerçekleri göstermek istedim. Bu yazdıklarımı siz yapmıyor olmayabilirsiniz ama en yakınınız olur, komşunuz olur. Bir şeyleri hatırlatmak da uygulamak gibi sevaptır.
Benim naçizane bir önerim var. Günümüzde yardım dernekleri bir hayli yol aldı. Yardıma muhtaç kişilere gerçek anlamda el uzatıp, yaralarını sarıyorlar. Bağışlarınızı yaptıktan sonra gözünüzü arkada bırakmıyorlar. Üstelik adım adım takip bile edebiliyorsunuz. Durumu iyi olanlar, bu bayram ne yapabilirim diye düşünenler bence bu tür yerlere bağışlarda bulunarak da güzel bir olaya vesile olabilirler.
Herkese güler yüzleriyle geçirecekleri mutlu bayramlar diliyorum. Açlığın olmadığı, her evde kaynayan bir tencere varlığının sürekliliğini diliyorum. Allah nerde muhtaç varsa ona yardımcı olsun. Soframızdan bereket, yüreğimizden aşk eksik olmasın.
Sevgiler…

Hava bozuk olunca ve iki kız arkadaş buluşma kararı alınca ne yapılır. Tabi ki plan hazırdır. Sinemaya gidilir. Biz de öyle yaptık. Dünden anlaştık Pazar günü sinemaya gideceğiz. Film zaten belli. Uzun zamandır gösterime gireceği günü beklediğimiz beyaz melek.
Film bunalımda olanlara tarafımdan pek tavsiye edilmemektedir. Zira ağlamak istiyorum ne yapmalıyım diye düşünenler içinse biçilmiş kaftan.
Çok duygusal bir film. Gözünüzden yaş gelirken, birden gülümsemenin hoş sedası yerleşiyor yüzlere. İzlerken kendinizi sınıyorsunuz, bir yandan da ben olsam ne yapardım diyerek veya böyle bir durumda kalsaydım şöyle olur muydu diye.
Filmin bir karesinde keke (Mahsun Kırmızıgül) soruyor huzur evinde kalan bir yaşlıya.
-insanlar ana-babalarını niçin getirip buraya bırakırlar? Yaşlı kadın cevap veriyor:
-ana-babalar küçücük yerlerde küçücük yüreklerine çocuklarını, torunlarını sığdırabiliyorken, evlatlar koca koca apartman dairelerine veya villalarına ana-babalarını sığdıramıyorlar.
Böylesine düşündürücü ve büyük bir laf daha edilemezdi. Mesaj verilmiş, almak isteyen ve bugün olmuş hala vicdan sahibi olan insanların yüreği dayanmaz bu cümleye.
Sahi bu kadar ağır mı insan eti? Bu kişi yıllarca tabiri caizse gık’ını çıkartmadan türlü eziyetlerle sizi/bizi büyüten anne babalarımız olsa dahi. Bu kadar zor mu yaşamda onlara açacağımız bir küçük kapı?
Huzur evi. Başka bir sahnede soruyor yine keke huzur evi görevlisine.
-burası neresidir? Cevap açık:
-burası insanların ölümü beklediği yerdir.
İnsanlar gençken sanıyorlar ki biz yaşlanmayıp hep böyle kalacağız. Elimiz ayağımız tutacak, dilimiz söylediğinde bugün karşımızda el pençe divan duranlar o gün de sözümüzü dinleyecek, çaldığımız kapılar bizi buyur edip, en güzel şekilde misafir edecekler. Keşke böyle olsa, keşke en hürmet edilecek zamanlarda bekledikleri ilgiyi verebilsek onlara.
Ne kadar söylesek de veya istesek de bir zaman sonra yalnız olmak istiyor insanoğlu. Öylesine bıkılmış ve öylesine işle geçiyor ki yaşam, bir başkası ağır geliyor bu koşuşturmaca da. Zaman ayıramıyor, bekledikleri ilgiyi sağlayamıyoruz onlara. Ama bu demek değil ki türlü saygısızlıkları yapıyoruz.
Adını Melek Hemşireden (Yıldız Kenter) alıyor film. Beyaz meleklerin var olduğunu ve bu melekleri yalnızca öldüğümüzde göreceğimize inanıyor. Bir meleği var kimsenin inanmadığı fakat onun özenle hayalinde yaşatıp her gece yatmadan ona gününü anlatıp, duygularını paylaştığı. Belki de ona duyduğum sempati bu yönüyle kendime çok benzetmiş olmamdan kaynaklanıyor. Benim de var herkesten gizli tuttuğum bir meleğim. Beni gittiğim yerde ve çıktığım yolcuklarda yalnız bırakmayan bir yoldaş. Cinsiyeti yok. Keza filmde de bunu vurguluyor Melek Hemşire. Meleklerin cinsiyeti yoktur.
“Gökyüzünde her şeyin bir melayekesi (melek değil) var. Ve bu melayekeler yeryüzüne yağmur damlası olarak düşerler. Onun içindir ki hiçbir yağmur damlası birbirine değmezler.” Bu da Melek Hemşirenin sözlerinden.
Yağmurdan kaçmadım hiç. Aksine dışarıda yağmura yakalandığımda çevremde koşturan insanların yanı sıra daha bir yavaşlattım adımlarımı. Üzerime konan her yağmur damlasını bana verilen bir hediye kabul ettim ve başımın üzerinde ağırladım. Bundan da yakınlık duydum Melek Hemşireye. Sevdasına sahip çıktığı için, iyi olmayı hedef seçtiği için, renge olan tutkulu sevdası için (kendimin turuncu sevdasını hissettim onun beyazlığa duyduğu aşkta. Öldüğümde her yer bembeyaz olsun diyordu. Ben de her yer turuncuya bürünsün isterdim. Ne güzel olurdu…), meleği olduğu için ve bakışlarıyla cümleler kurduğu için. Bunlar için.
Filmde sürekli ağlayıp bazen kendi yaşlılığınızı görüp, bazen de sizin onlar için yapamadıklarınızı anlayıp daha sıkı sarılıyorsunuz gözünüzden akan yaşa. Sımsıkı bir bağ gelişiyor bugünle geleceğiniz arasında.
Etkilenmedim demek doğru değil. Filmi ilk izleyenlerden olduğum için mutluyum. Kimsenin yorumuna maruz kalmadan ve henüz filmdeki duyguları kimse aşağı çekmeden objektif açımla değerlendirme imkanım oldu.
Filmin sonunda yeterince büyüleniyorsunuz zaten. Ancak çıkışı beklerken çok kişinin okumayı es geçtiği bir not ilişiyor hemen ekranda.
“Türkiye’deki huzurevlerinin %80’i büyükşehirlerde. Doğudaki huzurevleri ise bakacak yaşlı sayısı çok az olduğundan %5’i kapatılmıştır.”
Not bu kadar. Almak isteyene alenen mesaj verilmiş. Sahi biz büyükşehirlerde yaşayanlar değerlerimizi daha mı çabuk yitirir olduk. Yüreklerimiz mi küçüldü, saygımız mı bitti yoksa işlerimiz mi çok ağır? Düşüncesizliğimize mi verelim bu durumu yoksa her şeyi çok mu fazla dışarıda ve bizden uzak görüyoruz.
Cevabı net olan ancak kendi beynimizde atladığımız ve bulandırdığımız sorular bunlar. Batı özentisi içinde yaşayan insanlar değerleri yok mu ediyorlar ki?
Gülçin Güloğlu

Son zamanların genç yaşlı herkesin favori sitesi facebook tayım ben de. Malum netle ilgili herhangi bir yenilikte kendimi orda görme zorunluluğu hissediyorum. Adeta üzerimde baskı kuruluyor
-gel !!!
-burada olmalısın !!!
-buraya katılmalısın !!! der gibi.
Bazı yönlerini her ne kadar tasvip etmiyor olsam da güzel yönleri de yok değil. Kızdığım yönü; insan hayatının bu kadar teşhir edilmesi. Şimdi “böyle düşünüyorsan girme kayıt olma zorunluluk yok” denilebilir. Çok da mantıklı ancak bazı konular üzerinde yorum yapmak için o konunun üzerine gitmeli ve tüm detayını çözmelisin.
Zevkli yanları da var. Örneğin diyalog halinde olduğun kişilerle çeşitli eğlenceler yaratabiliyorken, uzun zamandır hiç görüşmediğin, bir şekilde irtibatının koptuğu kişileri, yaşamının bir döneminde güzel günler geçirip, rüzgârın diğer tarafa esmesiyle seni içine alıp götürmesi nedeniyle son bulan arkadaşlıkların başlangıcı oluyor belki de bu site.
Benim de ne yaptıklarından bihaber yaşadığım ancak yaşamımın bir bölümünde unutulmaz zamanlar geçirip sonrasında görüşemediğim birkaç arkadaşımı geri kazanmamla facebook a daha bir olumlu bakar oldum.
İnsana hayatı boyunca insan lazım. Sevinçte, üzüntüde. İnsan kazanmak çok zor, gerçekten tanımak da öyle. Hayatına insan katmak kişileri güçlendirir. Hayatın boyunca biriktirdiğin kişi sayısı kadardır aslında senin insanlık değerin. Ne kadar çok kişi biriktirmişsen kalbinde ve ne kadar çok kalbe yer etmişse senin sevgin bence hayatında yaşadığın güzelliğin toplamıdır bu ölçü.
Ben de zamanında yer edip sonrasında yarım kalan bu ilişkileri burada tamamladığım için çok mutluyum. Şimdi az olan sayı eminim ki giderek artacaktır.
Zararına ve neden karşı olduğum konusuna gelirsem eğer; kişileri bulmak bu kadar kolay olmamalı belki de. Kişi bilgileri bazısında sınırsız. Buna gerek yok bence. Bilinmesi gerektiği kadar bilgi verilir, eğlenceye bakılır fazlası göz çıkarır. Sonrası, görüşmek istediğin kişi gerçekten seni bulduysa irtibat kesilmez, görüşmek istemezsen silinir. Gerçi sistem böyle işlemesine rağmen insanlar bu konuda da abartıdan kaçmamış ve bunu da kötüye kullanmaya başlamış bile. Tanımadığı birini listesine ekleyip, maksat yeni biriyle tanışmak olsun diye amacı kendine çekmek ne kadar kötü. Kızdığım nokta bu işte.
Fazla uzatmaya gerek yok. Bugünkü konuda bu olsun istedim. Gündemden bir çılgınlık örneği. Yenilik hiç bitmiyor görüldüğü gibi. Dünya giderek küçülüyor dedikleri bu olsa gerek. Çocukluk arkadaşın dünyanın bir ucunda olsun hiç fark etmiyor, seni rahatlıkla bulabiliyor. Biriktirdiğin ama türlü nedenlerle uzaklaştığın kişiler ummadığın anda karşına çıkıyor. Seni mutlu ediyor.
Benden de bunlar dökülsün bugünlük. Başka konularda buluşmak üzere… Bu zamana kadar biriktirdiğiniz kişi sayısı ile kalmayacağınız, kalan ömrünüzde birikime devam edebileceğiniz güzel günlere…

Yazık…
Olan kimseye olmuyor aslında. Olan genç yaşta memleket uğruna ölen, ardında gözü yaşla bekleyen anaya, babaya, evlada, eşe, kardeşe, sevenlerine oluyor. Yolunda can verdiği vatan sakinlerine oluyor olan. Gidenler erken veda ediyor yaşama, acı dolu yürekler bırakıyor geride. Bağrında eskiden beridir şehit düşenlerin resimleriyle, acılarını taşıyan önce ailelerine sonra milletimize oluyor olan.
Kimin sesi çıkınca dinecek bu yara. Kim dur demeli ki bitsin bu ölümler. Terör var evet terör. Daha çok yakın zamanda en yakınımda yaşadım terör lanetini. Bir can verdik, yaralıların yarası iyi olmadı daha, o anı canlı canlı yaşayanların psikolojisi düzelmedi. Hala geçemiyoruz o yerden. Ve izleyemiyoruz televizyonlarda, okuyamıyoruz gazetelerde şehit haberlerini. İçimiz yanıyor, birilerinin sesi çıkmalı artık. Dur denmeli. Söz değil icraat bekliyoruz. Konuşmayın artık, çalışın, çabalayın. Ölmesin artık gençler, ardında yetim bırakılmasın küçükler ve ağlamasın anne baba.
Ne zorluklarla büyüyor bir evlat. Kolay mı öyle can almak. Sorulacak elbet hesabı. Günü bekliyoruz, giden gelmeyecek biliyoruz ama geride kalanların canlarına zarar gelmemesi için çabamız. Bir ocak daha sönmesin, diğer asker ailelerinin evlerinin ışığı yansın kaygısızca, sabahı zor eden bir millet uykusuz kalmasın geceleri.
Sesimin çıktığı kadar haykırıyorum bugün. Kim duyar, kim üstüne alınır bilmiyorum. Herkes alışmış bir adım geride durmaya. Kime laf anlatsan başını sallıyor, sana hak veriyor. Birlik olmaya gelince bir endişedir gidiyor.
Biz çağlardır şehit verdik, veriyoruz. Bayrağımızın rengi buna şahit. Hadi biz içimize gömdük diyelim ya aileleri? Ailelerine kim verecek yitirilen bir evladın hesabını. Kim özenle, iki gözünden sakınarak büyüttüğü evladının yerine koyabilecek herhangi bir sevgiyi ve kim doldurabilecek büyük boşluğu? Soruyorum… Yanıt beklemiyorum. Yanıt zaten çok açık…
Gülçin Güloğlu

Artık gece yatarken yarın yaşayacağımıza dair hiçbir güvencemiz yok. Dışarı çıkarken, yapmamız gereken ne bir alışverişi ne de gitmemiz gereken yerleri önemseyeceğiz. Hiçbir şey yapmadan günümüzü evde geçirmek zorundayız. Neden mi? Nedeni çok açık.
Bu sabah uyanıyorum İzmir Buca ilçesi Şirinyer semti’nde patlama. Yani benim yaşadığım yer. Büyük bir gürültü. İşlerimi erteledim, ve hemen hemen her gün geçtiğim ve geçmek zorunda olduğum bu yerden korka korka geçeceğim, geçeceğiz bundan böyle.
Amaçlarına ulaşıyorlar kimler kuruyorsa bunları. Geceden yerleştirilen bir bomba düşünsenize. Ve bir dershanenin önüne ve büyük bir alışveriş merkezinin yanına. Bütün bankaların sıra sıra dizildiği büyük bir meydana. İnsanların dolup taştığı bir saatte. Benim de kuzenimin bizzat tanık olduğu büyük bir olay. Artık rahat uyuyamayız, uyku tutmayacak bizi. İzmir’de meydana gelen 2. bomba, İzmirlilere karşı bir hareket değil bu, hepimize. Bugün şirinyerde olan patlamanın yarın sizin yaşam alanınızın yakınında olmayacağının güvencesi yok hiçbirinizde.
Bir ölü ve şimdilik 8 yaralı olarak bildirilen rakamların artmaması dileğimle. Ve artık kimlerin gücü yetiyorsa bunlara dur demenin zamanı geldi artık. Ben korkmadan, yarın ne yaşayacağız demeden, rahat rahat dışarı çıkabileceğim, işlerimi halledebileceğim özgür bir kentte yaşamak istiyorum. Geleceğimden endişe duyarak değil, geleceğimi garantiye alarak yaşamak istiyorum. Herkesin istediği gibi. Çok şey istemiyorum artık yeterrrr.
HEPİMİZE GEÇMİŞ OLSUN
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=38518&cat=110&dt=2007/10/02
http://www.haberler.com/izmir-deki-patlama-eczaci-umran-civan-bombali-haberi/
Son Yorumlar