bir deniz yıldızı masalı

Ege den bir demet…

Yazan denizyildizi at 11:05 pm

Hep işten ibaret değil hayat yani sadece işe kilitlenip kalmak yerine işin dışında hayattan çalman gereken zamanlar da olmalı. Tatile çıkıyorum dedim uzun süre önce, yokum dedim, çok kişi sahiden tatile çıktığımı düşünmüş. Nerdeeeee ? Yaz başladı tam gezme vakti işbaşı yaptım, iş her şeyden önce gelir dedim yaz sıcaklarına balıklama atladım.

Benim için tatil demek işten arta kalan haftanın bir gününe sığdırdığım işe gitmediğim saatler toplamı. Misal bugün. Yorgunluğum diz boyu, ayaklarımın altından sıcaklık akıyor, hafif bir karıncalanma seziyorum ama mutluluk sarhoşluğu sesimi çıkarmıyorum.

Bugünkü tatilim :P çok güzeldi. Sayfalar dolusu yazıya değecek türden hani. Canım arkadaşım Emelin Ege kıyılarındaki günlerinde son günleri. Vurduk şişenin dibine, sazları çaldık, sohbeti koyulaştırdık, deli hallerimizi şaha kaldırdık. En güzel tarafı iki can dostumun bir arada olmasıydı. Çok güzel bir durumla bir günü bitirdik. Ayşegül, Emel, ben, Ayşegül ün ablası ve onun sıkı dostu Funda. Hepimizin hayattan, ilişkilerden, sevgilerden, sevgililerden çekmişliği varken ortadaki sözler biter mi hiç?

Hayata karşı mızıkçılık yapmak gerek bazen. Her zaman suyuna gidip, ipin ucunu kaçırdığında bir dahaki mutluluğu zor yakalarsın çünkü. Hep onun üstün olduğunu düşünüp, kendini küçük gördükçe tepene biner insan misali. Kör kuyularda aramaya başlarsın bu defa aradıklarını. Ne gerek var buna…

Deli gibi bir o yanda bir bu yandaydık bugün. Sokaklarda bizden başka birileri daha olduğunu unuttuk, görmedik bizden başkasını. Böyle yaşamak içten gülümsemenin ilk kapısı olmalı. Uzun süre sonra keşfetmenin huzuru içimizde yayılan. İçimizden birbirimize delice sarılmak geldi ve demedik ayıp olur… Sıkıca sarılıp koca bir öpücük kondurduk yanaklarımıza sonra çaktık tam ortadan hayatın koca ellerine. Sıkı dost olduk artık, zor bırakır bizi belli. Sevdi bizi hayat, çok sevdi. :D

Yazacak çooooooook şeyim var ama halim yok. Bir dolu resimden seçtiklerimi yayınlamak isterdim ama nedense onları ekleyecek halim de yok. Şimdilik burada yarım kalsın cümlelerim ve resimlerim, çok yakın zamanda hepsini güzel bir videoyla huzurlarınıza getiririm olmaz mı?
Mutlulukla, aşkla, sevgiyle kalın…

Gülçin GÜLOĞLU

15/07/2008

 

 

TaTiL HaVAsI

Yazan denizyildizi at 12:04 am


Hüzünler hep anlatılır, dile getirilir, ağlanır sızlanır dibine kadar yaşanır… Yaşanır hüzün kelimelerle çoğalır da iş mutluluğa gelince ne kelime vardır ortaya dökecek ne hisler. Sebepli sebepsiz gülüşler, dalgınlık, boş vermişlik, hayatı hep en güzel tarafıyla görmeler sessiz sinema gibi hayatın önünden akıp gider… Tıpkı benim bugünlerim gibi…

İnsan güzel şeyler yaşayınca ne yazmak istiyor ne paylaşmak. “o an”ı hissetmek istiyor. Bir tren misali kaçırmak istemiyor kapısına dayanan mutluluğu. İş, yoğunluk (derken)

aşk = mutluluk

kapıda bizi bekler oldu…

Malum çok kişi yaz aylarının sıcaklığıyla kendini sahillere atıyor. Net başında başlıyor bir tatil tantanası. Gündem konusu gidişler oluyor. Çalışanlar gıptayla bakıyor falan feşmekan…  Ben bu tatil işini uzun zamandır askıya almıştım sanırım vakti geldi. Biraz nefes almak, mutluluğumu, heyecanımı, yaz sıcağını biraz kendi içimde yaşamak istiyorum.

Bitirmek, yok saymak gibi bir durum söz konusu olamaz. Emek verilen hiçbir şey için son nokta konulamaz, bu blog kapanmadı, minicik bir tatile girdi. Arada cümlelerim yansıyacak bu satırlara… Şimdilik mutlulara daha fazlasını yaşamalarını dileyerek, mutsuzlara benim mutluluğumdan bir tutam göndererek bir gülümsemeye sebep olmak istiyorum.

Hayat…

Yaşanası koca hayat. Şimdi bana biraz müsaade.

Gülçin Güloğlu

Yolculuktaki Duraklarım !

Yazan denizyildizi at 7:44 pm

Deli olmak ya da kendini deli hissetmek ne güzel. Bugünlerde tam da öyleyim. Bir rahatlık var ve yolunda gidenlerle beni yolumdan döndürmeye çalışan yarım akılların içimdeki savaşı karşı karşıya. Galibi, ben, kararlı adımlarımla belirleyeceğim. Sonuç ya yenilgi ya kazanım.

Sıcaklar geldi başıma vurdu. İçimde ölen hücrelerin terle birlikte dışarı sızışı beni rahatlatıyor, hafifletiyor. Ağırlıklarımı bir tarafa atmanın gülüşleri dudaklarımda misafir. Takıp üzerime yapıştırdığım sıkıntılar sızısız dışarı çıkıyor görünüyor gerçekte öyle olmasa bile. Baharı aştık sıcağı serinletiyorum içimde.

Bir tren ardında el salıyorum gidenlere bazen, bazen bir büyük otobüsün ardından bakakalıyorum bazen de giden ben oluyorum kafamı çevirip geride bıraktıklarıma selam veriyorum. Beni mutsuz etmeseler de mutlu da etmiyorlar. Üzülüyorum bunca yaşanandan sonra iz kalmamasına. Hislerimi aldırmıştım bir vakitte küçük bir operasyonla, aklıma o geliyor. Ondan sonra deliliğim çıkıyor yüzeye, sığlar paklıyor beni anca derinlere gücüm yetmiyor.

Bazen sahnede şarkıcı oluyorum, milyonlar önünde konser verirken bağırabildiğim kadar bağırarak şarkıları yaşatıyorum, bazen usta tiyatrocuların önünde gidip kendime yer açıyorum ben de varım diyerek, bazen kamera arkasında başka hayatları yönetiyorum, bazen sessizliği yaşıyorum fonda dalga sesiyle. Her şey oluyorum evlat, eş, sevgili, çocuk, genç, yaşlı, yetişkin, güçlü, zavallı, muhtaç, güvenli, azimli, korkak. Kendime gelmenin heyecanını yaşıyorum bir müddet sonra.

Ama en çok yazarken mutlu oluyorum. Hayatta olduklarımın toplamı beni yazarlığa itiyor. Ben yazarken kendim oluyorum hepsinden öte. Ne sahnede olmak ne avaz avaz şarkıları dillendirmek… ben cümleleri yaşatmak istiyorum. En çok bunu yaparken mutlu oluyorum çünkü. Bir küçük köşenin en çok yer kaplayan kelimelerini sıralamak istiyorum beyaz bir sayfada.

Ne desem kendimi anlatabilecek uçarı hallerimi anlatacak cümlem yok. Bunlar sınırlı, ben sınırı olmayan hayatı yaşamalıyım. Gıpta ile bakabilmeliler bana, sahip olduklarımla önüne geçilemez hırslarım beni birkaç adım önde tutmalı. Çok salladım canım, biliyorum. Biraz fazla atıyorum bu ara, ipi yükseğe astım, zıplamak zor olsa da hedeflerim beni güçlü kılar sanıyorum.

Hayatı ıskalama lüksüm yok nitekim. Büyük ustanın dediği gibi. Soluk soluğa geçecek bir ömrün durup nefes alma imkanı olduğunda yazacak ve anlatacak çok şeyim olmalı benim herkesten fazla. Kendimi yazmam gerek, başkasından ziyade. Bundandır birikimlerim. Huzur kendini tanıdığın gün girer kapıdan içeri, tüm çabam bu arayışın sonundaki mutlu son için…

Gülçin GÜLOĞLU

 

Sevgiyi Kıskanan İNSAN…

Yazan denizyildizi at 10:18 pm

Sevgiyi Kıskanan İNSAN

Hemen hemen her gün birilerinden duyarız, eskiye oranla bugünün koşullarının ve insanlarının çok değiştiğini. Ne sevgi kalmıştır eskisi gibi ne yardımlaşma ne de genel anlamıyla insanlık. Nefes alan çoğu canlı artık sevgiyi bile yakıştıramıyorlar kalplerde.

Sevgi parayla satın alınmaz, zorla bir yüreğe bırakılmaz, zaman ister emek ister, fedakarlık gerektirir ve zor koşulları kolaylaştırır. Ve çok açıktır ki; sevgi karşılıklıdır. Bir insanı seviyorsanız eğer onun da sizi sevmesi için çaba harcamaya gerek kalmaz. Duygular öylesine bir alışverişte bulunur ki, bir yürek başka bir yürekte olduğuna öylesine inanır ki zaten otomatik olarak sevgi dolar kalbine.

Ancak birçok insan tarafından gerçek sevgi ile sonradan kazanılması zor ya da adı sevgi gibi görünen basit her an yok olabilecek hoşlanma, hoşlanma süresi kısa sürecek bir zamanlı sevgiyi ayırt edemiyor. İkisi arasındaki fark sınır tanımaz, engel tanımaz.

Sevgiyi kıskanan kişiler nasıl da çoğaldı. Bir insan anne, baba, kardeş, sevgili, eş kim olursa olsun, bir kişiye ait olabilir mi? Bir insan benliğini kendinden başka birine verebilir mi? Kendini tamamlayan özellikleridir insanı insan yapan ve bu durum hiçbir suretle başkası tarafından yönetilemez. Hele ki bu yönetilmek istenen insan kalbiyse.

Büyük sevdalar, küçük, vazgeçmenin kolay olduğu, arada bağın koptuğu fakat mecburiyetlerin ilişkide örülü olduğu durumları harcar, yer bitirir. Hiçbir şeyin önemi yoktur gerçek olanda. Tek vurucu nokta; büyük olması. Ve unutulmamalı hiçbir büyük aşk zorlamayla mümkün olmaz.

Her gönüle girmek kolay, büyük sevginin oluşması güçtür. Kalbi, benliği sahiplenmek komikliktir. Sevginin peşinden gidilmez, sevgi aradığı yürekte zaten zamanı gelince yerini bulur. Eğer konmuyorsa küçük ve yaramaz bir çocuk gibi şımarıklık sadece çocuklara yakışır. Yetişkinlerin üzerine bol gelir.

Sevgiyi karşılıklı yaşayıp sefasını süren her aşık kişiye sonsuza dek mutluluklar, tek taraflı gerçek aşkı bulup karşısındakinden istediği ilgiyi bulamayan kişilere başka güzel nasipler, her iki kişi de sevmiyor da mecburiyetler ve çıkarlar birlikte yaşıyorsa ve ilişkiyi yürütüyorsa Allah işin sonunu hayretsin.

Mutlu günlere…

Gülçin GÜLOĞLU

Gitsem De Bir Kalsam Da…

Yazan denizyildizi at 11:50 pm

Acı sözlerin kime?
Acı sözlerim kendime. Bir nevi içimdeki ateşin daha fazla alevlenmesi için kendime verdiğim cesaretin beni mutsuzluk derecesinde rahatsız etmesi… Kendime haykırdığım her bir kelime boğazımı acıtarak ses olarak yansıyor diğerlerine. Kimse bilmiyor ama ben derinlerde arıyorum beklediklerimi, istediklerimi.

Güzel şeyler… Güzel şeyler var evet… Herkese inat, kendime bile inat, bana inanmayanlara veya başaramaz diyenlere inat harcadıklarım, kazandıklarım, biriktirdiklerim ve cebime sığdırdıklarımla güzel olanları çoğalttığım günler hızla ilerliyor. Dur diyemiyorum, demiyorum, susuyorum.
Sessizim…
Hayra alamet değil pek bu sessizliğim. Korkmak gerek, dağı tırmanmaya çalışan bir dağcının sessizliğinden. Arada ufak bile olsa sesi gelmiyorsa kulağa tedirgin olmanın tam vaktidir derim ben. Nitekim gücü tükenen ve sona yaklaşıp bir anda kendini dağın eteğinden aşağı düşen ve sonu kaçınılmaz acı son olan her dağcının sessizliği kötüye işarettir.

Takvimleri düşürüyorum bir bir. Günler çabuk geçsin diye, beklediğim var çünkü yolun diğer ucunda. Kalbimin bir adım ötesinde, elimin milyonlarca mil uzağında. Bir ses kadar yakın, soluk kadar uzak. Beklemek kadar can yakıcı bir şey; hasretlik. Söylemek isteyip de susmak durumunda kaldığın sayılı vakitlerin hemen geçmesi gibi hayat. O gidiyor ben ardından son trene yetişir gibi koşuyorum. Binmek üzereyken düştüğüm de oluyor, kılı kılına yetiştiğim veya tam vaktinde en güzel koltuğu kaptığım da.

Derinden bir oh çekişim var gizli saklı köşelerde, herkesin içinde utangaç tebessümlerimle. Sesimin soluğumun çıkmadığı yegane yerin bir adım gerisindeyim şimdi.  Tereddütüm var eşikten öteye atacağım adımımda. Gitsem de bir kalsam da.

Şimdi. Tam zamanı dediğim hayat kırıntıları silindi ayakaltımdan. Acıtmıyor eskisi kadar canımı, nasır bağlamış olmalı duygularım. Alışkanlık başa dert. Zilin çalmasıyla hayat göz kırpıyor şimdi bana. Tenefüs araları mutlu eder öğrencileri ya, işte öylesine mutlu oluyorum, kısa aralarda ben de. Kendime çaldığım vakitlerin toplamında hep artıları biriktiriyorum sol yanımda.

Gülçin GÜLOĞLU

 

 

Kayda Değmeyen Cümleler

Yazan admin at 7:07 pm

Uzun zamandır yazamayınca kendimi kötü hissediyorum. Aldığım sorumluluğun hakkını veremediğimi düşünüp, kendime zamanı zehir ediyorum. Ancak her zaman dilediğimiz olmuyor ve yapmamız gerekenleri aksatabiliyoruz.

Uzun zaman evde oturup da sonra işe başlamanın sayamayacağım kadar çok karmaşık duygusu var. Heyecan, merak, yorgunluk, endişe, heves, mutluluk vs. Son bir haftadır bu duyguları iç içe yaşıyorum ve eve kendimi zor atıyorum.

Epeyce bir zamandan sonra yoğun olmanın tadı bambaşkaymış. İnsan yorulmayı bile çok seviyormuş ve bir zaman sonra zaten yorgunluk da kalmıyormuş. Evdeki hayattan çok başka yaşam, tanıdıkların dışında yeni yüzler, apayrı bir çevre. İş hayatı başka bir dünya alanıymış meğer her şeyiyle. İnsanları tanırken kendini de tanıyorsun, onları anlamaya çalışırken ve oldukları gibi kabul ederken fark etmeden kendine yakınlaşıyorsun. İşe yaradığını biliyor, emeğinin hakkını bekliyorsun. Bunları öğrenmek de çok güzel.

İşin zor kısmı bitti benim için. Şanslı görüyorum kendimi çünkü profesyonel kişilerle çalışıyorum. İşin alt kademesinden başladım ve sindire sindire öğreniyorum iş kavramlarını. Şu kısa sürede değiştim mi ne? Galiba

Mesela daha sabırlı oldum. Birine çok kızınca ona öfkeyle bakmayı unuttum, çok sinir olsam bile nezaket gereği göz göze geldikçe bir tebessüm edebiliyorum. Aceleciğim yerini pratikliğe bırakıyor sanki. Titiz olduğumu gördüm bir de… kahvaltıya alıştım ve durmadan yiyorum  Daha doğrusu yediriyorlar

Masa başında değil işim, sürekli ayaktayım ve faalim. Bu nedenle düşünmeyi ve aklımı kemiren şeylere yoğunlaşmayı bir kenara bıraktım. “önce ben” demeyi alışkanlık haline getirip, tek başıma yaşamadığımı da unutmuyorum. İnsanlarla iç içe ama daima kendimle başbaşayım.

Kısa kısa haberler bunlar. Günler geçtikçe gözüme takılanlar, yazmaya değer konular, anlatılacak kadar kayda değer paylaşımlar bu satırlarda yerini alacaktır. Herkese bol kahkahalı günler…

Gülçin GÜLOĞLU

 

Yorgunum Dostlarım Yorgunum, Yorgun…

Yazan admin at 12:50 am


Yorgunluğun had safhası. Bir işin olması için önce iyi bir ders gereklidir ya hani, sonrasında işin kıymetini anlayabilmek için önemlidir bu durum. Yorgunluk, ardından yoğunluk, onun arkasından direnme ve pes ediş.

Yorgunluğun da kendi içinde çeşitleri vardır. Beden yorgunluğu, akıl yorgunluğu ve her ikisinin bir araya gelişinden doğan, kişiyi yere seren yorgunluk.

Beden yorgunluğu geçici bir durumdur. Kısa süreli de olsa oturacak veya uzanacak bir rahat yer ile birkaç saat süreyle rahatlıkla geçer. Sonuç beklemeye gerek yoktur, yapılacak ufak bir masaj, ılık bir duş, beden yorgunluğunun ilacıdır. Yorgunluğun şiddetine göre ilk dinlenişte ağır basınçla kendine gelememe durumu ortaya çıkabilir, git gide rahatlamanın verdiği rehavetle uykuya dalmanın keyfini yaşarsın.

Ancak iş, ruh ve akıl yorgunluğunda. Ne oturup dinlenmeyle geçer ne kendini oradan oraya atmayla. Sonucun mutlu etmesi bizim dışımızdakilere bağlı sebeplerdir çok zaman. Bedenin gittiği yerden ayrı kalamayan akıl, sorunları da yanında götürür. Ne rahatça uyutur ne de bir uğraş edindirir. Dalgınlık en büyük belirtisidir. ayak,

Hem beden hem akıl yorgunluğu insanı sona götürecek cinstendir. Hastalığın davetiyesi bu yolla basılmış olur. Kafaya takılan bir sorunun bedenin kaldıramayacağı ağırlıktaki işlerle yoğrulması hiç hayra alamet değildir. Bekleyişleri vardır sessiz, soruları vardır cevapsız, cümleleri vardır anlamsız…

Beden hareket eder cezasını ayaklar çeker, tıpkı akılsız başın cezasını çektiği gibi. Beden yorgunluğunu çeken ayak ile ruh yorgunluğuna yenilen aklın oyunu hep insanoğlunadır. Taşınamayacak yüklerin altında küçülen insan ve ömrün sayısız törpülenmemiş duygusu. Tezatlıklar içindeki uyumun şaşılacak birleşiminden doğan hayat.

Nerden nereye… Yazı da hayat gibi karmaşadan nasibini aldı. Yorgunluğun üzerine kışın içilen tavşankanı sıcacık bir çay, yazın buz gibi limonata, böyle mevsimsiz zamanlarda ise çala kalem karalamalar gidiyor işte. Önüne geçilemeyecek bir hal aldığında labirent dünya, herkes bir şekilde sıyrılmaya bakıyor kendince.

Yorgunluğun sebep olduğu bir yazının ardında saklanan gerçek; yorucu bir gün geçirmiş olmaktan geçer. Görüldüğü üzere ne yaşarsan onu yazarsın, ektiğini biçtiğin gibi.
Mutluluğu yazmanın tadına doyacağımız günlere…

Gülçin Güloğlu

 

Kişiden Kişiye Yaşam Farkı

Yazan admin at 11:30 pm

İnsanın en azılı düşmanı kimdir?
Cevap: Kendisi…

Nerden bu kanıya vardım. Tabi… öyle kolay değil atıp tutmak. Öncesi var, yaşanmışlığı var, yaşadığı günlerin birikimi var, yoğunluğu var, gözlemleri var, ötekinden berikinden duyduğu var.

İnsan ne yaparsa kendi yapar, kendine yapar, kendisinde eksik gördüğü veya tam olduğuna inandığı benliğine yapar. Görüp de görmemezlikten gelirse, duyup da duymamış gibi yaparsa, farkında olup da bir şey yokmuş gibi devam ettirirse sonuç bellidir: canı yanar.

Bencil olma diyenlere sözüm. Bencillik kötüdür kabul ama eğer yaşadığımız çağın içinde biraz olsun mutluluk arıyorsak bir tutam bencilliğimiz, kendimize dönük yaşantımız, huysuzluğumuz, yalancılığımız olacak içimizde. Bizden başka bizi yaşatacağız bünyemizde.  Başka yolumuz yok nitekim.

Boşuna demiyorlar, dünya kötülerin dünyası. Kısa vadede kazanan onlar gibi görünse de uzun yılları düşünmek gerek bir de. Hiç birimiz kazık çakmadık bu dünyaya. Hesaplaşma vakti geldiğinde can yakanlar bulur elbet cezasını. İyinin içi rahat. Yine de yapamıyor kötülüğünü, boş veremiyor olana bitene, içinde yaşatıyor sıkıntısını, ağlıyor da yine lanet okuyamıyor. Olmak lazım deyip, vazgeçemiyor iyiliğinden.

Demem o ki; iyi kendine yapar, kötü karşısındakine. İnsanın dostu da düşmanı da kendisinidir. Kimi zaman yerden yere vurur kendini, en olmadık işlerle belanın peşinden gider, inat eder; kimi zaman aynada sohbetlerinde bir şefkatli kola yoldaşlık eder, kendi kendine.

İnsan olmanın gerekliliklerinden çok, içinde insan olmanın kırıntılarını açığa vuranlardan korkmamalı aslında. Sözünü sakınmayanlardan değil, sözünü içinde büyütenlerden ıramalı. Kendine yaptığı iyiliği konuşanların yanında olmalı, başkasına yaptıklarını dile getirenlerin değil. Sevgiyi ağzıyla diyenlerden değil, yüreğiyle hissettirenlerden yana olmalı, arkadan laf eden sözde insanların peşinde koşmamalı, yüreği mert insanların sözüne gitmeli.

Nefes almayı değil, aldığı nefesin hakkını vermeyi maharet sayanların günü mü tükendi ne? Birçok yol var, yolcusu kaldırımda yaya. Tekerleklerle çabuk gitmenin değil, sağlam adımlarla gideceği yere geç varmanın keyfini yaşayanların sofrasına buyur etmeli yüreği. Kanayan kalbin pansumanı bir bezde, pamukta değil, aynı hatayı tekrarlamamakta. Unutmamalı! Acıyan kalbin acısı kolay dinmiyorken, bir mutluluk ateşinin alevi hemen bitiyor.

Yaşamın içinde saldıran da biziz, koruyan da. Biz bizden hariç her şeyin garantisiyiz. Kimin yüreğine kilit vursan anahtarı biz çift sözde. Açan da biziz, kilidi sağlamlaştıran da. Yüreği yufka kişinin merhametinde, kuş tüyünde oradan oraya sallanmakta insanlık. Birisi avuç açıp kaparsa o tüyü nasibini almakta. Ekmek aslanın ağzından çıkıp, çoktan yerin yedi kat dibine indi. Söylemek acı, yaşamak ızdırap.

Kendini düşünmeyenle düşünen bir olmuyor. Her mutluluk bir adım ötemizde bizi beklemiyor, iyi olmanın sınırları bizi ilgilendirmiyor, yaşamanın güzelliği bize kendini unutturuyor.

Şimdi anladık mı, neden kişinin en azılı düşmanı yalnızca kendi.
Çünkü aynı hataları tekrarlıyor, ders almaktan kaçınıp, düzelir diye bekliyor, ömrünü zarara katık yapıp, vaktini çalıyor. Güzellikler varken namerde el açıyor. Hayatını yaşamayı bilemiyor, bilemiyor, bilemiyor…

Gülçin GÜLOĞLU

 

  • Etiketler

  • Meta

  • Sponsorlar