bir deniz yıldızı masalı

Kırmızı Balon(um)

Yazan denizyildizi at 1:44 am

Kırmızı bir balon şişirdim hayallerimde
Avucumda büyüttüm bırakmadan evvel
O büyüdükçe gençliğim ihtiyarlığımda harmanlandı
Gökyüzünde hayat bulur sandım
Peşinden sürükledim tüm kırmızı hayallerimi

Boyun büküklüğümden kaldıramadım başımı gökyüzüne
El sallayamadım doyasıya hayallerime
Maviye hasret kaldım bir süre
Sevinçlerimi erteledim, umutlarımı körelttim
Bir tek sen bilmelisin her şeyi, hayat, diye…

Uçurumun kenarında vazgeçtim
Peşinden koşmaktan kırmızı balonumun.
Özgürlük duvarını yıkmış farkında olmadan,
El açmış kırmızı hayallerim, el uzatmış gökyüzü
Beslemiş her şeyiyle karışık ömür törpüsünü.

Cevaplanmakta geç kalınmış sorular
Ertelenmiş hayatlar, çoktan vazgeçilmiş sevdalar…
Geride bırakılan, üstü örtülen eski yaşamlar
Tozlu raflardaki kitaplar, temizlenmemiş kırıklıklar
Eski bir arka bahçede yaşamaktadırlar…

Bir zamanların suskun yürekleri çığlık çığlığa olmuşlar
Kuralcı, düzenli, istikrarlı, dediğim dedik zamanlar geride…
Gözyaşları hür, kalpleri yapıştırılmış, sevdaları ortada
Usulca yaşanan ne varsa pişmanlık yaşamakta, sere serpe, hür
Vazgeçmiş yürekler, konuşur olmuş dildekiler…

Ya sen kırmızı balonum, erişebildin mi gökteki umutlarına
Beni uçurumun kenarında bıraktığının endişesi var mı bulutlarda
Yağmurlar fısıldaşıp nağme bırakıyorlar mı kulağına
Pişmanlıklar öbek öbek kuruldular mı ruhundaki yaralara
Sen, sen kırmızı balonum istediğin “her şey” oldun mu özgürlükler ardında…

Gülçin GÜLOĞLU

 

Hapis

Yazan denizyildizi at 1:16 am

     İçime hapsolmuş duyguların firari günü bugün. Son arınmayla gerçekleşecek uğurlamalar var ılık ılık kan akıtan damarlarımda. Suskun bir o kadar belirsiz bir telaş sardı her yanımı. Gidene bakıyor çaresizce gözlerim, gözüm “ne olursa olsun sevmekten vazgeçmeyeceğim” diyen sevdiğini arıyor. Bir taraftan yine de görmemek isterken.
     Yolculuk var bir akşamüstü saati. Bileti kontrol eden görevliye bakıyorum şaşkın bir ifadeyle. Yolumu bilmiyorum henüz. Benimle yol alacaklara bakıyorum her birinde tarifsiz bir coşku var, demek ki diyorum yolculuk güzel bir ülkeye.
     Uzun zamandır aynı duygular hapisti bende. Şimdi dışarı savurdukça güçsüzleşen hatıralarım yerinden edildiklerinden olsa gerek biraz kaprisli. Benimle yatıp, benimle kalkan sevdayı başka yüreklere bırakacağım için sevmiyor artık beni duygular. Benim, bana yeteceklerle yola çıkışım mahzunlaştırıyor onları. Malum hiç bensiz kalmadılar ki.
     Uzun yol yürümekten çekiniyorum. Sanki her an dizlerimin bağı çözülecekmiş de oracığa yığılacakmışım gibi temkinli yürüyorum. Bir an önce gitsek de gideceğimiz yere otursam artık diye geçiriyorum aklımdan. Biri duymuşçasına az kaldı, sabredin derken sırtımdan hafif bir iteklemeyle bana güç veriyor. Kafamı çevirip kim diye bakamıyorum. Öyle korkmuşum insanlardan.
     Geride bıraktıklarım bende hapsolan duygular neden bu kadar düşündürüyor beni. Vakit gece yarısını geçiyor oysa çoktan yummuştum gözlerimi. Ama içimi kemiren, huzurumun yerine gelmesini engelleyen bir engel var gözkapaklarımın üzerinde. Uyumama bir türlü müsaade etmeyen. İzin istiyorum, çıkın gidin ben sizi terk ettim tıpkı beni en baştan terk edenler gibi diyorum ama beni dinlemiyorlar. Neden ben de sebepsizce kapıdan çıkanlar gibi rahat olamıyorum sanki. Neden geçmiş ve içimde biriktirdiğim duygular bu kadar bende.
Başaracağım diyorum. Başaranların neyi var. Bu kadar zor değil duyguları terk etmek. Altı üstü bir sevda ne var yani. Kendi sözüme kendim bile inanmıyorum. Evet, çünkü o kadar zor bir yüreği yüreğinden atmak. Yapanların yüreği yok demek ki başarabildiklerine göre.
     Sahi kimdi yolculuk esnasında bana güç veren, elini hiç çekinmeden sırtıma götürüp bana moral veren. Her yüzü merakla inceleyen ben neden o an hayatımda en ihtiyacım olduğunda elini bana uzatan kişinin yüzüne bakamamıştım. Öyle ya, gün gelir ben de ona uzatırdım elimi, ihtiyacı olduğunda. O da sıkılacaktı elbet bir gün. Yanlış yaptım, dönüp bakmalıydım. Şimdi tek tek soracak değilim ya bana o gün güç veren, yoluma daha enerjik devam etmemi sağlayan kim? diye. Bu çok komik olurdu. Zaten olmazdı da. Olabilir miydi aslında…
                                           
                                                      **********
     Tık tık tık…
Kapı vuruluyor bu da ne. Uykumun kalkması en güç aşamasındayım. Başımı kaldıracak takatim yok ki ben bu kapıyı nasıl açacağım, ondan da önce ağzımı açacak halim bile yok. Kapıdaki oldukça ısrarlı, kalkmak istemiyorum diye bir şans bırakmıyor. Zorla kalkıp, kapı koluna elimi uzatıyorum. Birden fark ediyorum ki dün gece üstünü açtığım ne kadar duygu varsa hepsi çıplak. Uyuyakalmış, toparlamayı akıl edememişim. Birkaç dakika içinde tüm duyguları örtmeye yetemesem de toparladıklarımla açıyorum kapıyı.
     Karşımda bir parıltı. Rüya gördüğümü zannedip, kapıyı kapatmaya çabalıyorum o arkadan ittiriyor. Bir süre mücadele veriyoruz. Ben tatildeyim, rahatsız edilmek istemiyorum diyorum. Belli belirsiz gülüyor. Tatil mi? Siz öyle mi sanıyorsunuz. Kendimden emin bir şekilde hayır ben öyle bilmiyorum, çünkü tatildeyim ve bu tatile çıkmak için ne bedeller ödedim zamanında sen biliyor musun? Hem lütfen kapatın elinizdeki şu ışığı, gözümü alıyor.
     Gözünüzü alıyor demek. Sizi daha çok kendinize getirmesi için aldım elime. Uyuduğunuzu tahmin etmiştim. Üzüldüm şimdi yanılttınız beni.
     Yanılttım mı? İyi de hayatımda ilk defa gördüğüm birini nasıl yanıltıyorum söyler misiniz bana.
Öyle mi şimdi daha çok üzüldüm ve yanıldım öyleyse. Oysa dün tam vazgeçmek üzereyken hafif bir dokunuşumdan cesaret alıp, ayağa kalktığınızda çok cesur olduğunuzu düşünmüştüm.
Hemen irkildim. İkinci ayıbımı etmiştim yanımdan ayrılmayan bu kişiye. İçimden kendime sayıyordum durmadan, bağırıp, çağırıyordum. Biraz daha düşünceli olmadığım için.
Anlamış olacak ki, 
     Önemli değil. Artık hatırladınız nasıl olsa. Sizden istediklerimi yapın sadece sonrası hiç önemli değil ve sakın beni her istediğiniz yerde aramayın. Ben gerek gördüğüm zaman çıkacağım karşınıza. Acaba burada mı diye de düşünmeyin, ben olmak istediğim zaman olacağım yanınızda, dedi ve gitti.
Artık rüya olduğuna iyice inanmıştım. Böylesi filmlerde bile olamaz. Kaldı ki benim başıma gelecek. Yolculuğa ait bir şaka olsa gerek rüya değilse bile. Çok iyi oldu sanki, uykumdan ettiler beni, diyerek yatağa yöneliyorum. Ürperiyorum, anlıyorum ki ben rüya görmedim. Artık oyun olduğuna iyice inanıyorum.
                                        
                                                       **********

     Uzun bir ara. Tatil biteli epey oluyor belki hiç bitmedi bilmiyorum. Geride bıraktığım duygular beni unutmasa da eskisi gibi nefret etmiyorlar benden. Arada bir gelip yokluyor huzursuz ediyorlar ama ses çıkarmıyorum. Çok zor bir yerde terk ettim onları. Bana güvendiklerinde vazgeçtim hepsinden. En önemlisi sevdadan. Sanırım en yaralıları sevdam.
     Penceremin önünde kitap okuyorum. Bir ara başımı kaldırıyorum, okuduğum satırlar çok etkileyici. Dalıyorum, düşünüyorum neyi kafama taktığımı bile bilmeden. Birden elimdeki kitabı fırlatıyorum. Tatilde istediği zaman yanıma geleceğini söyleyen kişi pencere ardından beni izliyor. Kalbim yerinde değil, hızlı hızlı atmaktan. Sonra bir aralık bulup içeri süzülüyor, odamda karşıma çıkıyor. Herkesin girmesinde sakınca gördüğüm bana ait odama bir yabancının girmesi huzursuz ediyor beni. Git diyemiyorum, lakin önceki saygısızlıklarım beliriyor kafamda. Ama hoşnutsuzluğumu belli ediyorum. Anlıyor o da.
     Döndüğünden beri seni takip ediyorum. Neler yaptın, kimleri hayatına soktun, kimlerin kalbinde yara açtın, kimleri kırdın ta derininden ya da kimler acıttı dinmeyen kalbini hepsini takip ettim. Az önce de seni kitap okurken izledim. Görmeseydin kaçıp gidecektim aslında ama yakaladın beni. Kaçmak olmayacaktı.  Biliyorum uzun süredir beni merak edip durdun, belki korkuttum seni belki kızdırdım. Belirsizliğim huzursuz etti seni biliyorum ama zamanını bekledim. Şimdi olgun ve büyümüş gördüm seni. Beni ilk tanıdığında çok ürkektin, hayata karşı duramıyordun ve hatta yok olmak üzereydin. O zaman kim olduğumu sana anlatmam seni tedirgin edecekti. Sana bunu yapmaya hakkım yoktu. En zayıf anında seni korkutmayı istemedim. Kendimi tanıtma nedenim yalnız olmadığını sana söylemekti. Kendimi sana hissettirmekti. Ne kadar başarılı oldum bilmiyorum ama doğrusunu yaptım biliyorum. Bakışlarından anlıyorum, hala kim olduğumu merak edip duruyorsun, hadi açıkla artık der gibi bir merak girdi benliğine farkındayım. Artık zamanı. Sen bilmezsin ama ben seni doğduğun günden itibaren tanırım. Hiçbir anımız ayrı geçmedi. Her anında yanındaydım, her gözyaşında benden de bir damla akıttın veya her kahkahanda benim yüzümden bir çizgiyi aldın. Dediğim gibi biz hiç ayrılmadık. Ben o masallardaki meleğinim senin. Sadece seni korumak için görevlendirilmiş bir elçiyim. Artık beni tanıyorsun. Ama hala geçerli ben istemediğim zaman beni göremeyeceksin. İhtiyacın olduğunda beni sadece hissetmeni istiyorum. Biz tek değiliz. Sen görünen tarafsın bense diğer tarafta bizi savunan. Sakın ola ki karşılaştığımızı birine söyleme. Bu hayat boyu sadece ikimize ait bir sır olarak kalacak. Şimdi gitmem gerek. Unutma, sen varsan ben varım, sakın beni de yarı yolda bırakma…


Hayatı yaşamam için bana emanet eder. Ve gider. Oyun burada biter.

Gülçin GÜLOĞLU/2008

Diner Alevim

Yazan denizyildizi at 1:27 pm

Sormadım ardından bakarken neden gittiğini
Söyleyeceklerini duymayacaktı kulağım
Benden aldıklarını geri vermeyecekti dün
İçimde açtığın yarayı onarmayacaktı sözlerin
Gitme desem gitmeyecektin belki, geri dönecektin
Bir bakışım yetmedi sana asıl buna yanıyorum
Gözlerim söyledi dilimin diyemediklerini
Veda mı var bu vakit her gün buluştuğumuz bu garda


Git…
Sana yakışan sevdayı içimde tutmam lazım
Bu yüzden git…
İçimin alevi diner elbet, durma
Sen git…

Gülçin GÜLOĞLU

İyi ki emelkuju var

Yazan denizyildizi at 3:14 am

Ne güzel şeydir dostluk…ve birlikte paylaşılanlar…canım arkadaşım, canım dostum nam-ı diğer adıyla kuju ile çok önceden ortak açtığımız blog sitesi bayağ bizsiz kalmıştı….yeniden hayat vermek istedik..burada kendimize özel yazılarımızı paylaşırken diğer evimiz de de ortak paylaşımlarımızı sizlere sunmak, dönüşümüzü ayrıca buradan da bildirmek istedik…Dostluk adına,sevgi adına, paylaşmanın tadına birlikte varabilmek adına….

Çok uzun zaman olmuş gerçekten… ne koptuk ne dostluğumuz hasar gördü… Aksine daha da güçlendi daha da büyüdü… Aslında çok uzun bir zaman değil kujuyla tanışıklığımız… Ama bize sorarsanız; belki de yıllar oldu diyebiliriz… O kadar çok şey paylaştık ki; (bir yıldan biraz fazla oldu arkadaşlığımız)  hüznü, neşeyi, kahkahalarımızı; umutlarımızı yediğimiz lokmayı, sanal da olsa kahvemizi, bir sıcak çayımızı bile paylaştık… her gün muntazam görüşmelerimizin hiç farkı olmadı sanal ortamın verdiği sıcaklıktan…ha sanal ha gerçek.bizim için gerçek olan; adını dostluk koyduğumuz yüreklerimizdi….
İkimizin de kendimize ait ayrı bloğu var…bunun yanı sıra bu ortamdan başka bizi bekleyen sorumluluklarımız tabii ki…burayı bir hevesle birlikte açtık..birlikte bir şeyler paylaşmak için…ama gün içinde o kadar çok şey paylaşıyoruz ki; belkide bu yüzden burayı unuttuk…burası bizim ortak evimiz…yeniden derlemeli, bakım yapmalı kış havasından çıkarmalı, camı perdeyi açmalıyız ki içeri güneş girsin ve bizi takip eden dostlarımız bu güneşten nasibini alsın istedik…Ve Geri Döndük…:))
Hayat ağırdır arkadaşlar. Herkesin ki gibi… Kimsenin yaşamı kolay değildir… Türlü türlü sorunlarımız, sıkıntılarımız var… Ve bu sıkıntılar arasında en ihtiyaç duyulan şey sevgidir… Dostluktur… İki sıcak sohbet, bir gülen yüzdür. Çok şükür biz sıkı sıkı bağlıyız ve hep sahip çıktık birbirimize… Kah benim gözyaşım aktı, kah kujunun ama ikimizde birbirimizden uzaklarda da olsak, gerçek dostluk gücünü hep gösterdi bize… Her zaman hüzün değildi yaşamımızda konuk ettiğimiz; yaşamın diğer adı da neşedir… ve çocuk ruhumuzdan yükselen kahkahalarımız kilometreleri aştı, yüreğimizde hissettik… Bir telefon çağrısı bile yetti birbirimize yetişmemize; iki elimiz kanda olsa bile.
Hiç şüphemiz yok bizim dostluğumuzun güzelliğinden… Kimsenin de olmasın… ki onlar kendini çok iyi biliyorlar… Allah izin verdiği sürece sürecek ve ileriki yaşamımız için kurduğumuz hayallerimizde gerçek olacak… İnanmak her şeydir. Başarmanın yarısıdır… Kimsenin bizim dostluğumuza inanmasına ihtiyacımız yok. Biz birbirimize inanıyoruz:))
Herkes sıkıca tutsun yüreğini… Kimler var kimler yok yoklasın. Mühim olan bir elin parmaklarını geçmesi değil; o yüreği kaç kişiye emanet edebilirsiniz. İŞTE BUDUR ÖNEMLİ OLAN…
İyi ki emelkuju var…kimsenin değil; kendi adımıza…:))

yazan: EmelSen

www.blogcu.com/emelkuju

dipnot:  bu yazıyı yazdığı için emel’ e çok teşekkür ediyorum. hani bu ara çok meşhur bir şarkı vardır "kalp kalbe karşı derler" işte bu durum da o hesap. hayatıma emel girdiğinden beri düşüncelerim daha oturaklı olmaya başladı. canımın sıkkın olduğunda arayacağım, omzuna sığınabileceğim bir dostum çok yakınımdaydı artık. benim için öyle özel ve değerli ki canım arkadaşım. yolların uzunluğu değil önemli olan yüreğin uzunluğu. sevgi varsa eğer gönül hiçbir şeyi dinlemiyor. yine de o sıcaklığa akıyor ılık ılık. iyi ki varsın canım dostum, iyi ki hayatta bu nağmeyi birlikte tuttuk. artık ayrı düşmeyecek en güzel yarınlara birlikte girmeyi diliyorum…

kimse(?)lere…

Yazan denizyildizi at 2:56 pm

.

Kime dökeyim ki içimi. Kime sarılayım çaresizliğimi yanıma katıp,

kimden dileneyim bir avuç mutluluğu. Sevgisizliği marifet bilmiş

hangi yüreğe sormalıyım aşkın tanımını.

 

İçimden ısrarla çıkmak isteyen kelimelere direniyor dudaklarım.

Bir başlasa dökülmeye kelimeler ve anlatmaya başlasam

sızılarımı isyan eder ağrır düşünceler.

Mantığı yok belki ama sebebi de yok yaşadıklarımın.

Düş Kurdum… Gitmen Gerek…

Yazan denizyildizi at 1:56 am

Hani günlük hayatta çoğumuz sevgiden bahsederiz. “Seni seviyorum”. Bu iki kelimeyi; eşimize, çocuğumuza, dostumuza veya bakımını özenle sürdürdüğümüz çiçeğimize dahi sürekli tekrarlarız. . Peki bunu hiç sorguladık mı? “seni seviyorum” demenin yalnızca sözlerden ibaret olmadığını kavradık mı?

Nedir sevgi? Ağızdan çıkan iki kelime mi yoksa söylemeden sevgiyi sevdiğine yaşatmak mı? Hesapsız, kitapsız, çıkarsız, karşılıksız.

Bugünlerde gerek internette olsun gerekse tv.lerde bir Japon klip oynuyor. Mutlaka görmüş ya da duymuşsunuzdur. Hikayesi fazlasıyla duygusal. Ve işte sevgi bu dedirten bir hikaye işleniyor klipte. Adı “görmez olsun”. Kısaca anlatmam gerekirse; çok mutlu iki sevgili baş  kahramanlar. Çok güzel giden bir ilişki söz konusu. Her şey yolundayken bir gün işyerinde kız yukardan bir şeye uzanırken gözüne şişe içinde bir şey dökülüyor ve kör oluyor. Hastaneye kaldırılıyor, bunu duyan erkek arkadaşı bir telaş hastaneye gidiyor. Ve çevresinin tüm itirazlarına karşılık gözlerini sevgilisine verme kararı alıyor. Kızın haberi yok. Ameliyat masasında gözyaşları içinde kızın elini sıkı sıkı tutarak gözlerini sevgilisine veriyor ve ortadan kayboluyor. Kız ameliyattan sonra gözlerine kavuşuyor ancak erkek arkadaşından haber yok. Onu terk ettiğini sanıyor derken bir gün sahilde çocuğun elinde kızın fotoğrafı yanında köpeği ile otururken kız görüyor ve hemen yanına gidiyor. Bir bakıyor elinde kendi resmi ve sevgilisi kör. O an ne yapacağını bilemeden gözyaşlarına hakim olamıyor.

Şimdi bu sevgi tanımı değil de nedir. Kuru kuru söylenen sevgi sözlerimi yoksa gerektiği zaman sevgisini ortaya koyabilmek mi kaçmadan, alenen ve düşünmeden yaşanan değil midir sevgi.

Ben insani değerlere önem veren biriyim. Karşımdaki insanda sevgiden önce saygı isterim ve beklerim. İncindiğim bir anda asla sevgimin ardına sığınmam. Ne kadar sevsem de, karşı tarafın sevgimi harcamasına izin vermem. Bile bile, kırılacağımı bildiği halde sergilediği ve hoş karşılamadığım bir davranışı affedemem ne pahasına olursa olsun. Bunu her ne kadar geç öğrensem de sonuç itibariyle uygulamaya başladım.

Sevgi emek ister, özveri ister, hissetmeyi ister. İlgi ve heyecan bekler. Eksik atılan temelde son katlara gelirken nasıl ki oynamalar söz konusu olursa ilişkilerde de çatlaklar oluşur ve bireyler birbirini incitir. Bazen sessizce veda etmek en doğrusudur. Kelimeler anlatamaz ne kadar konuşulsa da içteki sancıyı. Bu yüzden sus ve git demiş şair. Gideceksen sessizce git kelimeleri ardında bırakma, yanına al da git. En güzel olanı. En sert yanıt sessizce gitmek eğer ardındaki anlarsa…Ne ala…

Şimdi,  hesap yapmadan sevmeyi bilenleri ağırlayacağım kalp koltuğumda. Baş köşeye oturtup onu,  öyle banacağım ekmeğimi soframdaki çorbama. Sıcak bir çay içeceğiz sonra karşılıklı, onunla. Zamana bırakacağım kırıklıklarımı. Ayağıma batmaması için kenara süpürdüm dün gece ne var ne yoksa. Her şey bende gizli bir eski sandalye üstünde, ıhlamur kokusunda, İzmir akşamında…
 

gülçin güloğlu

BeNiM AkLıM BaŞıMDa DeĞiL

Yazan denizyildizi at 12:26 am

Günlerdir yaşanan talihsiz ve can sıkıcı olayların üzerine uzunca bir süre yazı ekleyemedim. Üstüne bir de benim kendi dünyamdaki çalkantıları ekleyecek olursak epey bir zaman yazısız kaldı bloğum.

Kendimi yetiştirirken kendime yetişemediğim zamanları yaşıyorum. Bilgisayar sertifikası, İngilizce kursu derken çakışan kurs günleriyle kendimi eve zor atıyorum. Yorgunluk bir taraftan bedenen ağır gelirken, ruhen hafifletiyor beni. Şikâyetçi olup olmamak arasında kalıyorum bazen, bazen de yenik düşüyorum hayata.

Bu ara herkes kendince bir türkü tutturuyor dilinde. Kimi endişeli, kimi cesaretli, kiminde öfke, kiminde korku, gözler bakmaya çekinirken, dudaklar söylemeye hazır. İnsanların yıllarca içinde biriken cümleler şimdi birbiri ardına dökülüyor dudaklardan. Sabır son deminde. Türklük gururu yaşıyor evinde.

Tüm bunların dışında her an ardımızda hissettiğimiz bomba paniği var unutmamamız gereken. 2 gün önce büyük bir gürültüyle uyandım yine. Merakla yatağımdan fırlarken gayet işlek bir yerde oturuyoruz ve arka sokağımızda bomba ihbarı yapılmış. Bomba imha ekibi gelip önlem almış ama neyse ki bir şey yokmuş. İnsanlar korkak yaşamın zorlukları içinde yaşamaya alıştılar neredeyse. En ufak bir şeyde endişelenip tedbir almayı öğrendiler/öğrendik/öğretildi. Büyük şehirde yaşamanın önüne geçilemez tehlikeleri bunlar.

Bu arada yaşam kavgası vermeye devam ediyoruz. Bir tarafta gerçek dünya bir tarafta bizim “bir tek” kendimizin olduğu dünya. Bir gerçek dünyaya ve diğer insanlara karşı kendimizi koruduğumuz tarafımız bir de içinde sadece kendimizin yaşadığı dünyaya girmeye çalışan insanları reddimiz.

Benim her iki dünyamda çok karmaşık. Labirent gibi bir yaşamın içinde, sayılı sürede çıkışı bulmaya çalışan fakat her girdiğim yönün aynı yere çıktığı bir yer kadar küçüldü sanki dünyam. Ben güler yüz gösteriyorum aynadaki aksime. Kendi kendime yetiyorum tüm iyi niyetimle. Malum dıştaki insanlar acımasız. Sen kendini düşünmedikçe kimse seni düşünmüyor.

Anlaşıldığı gibi kaygılar yaşayarak devam ediyorum hayatta kalmaya. Tam anlamıyla öğrendim kendimi korumayı. Aynaya baktığım zaman ıslak ıslak bakan gözler değil, içindeki tüm sızıya rağmen gülmeyi başarabilen bir “ben” görüyorum mutlulukla karşımda. Başardım diyorum ve bir göz kırpıyorum hayata. Canım sıkıldığında, aklıma geldiğinde geceye bırakıyorum hüznümü. Geçecek diyorum. Sabah yine aynı mutlulukla uyanıyorum. Geçip gidiyor mu hayır ama ben sıkıntıyı dünümde bırakıyorum.

Tüm sıkıntıların dünde kalması ve tüm insanların yarını görmesi umuduyla… Yaşarken diğerlerinin farkında olmanın erdemliliğiyle… Sevgiler.

CeVaPsıZ SoRuLaR…

Yazan denizyildizi at 11:37 pm

 

Hayat tam ortasında yer aldığın bir düzen. Bir ileri iki geri. Bir mutlu üç hüzünlü. Sevgiye dair düşünceli, iki yüzlülükte cömert. Üç sessiz iki sesli bir kelime. Bulmacada soru, bazense cevap. Bizim içimizde çelişki, gel-git li.

Yönleri olan bir koca dünya. Sürekli dönen, seni de içine esir eden. Sorular yumağı bir türlü çözülemeyen. Sırların, kilitlerin, gizliliklerin adresi. Bazen yalanlı, bazen büyük dolanlı… Bilmece gibi. Sessizce atılan çığlıkların yüksek sesle içinde patlaması misali.

Suskun yürek, lafazan dil. Biçare dertler, çaresi bol delilikler. Eşit zamanda bize misafir dertler. Ağırlanması en güç konuklar. İşte aşk yürekleri. Karaya vurdurduğumuz yelkenliler. Bizi unutan neşe akımları. Bizim unuttuğumuz tebessüm hücumları.

Uzağa derin bakışlarda renkli gözler, bir çift diğer gözleri özlemekteler. Tebessümle çoğalan gözyaşıyla azalan ümitler, çaresizce bizim iyiliğimizi beklemekteler. Gönlümüz deli dolu, dudaklarımız bi o kadar temkinli. Gözyaşının tuzu, şeffaflığı, hayallerin beyazı geleceğimizi süslemekteler.

Hırsa bürünen bedenler, mütevazi yaşayan yürekler. Hep bişeyleri beklemekteler. Sorular var cevapsız, yanıtlar var sorusuz. Sorunsuz komşu kızı, hep gülen komşu oğlu. Bizim evin duvarında renksiz tablo, yatağımın başucunda bir deli mavi bulut. Gökyüzü hercai, yerin tabanı karmaşık.

İnsanın basıp geçtiği yerler hep iz bırakırken, ayak basılmamış yerler düzlük. Gitmek bir o kadar rahat ve ısrarlı. Hep düz alanda koşulur oysa değil mi? Nasıl bunca çok düzlük. Dedik ya bir nev-i cevapsız soru.

GÜLÇİN GÜLOĞLU

  • Etiketler

  • Meta

  • Sponsorlar