bir deniz yıldızı masalı

KALDIRIM TAŞI

Yazan denizyildizi at 11:58 pm



KALDIRIM TAŞI

 

Ben bir kaldırım taşıyım
Sonbaharda hüzün, ilkbaharda neşeyim
Ağaç dallarım olur bazen kuru bazen cılız
Renk renk çiçekleri toprağımla besleyenim
Üstüme basıp geçerler de, koruduğumu bilmezler
Bir garip köşede beklemedeyim

Ben bir kaldırım taşıyım
Bir yolun ikiye ayırdığı eşim vardır benim
Karşıda birbirimizi izler dururuz, elimiz ayrı
Hazanda kuru çiçekler sereriz yolumuza
Baharda sadeliği seçeriz, bir sade papatyayla
Sevgilileri seyrederiz, bizden kopardıklarıyla…

Kaldırım taşı derler, geçerler
Bilmezler yağmurun bizdeki adını
Bilmezler kızgın güneşin kavurmalarını
Görmezler bir yolun iki ayrı kalmış sevdalılarını
Bilmezler, dilsizin dile gelip söyleyeceklerini

Eski şarkılarda adımız geçerdi bir zamanlar
Şimdikiler öyle çok kıymet bilmezler
Kenarda kalmış taş yığını olmuşuz, haberimiz yok
Biz bize sakladığımız anlamlarda boğulmuşsuz
Süslenmiş, aydınlanmış, değerlerin değersizi olmuşuz.


Gülçin GÜLOĞLU
15.04.2008 /İzmir

 

 

Koşsam Yetişebilir Miyim? Yıllara…

Yazan denizyildizi at 1:21 am

Ne söylemeli? Nerden başlamalı? Bir avuntu bazen söylenen üç beş kelime, yaşanansa açıklarda batmak üzere olan geminin sessiz vedası, el sallanmaya mahkum garaj çıkışlarında belli belirsiz dudaklardan çıkan sözler. Vurgun yiyen balıkçının umutsuzluğu bazen, bazense yeni bir bebeğin umudu günümüze eş.

Boğazda takılı kalıp, dışarıya çıkarılamayan sözlerin tıkanıklığı, akmak için kırpılmayı bekleyen gözyaşı, çıkmasın diye mücadele edip, meydan okuyup burun sızlatan çok içten akıtılan bir damla… ardı arkası kesilmeyen çığlıklar.

Neye yarar. Yıllarca susup da ardında saklanan sevdayı kucaklayan ömrün tuzlu gözyaşıyla yıkanan törpüsünde, aşk neye yarar. Kalpte yara, dilde kızgınlık, içte söylenemeyen sözlerden bir demet. Suyun şeffaflığında yıkanmak ne kadar rahatlatıcı oysa çamura inat yağan yağmurun toprakta bıraktığı suyla üzerimize sıçraması neyi değiştiriyor… Fark eder mi, bir avuç toprağın üzerimize sıçraması, yağmurun rahmetini unutturur mu bize?

Virane bir tren önünde, her an altına atlamayı düşünüp de bir türlü cesareti olmayan ürkek serçe misali o anki tereddüt. Tabi… kolay mı ya vazgeçmek, hayatı tanımıyorum demek, hemen baş ucundayken bu kadar, maviyi bilmiyorum demek. Renksizlikler içinde boğulmuş, gözünü yıllarca açamayan bir sevda, kuşun kanadında uçmakta. Uçabilir mi insan da? Alabilir mi kuşun kanadından el uzatıp tüm sevdaları. Bırakabilir mi onu özgür. Yok sayabilir mi yaşamı, yaşananları?

Yüreği mazide yitik kalp atışları. Bu dünyadan göçüp gidenler alsın benim de bulutlarımı. Kanadı kırık kuş, uçamıyor, götüremiyor sevdayı uzak ülkelere. Beli kırık sevdanın, eğilip yere saçılanları toplayamıyor. Şimdi bir değeri var mı hafif bir tebessümün. Onca şeyden sonra.

Yüreği yaralı, kanı temizlemeye adam lazım. Dağılan, yerle bir olan bugünü açık pencereden silkmek gerek. Güç var mı kollarda, Allahım yine mi yardım gerek. Tek başına kalkamayacak mı bu yükün altından hatıraları yaşayan ezik duygu. Olsun varsın, bir başına kalkamasın bu işin altından, ille de yardım diye tutturmamayı öğrenir en azından. Sal gitsin ne varsa seni kuşkulandıran.

Bitti bitiyor derken, biten ömrün arkasından koşup geç kalan insan. Değer mi? Soruyorum, değer mi? Kırpılmayan gözlerde bekletilen bir damla gözyaşını akıtmamaya, o iç burkan burun sızısını duymaya, sessiz kalıp, söylenmeyenleri söylememeye değer mi? Giden bizden mi gitsin, öyle diyorsan değer sana zulüm, değil diyorsan, yaşa be hayatı. Umursama hüzün bulutundan akacak damlaları. Yaşa, yaşayabildiğin kadar çok yaşa… nefes al, çekebildiğin kadar derinden, ittir elinin tersiyle seni üzenleri, sevenleri buyur et, ağırla gönül konağında… susup kalmasın kelimelerin dışarıya çıksın, bağırsın, haykırsın, çığlıklar atsın… İzin ver kendine hayatta bir defa bile olsa…

Gülçin GÜLOĞLU

 

Yaşam İçin Savaşım

Yazan denizyildizi at 12:41 am

Hayata hangi pencereden bakarsak o pencerenin baktığı yöndeki manzarasını görürüz. Bir yanı parka bakar, diğer tarafı denize, bir başka tarafı ormana ya da caddeye bakan bina pencereleri nasılsa hayata bakan pencerelerde öyledir. Bir yan umut, diğer yan hüzün bir başka yön huzurdur.

Yaşadığım günler boyunca bu yaşıma kadar türlü zorluklar yaşadım. Kendime göre de olsa kaldıramayacağım kadar zor günler de atlattım. İyi bir ailem, beni mutlu eden dostlarım, vakit geçirmekten hoşlandığım arkadaşlarım, zevkime göre geçirdiğim zamanlarım, bana ait anılarım, biriktirdiklerim, eskittiklerim, yenilediklerim, kattıklarımla hayatı bazen ciddiye alıp bazen dalgamı geçerek arkama bakmadan aldığım yol beni bugüne getirdi.

Sessiz kalışlarımda kurdum çoğu zaman cümlelerimi, bana ne iyi yazıyorsun diyenler, benim kurduğum cümlelerde kendini bulanlarla birlikte hep aynı şarkıda buluştuk aslında. Çığlık atabilenlere uzaktan bakan belli bir grup, şakıyan seslerin arasında kaybolmak isterken kendi sessizliklerine yaşlar akıttılar, ben gibi.

Hayatıma yer etmiş sesler vardır benim. Duyduğumda içimin titrediği, sevdiceğimi düşündüğüm, geçmişin anı kırıntısı içinde benim de ufalandığım sesler… dalga sesi gibi… hani çok derinlerden gelip bir hışımla sahildeki kıyıyı döven dalga sesi ya da bir sabah uyandığında pencerene tık tık vurup da sana bişeyler anlatmak isteyen ve pencereni açman için sana baskı yapan yağmurun sesi, gecenin en sessiz zamanında belki korkudan belki anne kokusuna duyduğu ihtiyaçtan yeri göğü inleten yeni doğmuş bir bebeğin sesi, geleceğini tek bir "evet" kelimesine bağlayan heyecanını gizleyemeyen bir gelinin "evet" diyen sesi… Bir kuş sesi, bardağa koyulan suyun sesi, kurumuş gazellere bastığımızda kuru yaprağın sesi, ağaçtan düşen yaprağın sesi…

Hayatıma yer edenlerin dışında hayatımda yer etmesini istediklerim var bir de. Öyle hızlı atlıyorum ki basamakları ne düşüncelerim yetişebiliyor hızıma ne yapmak için sıraya koyduklarım. Aklımda sıralı olmalarına rağmen bitiremediğim işlerimin hem çok çabuk geçen hem de takılı kaldığını düşündüğüm, zaman beni ikileme sokuyor. Ben nerdeyim, istediğim şeye ne kadar uzaklıktayım ya da o şey bana ne kadar yakın, sorular, sorgulamalar, açık kalan kapılar, içeri giren rüzgar, kapatıp dışarıda kalan üstü açık üşüyen çabalar.

Belirsizliklerin izindeyim. Çözebildiklerim bana yetmiyor, elimde olanlar yönümü söylemiyor. İçimde duyduğum ses yakın olduğumu anlatıyor, gitmek istediğim yerin belki bir adım gerisindeyim. Şansımı deniyorum, belki en olmadık zamanda kapımı çalacak beklediklerimin yolunu gözlüyorum. Gözlerken yaşıyorum, yaşarken seçimler yapıyorum, yaptığım seçimlerle yaşamıma yön veriyorum, böylece beklediklerimin üzerine çok gitmeden hayatı es geçmiyorum. Nefes alıyorum ve şükrediyorum.

Güçin Güloğlu

Gitmek mi zor kalmak mı?

Yazan denizyildizi at 1:03 am

Sevmiyorum garajları, yalnız yolculukları, ardında el sallanan vedaları. Sevmedim, sevemeyeceğim de. Valizin içine doldurulan, eşyalar mı, yoksa hayaller mi? Garajda bir otobüsten diğerine taşınan yük, omuzlarımızda taşıyamadığımız sıkıntıların, vedaların yükü mü yoksa fark etmeden öylesine tıkıştırılan ya da heyecanla sevdiğine kavuşmanın telaşıyla seçtiğin birbirinden güzel elbiseler mi?

Gitmek güzeldir belki. Her gün gördüğün yüzlerden kaçmak, her defasında önünden geçtiğin yerlerin dışında yerler keşfetmek, çektiğin sıkıntıları kendine dert eden odanın sıcaklığından çıkıp, ormanda esen rüzgarın soğukluğuna gitmek güzeldir belki. Güzeldir elin ele dokunması, ayrı tende atan aynı kalbin çarpıntısını hissetmek hücrelerinde.

Ya kalmak. Kalmak zordur? Sevdiğinin ardından bakarken duran saati ve dünyayı, tek hamlede eski haline getirmek mesela zor olan. Dolayısıyla kalmak acı verir. Geride kalan haber bekler, bir daha yolu düşerse oralara ayağı geri geri gider, giden gider, gider de aklı geri dönmez. Yaşananları silmek artık mahşere kalmıştır. Biz çizik daha atılmıştır anılar sermayesine.

Ya her iki durum için sonrası… Yola çıkanın camdan bakarken yol çizgilerine anlattığı iç sızıntısı, geride kalanın atmaya cesareti olmayan adımları… Yaşananlar, yaşatılanlar, şaşkınlıklar, mutluluklar, geride gizlenen umutlar, başrolde sevgi. Bir bir sevdiklerini aramaktalar. Ne giden razı geride kalana yokluğu yaşatmaya, ne kalan gideni uğurlamaya. Hayatta ayrılık da var.

Ayrılmak daha bir oturur insanın yüreğine, daha çok ağlatır ya. Bu yüzden olsa gerek ayrılığı konu alır hep garajlar. Kavuşmayı anlatmaz, hüzün yoktur çünkü, hüznü paylaşmayı daha bir sever insanoğlu, mutluluğu anlatmaktansa.

Yüreği kaybetmekten korkan bir ürkek serçe olup, sevdiğinin peşinden gitmek istese de ruh, beden durdurur en acımasız ağırlığıyla gitmek isteyeni. Gidene kal denmez, öyle öğretilir küçük yaşta, kalana da git denmeyeceğini öğrettiği gibi yaşamın.

Havada asılı bir el, cama yapışan yalvarır bakışlarla her an otobüsten fırlamaya meyilli tetikte ayaklar, gidenin gitmemesini isteyen mecburi ayrılığı içine sindirmeye çalışan geride kalan, altındaki tekerleğin birkaç dakika daha dönmemesini ümit eden yürek, gözlerinin temasından kaçınan koşmak için güçlü olmayı düşünen cansızlaşan bir beden.

İşte bir veda sahnesi sinemalarda. Bedene işlenen ayrılık tohumları, iki ters duygunun zorluğunu yaşatmakta. Gitmek mi zor kalmak mı, derken bunu anlatmak istemiştir belki de şair. Gitmek mi zor kalmak mı?

Gülçin GÜLOĞLU

Kırmızı Balon(um)

Yazan denizyildizi at 1:44 am

Kırmızı bir balon şişirdim hayallerimde
Avucumda büyüttüm bırakmadan evvel
O büyüdükçe gençliğim ihtiyarlığımda harmanlandı
Gökyüzünde hayat bulur sandım
Peşinden sürükledim tüm kırmızı hayallerimi

Boyun büküklüğümden kaldıramadım başımı gökyüzüne
El sallayamadım doyasıya hayallerime
Maviye hasret kaldım bir süre
Sevinçlerimi erteledim, umutlarımı körelttim
Bir tek sen bilmelisin her şeyi, hayat, diye…

Uçurumun kenarında vazgeçtim
Peşinden koşmaktan kırmızı balonumun.
Özgürlük duvarını yıkmış farkında olmadan,
El açmış kırmızı hayallerim, el uzatmış gökyüzü
Beslemiş her şeyiyle karışık ömür törpüsünü.

Cevaplanmakta geç kalınmış sorular
Ertelenmiş hayatlar, çoktan vazgeçilmiş sevdalar…
Geride bırakılan, üstü örtülen eski yaşamlar
Tozlu raflardaki kitaplar, temizlenmemiş kırıklıklar
Eski bir arka bahçede yaşamaktadırlar…

Bir zamanların suskun yürekleri çığlık çığlığa olmuşlar
Kuralcı, düzenli, istikrarlı, dediğim dedik zamanlar geride…
Gözyaşları hür, kalpleri yapıştırılmış, sevdaları ortada
Usulca yaşanan ne varsa pişmanlık yaşamakta, sere serpe, hür
Vazgeçmiş yürekler, konuşur olmuş dildekiler…

Ya sen kırmızı balonum, erişebildin mi gökteki umutlarına
Beni uçurumun kenarında bıraktığının endişesi var mı bulutlarda
Yağmurlar fısıldaşıp nağme bırakıyorlar mı kulağına
Pişmanlıklar öbek öbek kuruldular mı ruhundaki yaralara
Sen, sen kırmızı balonum istediğin “her şey” oldun mu özgürlükler ardında…

Gülçin GÜLOĞLU

 

Hapis

Yazan denizyildizi at 1:16 am

     İçime hapsolmuş duyguların firari günü bugün. Son arınmayla gerçekleşecek uğurlamalar var ılık ılık kan akıtan damarlarımda. Suskun bir o kadar belirsiz bir telaş sardı her yanımı. Gidene bakıyor çaresizce gözlerim, gözüm “ne olursa olsun sevmekten vazgeçmeyeceğim” diyen sevdiğini arıyor. Bir taraftan yine de görmemek isterken.
     Yolculuk var bir akşamüstü saati. Bileti kontrol eden görevliye bakıyorum şaşkın bir ifadeyle. Yolumu bilmiyorum henüz. Benimle yol alacaklara bakıyorum her birinde tarifsiz bir coşku var, demek ki diyorum yolculuk güzel bir ülkeye.
     Uzun zamandır aynı duygular hapisti bende. Şimdi dışarı savurdukça güçsüzleşen hatıralarım yerinden edildiklerinden olsa gerek biraz kaprisli. Benimle yatıp, benimle kalkan sevdayı başka yüreklere bırakacağım için sevmiyor artık beni duygular. Benim, bana yeteceklerle yola çıkışım mahzunlaştırıyor onları. Malum hiç bensiz kalmadılar ki.
     Uzun yol yürümekten çekiniyorum. Sanki her an dizlerimin bağı çözülecekmiş de oracığa yığılacakmışım gibi temkinli yürüyorum. Bir an önce gitsek de gideceğimiz yere otursam artık diye geçiriyorum aklımdan. Biri duymuşçasına az kaldı, sabredin derken sırtımdan hafif bir iteklemeyle bana güç veriyor. Kafamı çevirip kim diye bakamıyorum. Öyle korkmuşum insanlardan.
     Geride bıraktıklarım bende hapsolan duygular neden bu kadar düşündürüyor beni. Vakit gece yarısını geçiyor oysa çoktan yummuştum gözlerimi. Ama içimi kemiren, huzurumun yerine gelmesini engelleyen bir engel var gözkapaklarımın üzerinde. Uyumama bir türlü müsaade etmeyen. İzin istiyorum, çıkın gidin ben sizi terk ettim tıpkı beni en baştan terk edenler gibi diyorum ama beni dinlemiyorlar. Neden ben de sebepsizce kapıdan çıkanlar gibi rahat olamıyorum sanki. Neden geçmiş ve içimde biriktirdiğim duygular bu kadar bende.
Başaracağım diyorum. Başaranların neyi var. Bu kadar zor değil duyguları terk etmek. Altı üstü bir sevda ne var yani. Kendi sözüme kendim bile inanmıyorum. Evet, çünkü o kadar zor bir yüreği yüreğinden atmak. Yapanların yüreği yok demek ki başarabildiklerine göre.
     Sahi kimdi yolculuk esnasında bana güç veren, elini hiç çekinmeden sırtıma götürüp bana moral veren. Her yüzü merakla inceleyen ben neden o an hayatımda en ihtiyacım olduğunda elini bana uzatan kişinin yüzüne bakamamıştım. Öyle ya, gün gelir ben de ona uzatırdım elimi, ihtiyacı olduğunda. O da sıkılacaktı elbet bir gün. Yanlış yaptım, dönüp bakmalıydım. Şimdi tek tek soracak değilim ya bana o gün güç veren, yoluma daha enerjik devam etmemi sağlayan kim? diye. Bu çok komik olurdu. Zaten olmazdı da. Olabilir miydi aslında…
                                           
                                                      **********
     Tık tık tık…
Kapı vuruluyor bu da ne. Uykumun kalkması en güç aşamasındayım. Başımı kaldıracak takatim yok ki ben bu kapıyı nasıl açacağım, ondan da önce ağzımı açacak halim bile yok. Kapıdaki oldukça ısrarlı, kalkmak istemiyorum diye bir şans bırakmıyor. Zorla kalkıp, kapı koluna elimi uzatıyorum. Birden fark ediyorum ki dün gece üstünü açtığım ne kadar duygu varsa hepsi çıplak. Uyuyakalmış, toparlamayı akıl edememişim. Birkaç dakika içinde tüm duyguları örtmeye yetemesem de toparladıklarımla açıyorum kapıyı.
     Karşımda bir parıltı. Rüya gördüğümü zannedip, kapıyı kapatmaya çabalıyorum o arkadan ittiriyor. Bir süre mücadele veriyoruz. Ben tatildeyim, rahatsız edilmek istemiyorum diyorum. Belli belirsiz gülüyor. Tatil mi? Siz öyle mi sanıyorsunuz. Kendimden emin bir şekilde hayır ben öyle bilmiyorum, çünkü tatildeyim ve bu tatile çıkmak için ne bedeller ödedim zamanında sen biliyor musun? Hem lütfen kapatın elinizdeki şu ışığı, gözümü alıyor.
     Gözünüzü alıyor demek. Sizi daha çok kendinize getirmesi için aldım elime. Uyuduğunuzu tahmin etmiştim. Üzüldüm şimdi yanılttınız beni.
     Yanılttım mı? İyi de hayatımda ilk defa gördüğüm birini nasıl yanıltıyorum söyler misiniz bana.
Öyle mi şimdi daha çok üzüldüm ve yanıldım öyleyse. Oysa dün tam vazgeçmek üzereyken hafif bir dokunuşumdan cesaret alıp, ayağa kalktığınızda çok cesur olduğunuzu düşünmüştüm.
Hemen irkildim. İkinci ayıbımı etmiştim yanımdan ayrılmayan bu kişiye. İçimden kendime sayıyordum durmadan, bağırıp, çağırıyordum. Biraz daha düşünceli olmadığım için.
Anlamış olacak ki, 
     Önemli değil. Artık hatırladınız nasıl olsa. Sizden istediklerimi yapın sadece sonrası hiç önemli değil ve sakın beni her istediğiniz yerde aramayın. Ben gerek gördüğüm zaman çıkacağım karşınıza. Acaba burada mı diye de düşünmeyin, ben olmak istediğim zaman olacağım yanınızda, dedi ve gitti.
Artık rüya olduğuna iyice inanmıştım. Böylesi filmlerde bile olamaz. Kaldı ki benim başıma gelecek. Yolculuğa ait bir şaka olsa gerek rüya değilse bile. Çok iyi oldu sanki, uykumdan ettiler beni, diyerek yatağa yöneliyorum. Ürperiyorum, anlıyorum ki ben rüya görmedim. Artık oyun olduğuna iyice inanıyorum.
                                        
                                                       **********

     Uzun bir ara. Tatil biteli epey oluyor belki hiç bitmedi bilmiyorum. Geride bıraktığım duygular beni unutmasa da eskisi gibi nefret etmiyorlar benden. Arada bir gelip yokluyor huzursuz ediyorlar ama ses çıkarmıyorum. Çok zor bir yerde terk ettim onları. Bana güvendiklerinde vazgeçtim hepsinden. En önemlisi sevdadan. Sanırım en yaralıları sevdam.
     Penceremin önünde kitap okuyorum. Bir ara başımı kaldırıyorum, okuduğum satırlar çok etkileyici. Dalıyorum, düşünüyorum neyi kafama taktığımı bile bilmeden. Birden elimdeki kitabı fırlatıyorum. Tatilde istediği zaman yanıma geleceğini söyleyen kişi pencere ardından beni izliyor. Kalbim yerinde değil, hızlı hızlı atmaktan. Sonra bir aralık bulup içeri süzülüyor, odamda karşıma çıkıyor. Herkesin girmesinde sakınca gördüğüm bana ait odama bir yabancının girmesi huzursuz ediyor beni. Git diyemiyorum, lakin önceki saygısızlıklarım beliriyor kafamda. Ama hoşnutsuzluğumu belli ediyorum. Anlıyor o da.
     Döndüğünden beri seni takip ediyorum. Neler yaptın, kimleri hayatına soktun, kimlerin kalbinde yara açtın, kimleri kırdın ta derininden ya da kimler acıttı dinmeyen kalbini hepsini takip ettim. Az önce de seni kitap okurken izledim. Görmeseydin kaçıp gidecektim aslında ama yakaladın beni. Kaçmak olmayacaktı.  Biliyorum uzun süredir beni merak edip durdun, belki korkuttum seni belki kızdırdım. Belirsizliğim huzursuz etti seni biliyorum ama zamanını bekledim. Şimdi olgun ve büyümüş gördüm seni. Beni ilk tanıdığında çok ürkektin, hayata karşı duramıyordun ve hatta yok olmak üzereydin. O zaman kim olduğumu sana anlatmam seni tedirgin edecekti. Sana bunu yapmaya hakkım yoktu. En zayıf anında seni korkutmayı istemedim. Kendimi tanıtma nedenim yalnız olmadığını sana söylemekti. Kendimi sana hissettirmekti. Ne kadar başarılı oldum bilmiyorum ama doğrusunu yaptım biliyorum. Bakışlarından anlıyorum, hala kim olduğumu merak edip duruyorsun, hadi açıkla artık der gibi bir merak girdi benliğine farkındayım. Artık zamanı. Sen bilmezsin ama ben seni doğduğun günden itibaren tanırım. Hiçbir anımız ayrı geçmedi. Her anında yanındaydım, her gözyaşında benden de bir damla akıttın veya her kahkahanda benim yüzümden bir çizgiyi aldın. Dediğim gibi biz hiç ayrılmadık. Ben o masallardaki meleğinim senin. Sadece seni korumak için görevlendirilmiş bir elçiyim. Artık beni tanıyorsun. Ama hala geçerli ben istemediğim zaman beni göremeyeceksin. İhtiyacın olduğunda beni sadece hissetmeni istiyorum. Biz tek değiliz. Sen görünen tarafsın bense diğer tarafta bizi savunan. Sakın ola ki karşılaştığımızı birine söyleme. Bu hayat boyu sadece ikimize ait bir sır olarak kalacak. Şimdi gitmem gerek. Unutma, sen varsan ben varım, sakın beni de yarı yolda bırakma…


Hayatı yaşamam için bana emanet eder. Ve gider. Oyun burada biter.

Gülçin GÜLOĞLU/2008

Diner Alevim

Yazan denizyildizi at 1:27 pm

Sormadım ardından bakarken neden gittiğini
Söyleyeceklerini duymayacaktı kulağım
Benden aldıklarını geri vermeyecekti dün
İçimde açtığın yarayı onarmayacaktı sözlerin
Gitme desem gitmeyecektin belki, geri dönecektin
Bir bakışım yetmedi sana asıl buna yanıyorum
Gözlerim söyledi dilimin diyemediklerini
Veda mı var bu vakit her gün buluştuğumuz bu garda


Git…
Sana yakışan sevdayı içimde tutmam lazım
Bu yüzden git…
İçimin alevi diner elbet, durma
Sen git…

Gülçin GÜLOĞLU

İyi ki emelkuju var

Yazan denizyildizi at 3:14 am

Ne güzel şeydir dostluk…ve birlikte paylaşılanlar…canım arkadaşım, canım dostum nam-ı diğer adıyla kuju ile çok önceden ortak açtığımız blog sitesi bayağ bizsiz kalmıştı….yeniden hayat vermek istedik..burada kendimize özel yazılarımızı paylaşırken diğer evimiz de de ortak paylaşımlarımızı sizlere sunmak, dönüşümüzü ayrıca buradan da bildirmek istedik…Dostluk adına,sevgi adına, paylaşmanın tadına birlikte varabilmek adına….

Çok uzun zaman olmuş gerçekten… ne koptuk ne dostluğumuz hasar gördü… Aksine daha da güçlendi daha da büyüdü… Aslında çok uzun bir zaman değil kujuyla tanışıklığımız… Ama bize sorarsanız; belki de yıllar oldu diyebiliriz… O kadar çok şey paylaştık ki; (bir yıldan biraz fazla oldu arkadaşlığımız)  hüznü, neşeyi, kahkahalarımızı; umutlarımızı yediğimiz lokmayı, sanal da olsa kahvemizi, bir sıcak çayımızı bile paylaştık… her gün muntazam görüşmelerimizin hiç farkı olmadı sanal ortamın verdiği sıcaklıktan…ha sanal ha gerçek.bizim için gerçek olan; adını dostluk koyduğumuz yüreklerimizdi….
İkimizin de kendimize ait ayrı bloğu var…bunun yanı sıra bu ortamdan başka bizi bekleyen sorumluluklarımız tabii ki…burayı bir hevesle birlikte açtık..birlikte bir şeyler paylaşmak için…ama gün içinde o kadar çok şey paylaşıyoruz ki; belkide bu yüzden burayı unuttuk…burası bizim ortak evimiz…yeniden derlemeli, bakım yapmalı kış havasından çıkarmalı, camı perdeyi açmalıyız ki içeri güneş girsin ve bizi takip eden dostlarımız bu güneşten nasibini alsın istedik…Ve Geri Döndük…:))
Hayat ağırdır arkadaşlar. Herkesin ki gibi… Kimsenin yaşamı kolay değildir… Türlü türlü sorunlarımız, sıkıntılarımız var… Ve bu sıkıntılar arasında en ihtiyaç duyulan şey sevgidir… Dostluktur… İki sıcak sohbet, bir gülen yüzdür. Çok şükür biz sıkı sıkı bağlıyız ve hep sahip çıktık birbirimize… Kah benim gözyaşım aktı, kah kujunun ama ikimizde birbirimizden uzaklarda da olsak, gerçek dostluk gücünü hep gösterdi bize… Her zaman hüzün değildi yaşamımızda konuk ettiğimiz; yaşamın diğer adı da neşedir… ve çocuk ruhumuzdan yükselen kahkahalarımız kilometreleri aştı, yüreğimizde hissettik… Bir telefon çağrısı bile yetti birbirimize yetişmemize; iki elimiz kanda olsa bile.
Hiç şüphemiz yok bizim dostluğumuzun güzelliğinden… Kimsenin de olmasın… ki onlar kendini çok iyi biliyorlar… Allah izin verdiği sürece sürecek ve ileriki yaşamımız için kurduğumuz hayallerimizde gerçek olacak… İnanmak her şeydir. Başarmanın yarısıdır… Kimsenin bizim dostluğumuza inanmasına ihtiyacımız yok. Biz birbirimize inanıyoruz:))
Herkes sıkıca tutsun yüreğini… Kimler var kimler yok yoklasın. Mühim olan bir elin parmaklarını geçmesi değil; o yüreği kaç kişiye emanet edebilirsiniz. İŞTE BUDUR ÖNEMLİ OLAN…
İyi ki emelkuju var…kimsenin değil; kendi adımıza…:))

yazan: EmelSen

www.blogcu.com/emelkuju

dipnot:  bu yazıyı yazdığı için emel’ e çok teşekkür ediyorum. hani bu ara çok meşhur bir şarkı vardır "kalp kalbe karşı derler" işte bu durum da o hesap. hayatıma emel girdiğinden beri düşüncelerim daha oturaklı olmaya başladı. canımın sıkkın olduğunda arayacağım, omzuna sığınabileceğim bir dostum çok yakınımdaydı artık. benim için öyle özel ve değerli ki canım arkadaşım. yolların uzunluğu değil önemli olan yüreğin uzunluğu. sevgi varsa eğer gönül hiçbir şeyi dinlemiyor. yine de o sıcaklığa akıyor ılık ılık. iyi ki varsın canım dostum, iyi ki hayatta bu nağmeyi birlikte tuttuk. artık ayrı düşmeyecek en güzel yarınlara birlikte girmeyi diliyorum…

  • Etiketler

  • Meta

  • Sponsorlar