bir deniz yıldızı masalı

Yolculuktaki Duraklarım !

Yazan denizyildizi at 7:44 pm

Deli olmak ya da kendini deli hissetmek ne güzel. Bugünlerde tam da öyleyim. Bir rahatlık var ve yolunda gidenlerle beni yolumdan döndürmeye çalışan yarım akılların içimdeki savaşı karşı karşıya. Galibi, ben, kararlı adımlarımla belirleyeceğim. Sonuç ya yenilgi ya kazanım.

Sıcaklar geldi başıma vurdu. İçimde ölen hücrelerin terle birlikte dışarı sızışı beni rahatlatıyor, hafifletiyor. Ağırlıklarımı bir tarafa atmanın gülüşleri dudaklarımda misafir. Takıp üzerime yapıştırdığım sıkıntılar sızısız dışarı çıkıyor görünüyor gerçekte öyle olmasa bile. Baharı aştık sıcağı serinletiyorum içimde.

Bir tren ardında el salıyorum gidenlere bazen, bazen bir büyük otobüsün ardından bakakalıyorum bazen de giden ben oluyorum kafamı çevirip geride bıraktıklarıma selam veriyorum. Beni mutsuz etmeseler de mutlu da etmiyorlar. Üzülüyorum bunca yaşanandan sonra iz kalmamasına. Hislerimi aldırmıştım bir vakitte küçük bir operasyonla, aklıma o geliyor. Ondan sonra deliliğim çıkıyor yüzeye, sığlar paklıyor beni anca derinlere gücüm yetmiyor.

Bazen sahnede şarkıcı oluyorum, milyonlar önünde konser verirken bağırabildiğim kadar bağırarak şarkıları yaşatıyorum, bazen usta tiyatrocuların önünde gidip kendime yer açıyorum ben de varım diyerek, bazen kamera arkasında başka hayatları yönetiyorum, bazen sessizliği yaşıyorum fonda dalga sesiyle. Her şey oluyorum evlat, eş, sevgili, çocuk, genç, yaşlı, yetişkin, güçlü, zavallı, muhtaç, güvenli, azimli, korkak. Kendime gelmenin heyecanını yaşıyorum bir müddet sonra.

Ama en çok yazarken mutlu oluyorum. Hayatta olduklarımın toplamı beni yazarlığa itiyor. Ben yazarken kendim oluyorum hepsinden öte. Ne sahnede olmak ne avaz avaz şarkıları dillendirmek… ben cümleleri yaşatmak istiyorum. En çok bunu yaparken mutlu oluyorum çünkü. Bir küçük köşenin en çok yer kaplayan kelimelerini sıralamak istiyorum beyaz bir sayfada.

Ne desem kendimi anlatabilecek uçarı hallerimi anlatacak cümlem yok. Bunlar sınırlı, ben sınırı olmayan hayatı yaşamalıyım. Gıpta ile bakabilmeliler bana, sahip olduklarımla önüne geçilemez hırslarım beni birkaç adım önde tutmalı. Çok salladım canım, biliyorum. Biraz fazla atıyorum bu ara, ipi yükseğe astım, zıplamak zor olsa da hedeflerim beni güçlü kılar sanıyorum.

Hayatı ıskalama lüksüm yok nitekim. Büyük ustanın dediği gibi. Soluk soluğa geçecek bir ömrün durup nefes alma imkanı olduğunda yazacak ve anlatacak çok şeyim olmalı benim herkesten fazla. Kendimi yazmam gerek, başkasından ziyade. Bundandır birikimlerim. Huzur kendini tanıdığın gün girer kapıdan içeri, tüm çabam bu arayışın sonundaki mutlu son için…

Gülçin GÜLOĞLU

 

Kayda Değmeyen Cümleler

Yazan admin at 7:07 pm

Uzun zamandır yazamayınca kendimi kötü hissediyorum. Aldığım sorumluluğun hakkını veremediğimi düşünüp, kendime zamanı zehir ediyorum. Ancak her zaman dilediğimiz olmuyor ve yapmamız gerekenleri aksatabiliyoruz.

Uzun zaman evde oturup da sonra işe başlamanın sayamayacağım kadar çok karmaşık duygusu var. Heyecan, merak, yorgunluk, endişe, heves, mutluluk vs. Son bir haftadır bu duyguları iç içe yaşıyorum ve eve kendimi zor atıyorum.

Epeyce bir zamandan sonra yoğun olmanın tadı bambaşkaymış. İnsan yorulmayı bile çok seviyormuş ve bir zaman sonra zaten yorgunluk da kalmıyormuş. Evdeki hayattan çok başka yaşam, tanıdıkların dışında yeni yüzler, apayrı bir çevre. İş hayatı başka bir dünya alanıymış meğer her şeyiyle. İnsanları tanırken kendini de tanıyorsun, onları anlamaya çalışırken ve oldukları gibi kabul ederken fark etmeden kendine yakınlaşıyorsun. İşe yaradığını biliyor, emeğinin hakkını bekliyorsun. Bunları öğrenmek de çok güzel.

İşin zor kısmı bitti benim için. Şanslı görüyorum kendimi çünkü profesyonel kişilerle çalışıyorum. İşin alt kademesinden başladım ve sindire sindire öğreniyorum iş kavramlarını. Şu kısa sürede değiştim mi ne? Galiba

Mesela daha sabırlı oldum. Birine çok kızınca ona öfkeyle bakmayı unuttum, çok sinir olsam bile nezaket gereği göz göze geldikçe bir tebessüm edebiliyorum. Aceleciğim yerini pratikliğe bırakıyor sanki. Titiz olduğumu gördüm bir de… kahvaltıya alıştım ve durmadan yiyorum  Daha doğrusu yediriyorlar

Masa başında değil işim, sürekli ayaktayım ve faalim. Bu nedenle düşünmeyi ve aklımı kemiren şeylere yoğunlaşmayı bir kenara bıraktım. “önce ben” demeyi alışkanlık haline getirip, tek başıma yaşamadığımı da unutmuyorum. İnsanlarla iç içe ama daima kendimle başbaşayım.

Kısa kısa haberler bunlar. Günler geçtikçe gözüme takılanlar, yazmaya değer konular, anlatılacak kadar kayda değer paylaşımlar bu satırlarda yerini alacaktır. Herkese bol kahkahalı günler…

Gülçin GÜLOĞLU

 

İş Beni Buldu

Yazan admin at 11:40 pm

Günlerdir iş görüşmeleri konusunda mücadelemi ara ara sizlerle paylaştım. İş görüşmelerinde çıkan aksaklıklar, iki tarafın psikolojisini ortaya çıkarmaya çalıştım, yeri geldi dalgaya vurdum işi. Ancak gerçek olan şey, bu durumların ciddi anlamda insanları etkilediği.

Onca şeyden sonra nihayet beklediğim haberi aldım ve yarından itibaren benim için yeni bir hayat başlıyor. Endişelerim var elbette, kaygılarım, merak ettiklerim ama hiç biri evde oturmaktan daha çok bunaltamaz beni. Bekleyişlerin ağırlığı hiçbir şeyle kıyaslanamaz.

İş görüşmelerine giden taraftım bugüne kadar. Çok şey kattığını söyleyebilirim bana. Önceleri utana sıkıla gittiğim görüşmeler sonraları omuzlarımı daha dik, sözlerimi daha kararlı, duruşumu daha kendinden emin yaptı. Ve anladım ki, işe alacak kişiler de etten kemikten, onlar da oturdular bir zamanlar benim oturduğum yere.

Büyüklerimiz boşuna demiyorlar tecrübe konuşuyor diye. Ben de hayatın içindeki yollara serili deneyimlerden payıma düşenleri topluyorum bir bir. Neler getirir bilinmez ama benden bir şey götürmeyeceği kesin.

Uzunca bir süre iş arayanların psikolojik, sosyal, ekonomik vb. alanlardaki zorluklarını yaşadım ve bu konuda kesin konuşabilecek kadar çok şey öğrendim. Ciddi iş deneyimlerim olmadı ancak şimdi de çalışan birinin kendine duyduğu güvenle, yorucu ve yoğun çalışmalarımı katacağım yazı aralarına.

Bazı şeyler beni zorlar mı yada hayatımı kolaylaştırıp bazı şeyleri zorlaştırır mı bilmiyorum da bildiğim şey uzaklaşmak istediğim şeylerden beni derhal uzaklaştıracağıdır. Sevdikleri ya da yapmaktan hoşlandığı şeyler gün gelir insana sıkıntı verir. Aradaki bağları çıkmaza sürükler. İşte bu düğümde insanlar bir kaçış arar bu iş de tam bu sırada çıktı karşıma. İşe bak demekten alamadım kendimi… Sahi artık bakmakla kalmayıp, işin içine girmiştim daha doğrusu ilk adımı atmıştım.

Daha fazla uzatmadan yarınki heyecanı içimde saklayıp uykuya dalma vakti diye düşünüyorum. İlk günümü paylaşırım sizlerle de. İşsiz herkesin en kısa zamanda iş bulmasını canı gönülden dileyerek ayrılıyorum şimdilik…
Sevgiyle kalın…

Gülçin GÜLOĞLU

Deniz Doldu İçim…

Yazan denizyildizi at 2:38 am

Geçtiğimiz iki gün iyi bir deniz havası aldım. Denize karşı ne dilersen olurmuş ya ben de diledim tüm dileklerimi sonsuz maviliğe. O kadar canlı yaşatıyorsa derinliğinde benim de bir dileğimi saklar herhalde koynunda sır olarak.

Kumdan kaleler yapamadım henüz, vakit ona daha erken ama taş sakladım kumun içine kimseler bulamasın diye. Kazıdım, tırnaklarımın içine giren kumları umursamadan hayallerimi koydum denizin ıslaklığını gördüğüm yere. En güzel düşlerimi bıraktım, o yere.

Dalganın sesiyle mırıldandığım şarkılarımı eşlik ettim sahil boyunca yürüyüşüme. Yalnızdım, kendimle kalmanın keyfini çıkardım. O mavi… ne huzur dolduruyormuş meğer kimselerin olmadığı vakitlerde insanın içine. Hani kalabalıkken bir başka da sadece sen bakarken ona daha bir başka görünüyormuş bakanın gözüne, içine işliyormuş iyot kokusu, burnunu sızlata sızlata.

Deniz bambaşka bir olay. Anlatması zor, yaşaması şahane denilen türden. Tekneyle açılması, derindeki şeffaf sudan içinde yüzen balıkları izlemesi ayrı bir keyif, kıyıdan dalga sesleriyle bütünleşmek apayrı keyif. Hangi tarafından bakarsan bak, gördüğün tek bir şey var, o da sonsuzluk, hissettirdiği tek şey var: huzur.
Denizin tüm güzelliğini günlerinizde hissedeceğiniz yarınlara…

Gülçin GÜLOĞLU

 

Bazı küçük şeyler kimileri için önemli olsa da kimileri için göz ucuyla bakıp gayet önemsiz gördükleri şeyler olabilir. Hayatınızın genelini bir düşünün, sizin için çok önemli bir şeyi anlatırsanız birilerine karşıdaki kişi sizi sadece dinler, sizi heyecanlandıran şey onun için çok bir şey ifade etmez.

Geçenlerde uykuyla uyanıklık durumumda fark ettim ki, hayatımda önem verdiğim insanlarla tesadüfen hep bir incir ağacı, incirin kendisiyle ilgili bir anım olmuş. Meyvesini zaten ezelinden beri çok severim, çocukluğumdan beri yemeyi sevdiğim ender bir meyvedir ancak anısı biriktikçe daha bir değer kazandı benim için.

Mesela bir eski dostumla gölgesinde oturup, ağlaştığımızı başka bir gün mutluluk ve heyecanla birbirimize anlattığımız yaşam kırıntılarını, kaygılarımızı, beklentilerimizi, beklemediklerimizi, geleceğimizle ilgili kurduğumuz hayalleri hatırladım. Sonra kalkıp tek tük dalında kurumuş incirlerden kopararak mideye indirmiştik. Bundan sonra burası bizim yerimiz olsun diyerek, giderek görüşmelerimiz azaldı, o yere gitmek zorlaştı ama oraya ait anıları silmek zor. Akılda kalan kalıyor, ket vuramıyorsun düşüncelere. Koca koca yapraklarına sıçrayan dalga damlaları inciri kopardıkça elimizin tersine düşüyor, şımarık hareketlerle birbirimizin üzerine silme yarışması yapıyorduk. Çocuklaşırdık. Dost sohbetlerinde bazen birkaç kişi daha ortak olur, günleri daha ayrı bir tatla o geçirirdik. Hepsinin izi derinlerde.

Önem verdiğim bir başka dostumla daha incire ait bir anım vardır. Misafir olmaya gittiğim bir günün sabahında dostumla bir Bursa sokağındaydık. Bir evin bahçesinde yola uzanan, olabildiğince büyük bir incir ağacının uzanmamıza bir el boyu kala yetişemediğimiz incire ulaşma çabasıyla garip hareketlerle çantamızı vurarak, hoplayıp zıplayarak almaya çalıştığımız inciri alamamanın sıkıntısıyla köşeyi dönüşümüzü hatırlıyorum da biraz muzurluk biraz utangaçlıkla oradan ayrılışımızla, o sahne gözümün önünde olacak daima. Biz o inciri hırs yapar yine de alırdık da birisi şişşşt diye seslenmeseydi…

Bir başka anısı ise, Salihli de meşhur kaplıcalardan her yıl mutlaka 10 günlüğüne ev kiralardık. Oraya her gidişimizde küçük sepetler içinde incir (yemiş) alırdık gün aşırı. Çiğnedikçe kıtır kıtır ses çıkaran çekirdeğiyle, içinden bal gibi akan tatlılığıyla yenmeye layık bir meyve olarak hatırımda.

Şaşar kalırım, “ocağına incir ağacı dikti” denmesinde bende bunca iyi anısına karşılık, herkeste kötü bir intiba bırakmış olmasına bir garip incir ağacının. Ancak öğrenmenin sonu yok, ben de araştırdım ve öğrendim bu konudaki birkaç rivayeti de sizinle paylaşacağım. Şöyle ki; incir ağacının kökleri oldukça fazla ve güçlüdür, bu ağaç büyükçe, toprağın derinine indikçe evin altına doğru ilerler ve gün gelir evi temelinden ayırır. Bu da evi yıkacağından böyle bir deyim doğmuştur. Başka bir rivayet, ikinci Murad’ın küçük kardeşi şehzade Mustafa, taht kavgasına atılıp isyan edince İznik’te tutuklanarak bir incir ağacına asılmıştır, bu deyimin o yıllardan da kaldığı söylentiler arasında.

Doğruluğunu tam olarak bilemesem de benim için gerçek, incir ağacının hayatımın en güzel günlerine eşlik ettiği ve hafızamda gülümsememe sebep değerli anılar yaşatmasıdır. Benim kendime seçtiğim bir de incir ağacım var hep en özel, en masum anlarımda barındırdığım, içten içe yaşanmışlıklarımda beslediğim bir de kestane ağacım, kimseye diyemediğim.
Peki ya sizin? Sizin ağacınız, meyveniz hangisi, size özel içinizde beslediğiniz?

GÜLÇİN GÜLOĞLU

Bizdeki Biz/ Biz De Kimiz?

Yazan admin at 12:16 pm

Bir varmış bir yokmuş… İnsan denilen canlı hep var olmuş. Kıytırıktan hayat tortularını kendine yontmuş da yontmuş. Bir yandan çok mutluymuş diğer yandan kendini yerden yere vurmuş. Doğmuş, büyümüş, ölmüş.

Bu kadar kolay mı üç kelimeyle bir ömür özetlemek. Ben yapmıyorum diyenlerin izinden gidip söylüyorum. Birisi zamanında böyle bir laf atmış o şimdi yürüyüp gidiyor. Sorunsuz hayatı kim yaşamış da ölüm anına sıfırdan arınmış gidebilmiş.

MUTLUYUM demek bir iz sürmek ne güzel. Çabalamak yorsa da, dinlendiriyor sonundaki başarı. Çok istediğin bir iş mesela ya da vazgeçemediğin bir insan, kendinden ödünler vererek aldığın nefes sayısı, evladın, annen baban, çoğu zamansa kendinle ilgili mevzular, nasıl da yoruyor insanı. İnsanlığa adanmış bir tek söz çıkar bir gün dudaklarından, sonra ellerin işler icatlar sunarsın herkesi hayretler içinde bırakarak, iyi yazarsın söz uçar yazı kalır adın kalır…
Kendini yaşarsın bir zaman.

GÜLÜMSEMEN için bir nedenin yok mu sence? Bir düşün derim kesin cevabın hayırsa eğer. Ben de öyle sanırdım çünkü. Ama düşününce öyle olmadığını anlıyorsun. Sıkıntıyı incir çekirdeğinden çıkarıp yaşıyorsak mutluluğu iğne ucundan çekip çıkarmamız gerekmiyor mu? İnsan hüznü sever bilirim. En derinlerde boğulup da sonra çıkınca yüzeye ben derindeydim ama azmettim boğulmadım, yaşamayı seçtim diyebilen, demeyi seven ne menem bi canlıdır anlayamadım.

HAYAT, öyle ya da böyle bir şekilde sevdirir kendini sana. Küçük, haşarı, ele avuca sığmayan bir çocuk. Atsan atılmaz, satsan satılmaz. Satsan değeri kimine beş para kimine hiç para. Bana yok pahasına gidiyor hiç hak etmeyen insana.

Özetlemek lazım bugünü, yaşamı, insanı. Her şey hemen dibimizde bir su birikintisi ötemizde. Kimimiz göremiyoruz önümüzdeki suyun derinliğini kimimiz sığları seçiyoruz habire. Berrak bir yoğunluk varken en güzel yerde arkamızdaki bulantıda boğulmak niye?

Gülçin GÜLOĞLU

 

YaZ kIzIM/ nEşeYi

Yazan denizyildizi at 12:36 am

Yaz kızım… diye başlar Türk filmlerinde mahkemelerde geçen replikler. Kız da başlar yazmaya… Makineye bağlanmış gibi… Şimdi benim de yazacağım gibi. ))

Bir küçük TURUNCU balığım merakla beni izlemekte ben düşünürken. Ağzını açıyor kocaman sanki benim klavyeye yazacağım kelimeleri yutmak ister gibi. İzin verir miyim almasına… benim onlar, vermem. O bile durduramayacak yazı yazmamı… :P

İhtiyacım olabilecek ne varsa, zamanında dolaba koyduğum yerden şimdi kapağı açmamla beraber patır patır yere dökülüyorlar. Ben toplamaya çalıştıkça daha bir dağılıyorlar. Her şey böyledir sahi değil mi? Ne varsa üst üste gelir… Topla toplayabilirsen… Tıpkı şuan ki kelimelerim gibi. Ben yakalamaya çalıştıkça onlar benden kaçıyorlar. Ben inat onlar benden daha inat. Nasıl bir araya getiricem de bir yazı oluşturacağım…

Benden gidenleri toplamaya çıktım bugün. Kelimeler de dahil. Kimini bir parkta salıncakta sallanırken yakaladım kimini tozu dumana bulanmış bir yol kenarında kimi bir amcaya yardım ediyor kimi kendini bir odaya kapatmış. Nasıl çıkıcam ben bu işin içinden? Nasıl hepsini tek tek toplayıp tek bir tane BEN olmayı başaracağım?

Ben yaparım ;)  yapabilirim değil mi??? Yaparım yaparım…

Yazsam ama ne??? Konu o kadar çok ki aslında. Geçmişi mi yazayım geleceği mi? Tek tip olan insan modelini mi, saçıyla başıyla, giyimiyle kuşamıyla herkesle aynı olup kendini farklı gösterenleri mi? Sessiz savaşın alıp başını gittiği ama aynı zamanda sükunetin olduğunu düşünenleri mi? Ağlayan anneyi mi, düşünen babayı mı, çaresiz evladı mı, yüreği yanan sevgiliyi mi, sıkılan kardeşi m? Neyi yazayım?

Ben en iyisi neşeyi yazayım ))) Gülmek sana yakışıyor dinleyip, ardından hey gidi koca dünyayı başa alıp, İzmir bilir ya deyip, sürprizler yaparak büyük aşkımla dans edip radyoyu kapatayım. Bir kitap alıp elime ders veren cümleleri seçip, altını çizmeliyim. Sonra oturup tek tek deftere not almalıyım. Olur a gün gelir okumaya ihtiyacım olur. ))) Elimin altında dursun…

Eeeee… sözler bitti… hepsi dağıldı, ben şimdi aramaya çıkıyorum. Kafam da gitti, peki ya ruhum nerde benim… ben kimim? Olmak istediğim yerde miyim? Aman Allah ım… Umarım geçici bir durumdur bu ))


 
gülçin güloğlu

 

Son üç günün yoğunluğunu ancak bu akşam anlatma fırsatım oluyor size. Son zamanlarda yasadığım en hareketli haftasonumu yaşadım. Şöyle ki; abimin haftasonu kaçamağı bana ve bebekleri yüzünden zor dışarı çıkabilen kuzenimize ve eşine yaradı.

Cuma akşamı ilk durağımız Kordon’du. Serin deniz havasının bir o kadar sakinleştirdiği temiz havayı soluyabildiğimiz kadar soluduk. Derin iç çekişlerimizde iyotun burnumuzu sızlatan kokusunun içine hapsettik son zamanlarda yaşananları. Akşam iyi gelmişti bize. Sessiz, sakin, uzun zamandır yaşanmayı bekleyen ancak hep ertelenen güzel bir h.sonu akşamı henüz bitmemişti. Yediğimiz buzlu bademin buzunu yememle dalga bile geçtiler…
-piiiiisss… buz yiyoooo kimbilir nasıl suyla yaptılar diyerek.. ama ben gördüm bildiğimiz buzdu işte canım ama beni kızdıracaklar ya. Yeme konusunda biraz titizim ya :)))

Ordan kalktık, Efemizi aldık (anneannesi baktı) doğru kuzenlere. Gece henüz bitmemişti. Can sıkıntısından ya da boğaz derdinden ne derseniz deyin artık )))) gece 2 de 1 kilo yaprağı ancak bizim gibi deldiler sarar. Üstelik hayatında yaprak sarmayı ilk defa deneyecek biri için kuzenim fazla pozitif düşünmüş olacak ki bana güvenip işe kalkıştı. Bir buçuk saatte sardık, pişme payıyla gece (sabah mı demeliydim) saat 4’te sarmaları mideye indiriyorduk. Güzel bir anımız daha oldu : ))  deli avuntusu :P

Sabah Efe’nin hepimizi ayağa dikmesiyle geceden kalma halimizi de hesaba katarsak o gün nasıl geçti anlamadık. Biraz gezindikten sonra, pazara git,  abimin bilet alması, kuzenimin alışverişi, benim pc derdim derken birkaç saat ne yapıp edip Nazlı’mın (bilgisayarımın adı, bilenler bilioo, daha önce bahsetmiştim ))) başına oturup, bir şeyler karalayabildim. Bu arada canım dostum Emelimle iki çift laf ettik derken Efe uyandı kabus saatler başladı ))))))) karnımız acıktı napalım diye düşünürken hadi pide yapalım. Evet evet normalde dışarıda yapılan pideyi aynen evde yaptık o kadar kişiye. Resmini de çektim yayında )))


((( YEMEYİ SEVMEYEN TEK BİR ERKEK GÖRMEDİM BU YAŞIMA KADAR. KEK DE GEÇ BİR SAATİN SÜRPRİZİ OLDU BİZE. DİĞERİ DE BUZLU BADEM. İZMİRİN ŞARKILARA KONU OLMUŞ MEŞHURLARINDAN : p )))

O gece yine evde kalmadık. Bir yoğunluk bir tantana sormayın gitsin. Sabahlayıp ertesi gün uykuyu almadan uyanmak ve gün içersinde nerde rahat bir yer buldun kafayı koymak istemek nasıl bişey anladım ))) Pazar gününü de akşam saatlerine kadar çok yoğun geçirdim. Ev battı. Sonra hadi temizlik yap. Bu arada yazmadan asla geçemeyeceğim, arkadaşlarım kendime önem verdiğimi çok iyi bilirler. Hatta çoğu kez dalga konusudur :))Nerden geldi kaynağını söyleyeyim, annemden )))) cumartesi kendini ödüllendirmek için bir buket kırmızı gül almış kendine. Sorduk bu ne diye,
-kendime aldım, çok güzelleri dimi diyo… evet annecim en az senin kadar
(muckk)

Geldik pazartesiye. İş görüşmem vardı. Artık o kadar rahat gidiyorum ki iş görüşmelerine. O kadar alıştım yani. Dolabımda iş görüşmeleri için ayrı bir bölüm oluşturdum zaten, giderken ne giyeyim derdim yok hehe bakalım oraya da bıraktım bir cv. Gayet olumlu geldi bana haber bekliyorum artık. Sonra Kemeraltına alışverişe gittik ana kız. Bana yaradı, yazlıklar çıkmış nasıl güzeller anlatamam. Dayanamadım hemen bir badi, bir etek ve babet aldım kendime. Çok şirinler. Bana da yakıştı hani :P

Eve geldik hemen bir çay koyduk annemle. Ayaklarımızın altı şişti yürümekten. Havada yazdan kalma diyemeyeceğim kadar sıcak bir hava vardı. Anladım ki baharı çoktan geçip yaza girmişiz bile. Şimdi yazlıklarım çıkmak için keyfimi bekliyorlar. Peki benim keyfim ne zaman ister, işte bu konuda endişeliyim ama umutsuz değilim elbet çıkacaklar ))) odam zaten karışık yeni dağınıklara izin vermeyecek kadar, düşüncelerim gibi.

Ve bir şey daha… radyo tatlısesin dj lerine bayılıyorum. Gerçekten işi bilen kişiler yapıyor bu işi. Müzik dinlemedim öğlen sırf dj yi dinledim. Dedi ki, sizin sorsak öyle çok derdiniz var ki. Saydı bunların birkaçını ama emin olun sizin canınızı acıtan ve dert olarak gördüğünüz sorunlar bir başkasının umrunda bile değil. Ne kadar doğru aslında. Bu da ayrı bir yazı konusu olsun mu? Olsun olsun )))  çünkü daha fazla uzatırsam kahvem soğuyacak. İlham gitmesin diye yudumlayamıyorum ki bir türlü… hatta şimdi baktım da soğumuş bile döksem israf, içsem neye yarar. Gitsem en güzeli…

  • Etiketler

  • Meta

  • Sponsorlar