
Vesaire Vesaire…
Hayatta gerekçelerle yaşıyoruz… Yaşadıklarımızın kimi zaman ardında dururken kimi zaman bahanelerle ortadaki bir suçu başkasına atıyoruz. Vesaire vesaire… Hoş bir giriş olmasa da içimdeki sıkıntıların bir cümlesini kurmuş oldum.
Bu yazımda değer bilmenin, değer vermenin, önemsemenin ya da önemsememenin kaybetmenin öneminden bahsetmek istiyorum. Bu da nerden çıktı demeyin, yazı bu, kalem sana neler yazdırırsa sende onu yazarsın. Kaçışın olmaz.
İşyerimde yaz döneminin yoğunluğu ve yönetimin değişmesi aynı zamana denk geldi. Şansıma nereye girsem sıkı yönetim beni buluyor. Yanlış anlaşılmasın şikayetçi değilim, prensipli ve yerinde, ciddi kararlara her zaman saygı duyarım, duyuyorum da. Yalnızca yeni müdürümüzün bizler için gerek iş düzeninde gerekse özel hayattaki egolarımızın kontrolü için aldığı bir kararı paylaşmadan edemedim.
En doğru biçimde nasıl aktarırım diye düşünürken bendeki izlerini belirterek başlamak daha doğru diye düşünüyorum. Şöyle ki; yemekteki bir tek karabiberin ve kürdanın bile çok önemli olduğunu bize güzel dersler vererek öğretti. Önce çay sıkıntımız vardı birkaç güne kadar yoluna soktu, sonra soframızdaki karabiberi ve kürdanları kaldırdı onbeş gün kadar. Biz şaşkınlıkla yeni müdürümüzün yaptıklarını anlamaya çalışırken içten içe de kızdık bu kadar da olmaz diye. Anlamaya çalışmadan. Bir taraftan içimizden dışarıya atamadığımız öfkemizi bastırmaya çalışırken diğer taraftan da diğerleri üzerinde baskı kurarak birlik olmaya çalışıyorduk.
Nerde hata yaptık?
-Nedenini merak ettik ama kafa yormadık. Suçlu aradık, hatalı gördük, küçük şeylerin bizdeki değerini hala anlayamadık ta ki müdürümüz bize anlatana kadar.
Evet çok çalışıyoruz, emek veriyoruz, yemeği hak ediyoruz ama bir tek karabiberin kıymetini bilemiyoruz. O karabiber olmadan yemeğin tadı olmuyor, insanoğlu bu, lükse eğilimli aşağısı kurtarmıyor. Küçük uygulamalarla arada bir bizi birilerinin kendimize getirmesi gerekiyor maalesef. Verdiğim örnek misali…
Başka açıdan değer bilmek:
-İkili ilişkilerde örneğin, delice sevgiye inanırım. Fazlasının zarar verdiğini düşünsem de sevginin zararsız olduğuna kanaat getiririm. Seven sevdiğine zarar vermez ve sanır ki o hep orda hiç gitmeyecek hep bekleyecek hep delice sevecek. Ancak bu doğaya karşı bir durum. İnsan değişken ve çok eşli ne olursa olsun, ne söylenirse söylensin, ne tür açıklamalar yapılırsa yapılsın bu değişmez gerçek. Bu nedenle hiç gitmez deyip başka alternatif yokmuş gibi kendini hint kumaşı sayanlara sözüm, her insan bir gün mutlaka vazgeçer sevmekten, sevdiği yürekte yeri olmadığını anladığında.
Hayattaki küçük şeylere takılı kalıp zaman geçirmenin bize kattığı hiçbir şey yok, bizden alıp götürdüklerinden başka. Bu yazıdaki kilit kelime küçük… küçük şeyler ve küçük ayrıntılar… eşittir hayat… parantez: mutluluk…
Biraz dağınık bir yazı oldu farkındayım. İçimdeki dağınıklıkları kafamdaki karışıklıklarla birleştirince böyle oldu. Neyse siz beni bilirsiniz, anlarsınız demek istediklerimi. Her zaman böyle değilimdir, arada bir hoş görün beni.
Mutluluk denizinde yüzmenizi dilerken umutların peşinize takılmasına fırsat vermenizi istiyorum. Hepimiz sevilmeye layığız yeter ki biz kendimizin farkında olalım, kendimizi sevelim. Değer verelim, kıymet bilelim daima…
Gülçin GÜLOĞLU
Bu gunun feyzi uzerinize,rahmeti gecmisinize,bereketi evinize,
Ağustos 16th, 2008 at 13:06nuru ahiretinize,sicakligi yuvaniza dolsun.
Berat kandiliniz kutlu olsun.
hımm benzer şeyler yaşayan biri olarak (yaz dönemi yoğunluğu, yönetim değişikliği gibi ) sanırım önerilerini ciddiye alıcam. sağolasın…
Ağustos 18th, 2008 at 09:42son kez ardına bakıp suya süzüldü gün
ilk adımında bir kırmızı sardı gözlerini
omuzlarında kırışık ay beyazı
saçlarında tedirgin dalgalar
bir elinde uzak ışıklar dans ederken
bir ayağı zamanda köprü
iki sözünden biri ‘konuş’ üçüncüsü aşk
ikinci hecede mavi bir dilek tuttu
yansıyan ışıkların bedeli ağır olacak
kan tutmaz bir damar çağlıyor dizlerinde
bir gözünde ipince sevda ayazı
bir bakışı yüreğimde hançer
iki dokunuşundan biri ‘sen’ üçüncüsü aşk
ikinci seferde çıplak bir şiir yuttu
ne zamana ne mekâna sığması gerekmeyen
belirsiz bir duman yükseldi üçüncü gün
her alışılmışın dışında
her tenden parlak
bir tarafında güneş ağlarken
bir tarafında yıldızlar sönüyordu
iki soluyuşundan biri ‘ben’ üçüncüsü aşk
ikinci nefeste beni kollarında uyuttu
yörüngesinde dolanıyoruz bu gece
kabaran toprakta son cemrenin hasadı
bir parmağında evrenin gözü
bir dudağında huzurun yolu
iki adımından biri ‘biz’ üçüncüsü aşk
son adımda bütün ateşleri kuruttu
NOT: Çok sevdim bu şiiri ve sizinle de paylaşmak istedim. Esenlikte olun.
Ağustos 21st, 2008 at 09:00Merhaba,
Ağustos 24th, 2008 at 18:34neyse ki sayfanda yazı güncellemsi devam ediyor.
Biliyor musun Gülçin, şu vurgulu yazılan cümle yok mu yaşamadım değil…
her birinize ziyaretim olamadığı halde hala beni unutmayıp kuju buralarda mı diye gelip yorumlarınızı eksik etmeyişiniz var ya beni can evimden vuruyor. iyi ki varsınız…
sevgili bncem
o vurgulu cümleyi yüreğim kanaya kanaya yaşadım ben de. hani bir laf var bilirsin, ZORLA GÜZELLİK OLMAZ diye. sahiden de öyle: zorla güzellik olmuyor…
mutlu günler…
Ağustos 24th, 2008 at 22:37sevgili Kuju,
yönetiminiz gerçekten işi biliyormuş,kıssadan hisse diye buna derim ben,akıllıca…takdir ettim kendilerini.
ayrıntılara gelince,
günlük hayatımızda o kadar çok farkında olmadığımız,belki de yoksaydığımız ama bizi mutlu etmesi gereken şeylere sahibiz ki…işte duvara çarpması gerekiyor bazı insanın..var iken farketmediğimiz bir şey bir anda yokolunca nasıl da anlıyoruz önemini…
ve evet yürek vazgeçer bir gün sevmekten,
bazı çok farklı sebeplerden,bazı
aynen dediğin sebepten….
öpüyommm Kujuuuucuğum seni koccamannnnn:)
Ağustos 26th, 2008 at 23:18etc etc etc
bu ne güzel bir site böyle. bir lila hastası olarak bu siteye bayıldım. hem içerik hem tasarım olarak mükemmel.sevgiler
Ağustos 27th, 2008 at 15:29