Yaşadığımız toplumda ve çevrede sanata önem veren belli bir kesim var. Bu ayan beyan da belli. Toplasanız sinemaya giden, opera, bale, dans gösterileri gibi etkinliklere katılan çok az kişi var. Doğuya gittikçe bu oran daha düşüyor. Tiyatro deseniz tek kişilik veya kalabalık ekibiyle gerçekten büyük bir uğraş istiyor, emek gerektiriyor.
Ekrandan görülenler veya tiyatroda canlı canlı izleme olanağı bulduğumuz sanatçılar arasındaki farkı düşündünüz mü hiç? Sahnede ne hissederler, içlerinde belki buruk bir vedanın akıtılmamış gözyaşı saklı, belki çok yakınından duyduğu bir sözle canı çok yanmakta, belki içine sığdıramadığı bir mutluluğu hüzünlü bir sahnede gizlemek zorunda.
Hayat misali… çok klasiktir bu söz. Hayat sahne, bizler de payımıza düşen oyunu oynamakla yükümlü oyuncular. Bir sahnede veda, bir başka perdede mutluluk, kahkaha atmakla görevlendirilmiş, üstümüzde oyuna yaraşır kostümlerle seyirciye en iyi oyunu çıkarmaya çalışıyoruz. Dışarıda akan bir hayatın aksine sahnede her şeyi geriye bırakmış bir oyuncu baş göstermekte. İşte biz: insan.
Acı da yaşasak, sevincimizden yerimizde duramadığımız da olsa, bir hayatı yaşıyoruz işte. Hayat gidenin ardından yaşanmaya devam ediyor, hüznü çok gerilere itip, zaman zaman hatırlanacak bir burukluk olarak mazide bırakmaya alışıyor insan. Yoksa yaşam diye bir şey kalmaz ki. Her ölüm yeni bir ölümle son bulmuyor. Çaresi olmayan ebedi uyku ölüm ve peşinden koşup yorulduğumuz hayat. Düğün ve cenaze.
Sıkıntı dolu günlerin ardından şimdi kaldığımız yerden yaşam telaşımız devam ediyor. Bizden çok önce hayata gelip, kendine ait oyunu oynayıp kendine biçilen rolün sonu gelen kişi jübilesini yapıp elveda edip görevini genç oyunculara devrediyor. Şimdi bu görevi devralıp bizden önce tamamlanamayan veya yarım kalmış oyunları tamamlamak için kolları sıvama zamanı. Kalmamalı hiçbir eksik, en iyiyi oynamayı arzulamalıyız.
Dünya derdi bitmez. Sen istedikçe ağlar, izin verdikçe gülersin. Öyle karmaşık bir haller ki bu durumlar çık çıkabilirsen. Ne yapılırsa yapılsın her şeyin bir sonu var. Hepimizin bir gün kapanacağız gözlerimizi elbet. Velhasıl değmiyor kalp kırmaya, değmeyenlere değer vermeye, akıtmaya o kıymetli gözlerinden akan bir damlaya.
Sahne aynı sahne. Oyuncular değişmekte. Roller farklı gibi dursa da amaç hep en iyi olmakta. Sonunda bir alkışla ayrılık zamanı ve gidenin acı vedası. Şimdi giden gururlu, kalan mağrur. Öksüz kalan, eski oyuncuyu arayan gözlerde yeniye alışma çabası. Bu da olur bu da. İnsan nelere alışmıyor ki… Hayat kaldığın yerden devam etmekte. Zaman ayakta durma zamanı. Ben de başarabileceğime herkesten önce kendime inandırmayla başlıyorum işe. Yazıyla, çabayla, aldığım nefesle…
Gülçin GÜLOĞLU
ÇOK HAKLISIN GÜLÇİN YAŞAMAYA DEVAM EDECEĞİZ,İÇİMİZDEKİ BURUKLUĞA EKSİKLİĞE RAĞMEN VE SEN AYAKLARININ ÜZERİNDE DURUP KENDİNE GELDİĞİNDE, BİRŞEYLER BAŞARDIĞINDA HAYATININ ÖNEMLİ ÖNEMSİZ ANLARINDA EKSİKLİĞİNİ HER DUYDUĞUNDA O YİTİRDİKLERİNİN SANA VERDİĞİ GÜVEN DUYGUSUNU HİSSEDECEKSİN.BİLECEKSİN YOKLAR AMA SANKİ SIRTINI SIVAZLIYOR,SANA GÜÇ VERİYORLAR.KİMBİLİR BELKİ İNANMAK İSTEDİĞİMİZDEN BÖYLE BİR ŞEYİN OLABİLECEĞİNE AMA BEN HEP HİSSETTİM BUNU YANIMDA OLMASALAR DA YANIMDA OLDUKLARINI….
Mayıs 6th, 2008 at 09:25SABIR,GÜÇ VE HUZUR DİLİYORUM.
Doğru söze ne denir?
Mayıs 6th, 2008 at 10:12Hayat gerçekten bir oyun.Hepimize ayrı ayrı roller biçmiş kader.
Yeri geldiğinde ağlatıyor,yer geldiğinde güldürüyor.
İşin garibi;
tüm oyuncular tam bir profosyonel bu oyunda.Çıraklığı yok bu işin. Doğumda başlıyorsun rolünü oynamaya, ölümle sona erdiriyorsun.Hiç kimse sana ağlamayı,gülmeyi,üzülmeyi,mutlu olmayı öğretmiyor. Herkese doğuştan verilmiş bu yetenekler.
Şüphesiz,oyuna katılan yeni oyuncular regini çoğaltıyor hayatın,güzellikleri daha iyi algılamamıza vesile oluyorlar. Bir bebeğin doğuşu, mutluluk sahnesinin bir bölümüdür mesela,her ne kadar dünyaya gelişine ağlamalarla protestoda bulunsa da kendi.
Ölüm ise,
hüzünün sahnelenişidir, mutsuzluğun tarifidir.
Kalanlar üzülür,gidenler ise,Yahya Kemal Beyatlı’nın şiirinde anlatırlar kendilerini.
”Birçok giden memnun ki yerinden,
çok seneler geçti,dönen yok seferinden.”
İşte hayat bu.
Mutluluk ve mutsuzluk oyunu.
Dilerim, sevgili Kuju’ya verilen rolün mutluluk bölümleri çok daha fazla olur.
Hayat bir sahne ve bizler de dediğin gibi sahne üzerindeki oyuncular…Her oyunun mutlaka sonu vardır…repliği biten, oyununu sergileyen mutlaka terkediyor bu sahneyi vakti gelince , yerine bir başkası geliyor mutlaka…bazen acemi olanlar dışında kalıyor oyunun, ve iyi bir kulağa iyi bir yüreğe sahipse ayırt edebiliyor söylenen cümlelerin manasını ve sergilenen oyunun ince naif nüansını….herkesin perdesi gözbebeklerinde…ve gücüde yüreğinde…sen kendi gücünün farkında olarak yazmışsın bu anlamlı yazıyı…ve o güçle oynatmışsın kalemini…keşke herkes bu yazıdan kendine pay çıkarabilse, içindeki anlamları görebilse…biraz dönüp bakmasını bilebilsek kendimize…oyun içindeki oyunların kurbanımıyız yoksa hep başrollerimi kapmaktayız…en güzel sahnenin en güzel hikayesinde hep başrollerde tadında bir oyun çıkarman dileğimle…yüreğindeki güç hiç bitmesin..inancın tükenmesin…ben herkesten önce ayakta alkışlıyorum her zaman seni..biliyorsun…ve yaşam boyuncada alkışlarımın sesi hiç gitmeyecek kulaklarından..iyi ki varsın can dostum :))
Mayıs 6th, 2008 at 10:21