bir deniz yıldızı masalı

     Çok uzun süredir gerek gruplardan aldığım, gerekse arkadaşlarımın gönderdiği maillerin çoğunun konusu farklı açılardan ele alınıp, aynı konuda birleşen yüzlerce mail tarafımda birikmekte. Nedir bu ala ala bitmeyen mail? Türklerin özellikleri, davranışları, mimikleri, zekaları (!), kendine has durumları vs.

     Biri diyor Türk dedim mi orada duracaksın, diğeri saflık denince aklına Türk’ü getiriyor, bir başkası resimlerle hayat veriyor hayal gücüne… Doğrular var ancak bir o kadar da mübalağa var. Ben de hem mailden etkilendim hem de gün içinde gözüme takılan, fikrime ters gelen, beni güldüren aynı zamanda düşündüren Türkleri yazmak istedim bugün. Ne derler biraz -ti ye almak istedim.

     İlk örneğim araba kornaları. Başka korna da var mı demeyin var tabi, bisiklet kornası, motor kornası… Bu kornalar çeşit çeşit ama bizim alanımıza arabaların kornası giriyor bu aşamada. Türklerle ne ilgisi var bu kornanın diye soran biri sanırım çıkmaz. Direksiyona geçen de bir tavır değişikliği oluyor nedense, yayayken kızdığı ne kadar durum varsa direksiyondayken hepsini yapmak ona bir zevk gibi geliyor sanki.

     Yolda giderken caddenin diğer tarafında yürüyen bir ahbabını gördü diyelim kişimiz. Zart zart kornaya basar. Kişi görmez kendisini yada bakmaz o yöne, bu sefer kendini bak ben araba kullanıyorum ama mutlaka beni görmen lazım edasıyla daha bir ısrarla çalmaya başlar kornayı. Duyurmaya çalıştığı kişiden hariç herkes bakar ama hedef kişi asla bakmaz. Kural gibidir. Oysa kendine çalınmıyorsa mutlaka kafayı çevirir bir bakar. Evet evet 6. his Türklerde hayli gelişmiştir.

     Sonra yasaklar. Bir yerde yasak yazısı varsa işte en hassas noktamız, o yasağa mutlaka ki uyul-ma-yacak. Çimlere basmak mı yasak, nerede en yeşil taraf var, en yoğun yere gider zevkle basarız. Elli metre ötede yaya geçidi mi var, oraya kadar yürümeye gerek yok deyip, ortadaki direklerden atlamayı marifet biliriz. Buraya park etmek yasaktır, garaj girişidir. İşte delmeyi sevdiğimiz en can alıcı yasak. Zevkle, mutlulukla, garaj sahibinin arabayı sokamayacağı durumda arabamızı yerleştiririz veya çıkamayacak gibi. İtinayla. Buraya yiyecek içecekle girilmez. Nasıl olur, evden çıkarken aldığım sandviçleri ne yapacağım, bisküviler çantamda kalmış çöpe mi atayım, günah, sözleriyle görevliyi ikna eden, pardon pes ettiren demeliydim kişi bir Türktür. Sabır denemesi yapar resmen. Kapıda görevli varsa en aşağı yarım saat, eğer giriş serbest de içerde yiyenlerin uyarıldığı bir yerse bu sefer içerde başlar bir tantana… Bu liste uzaaaaaa gider. Anlatılmakla bitmez, yeter ki bize yasak deyin.

     Bir başkası; yere tükürmek. En kötülerinden ve iğrenç derecede tiksindirici. Yere bakarsınız ve o görmek istemediğiniz kimin olduğunu bilmeden çevreye mikrop saçan tükürüğü görürsünüz. Yere tükürmek yasaktır yazan kaç ülke vardır çok merak ediyorum. Artık yerlere bakarak yürüme zorunluluğumuz var adeta. Bu maddeyi yazıp yazmamakta tereddüt ettim ama madem açık olmak zorundayım, yazıyorum işte.

     Geleneğe göreneğe bağlı yaşayıp, eskiye takılıp sonra işine gelmediğinde modern olup, çağın ilersine doğru birkaç dakika içinde geçiş yapabilen de Türklerdir.

     Türkleri enine boyuna ele almadım tabi ki. Bazı yerleri kusur bıraktım. Hem yazıyı okunur halde bırakmak hem de konuyu uzatıp konudan ayrılmamak adına. Türkler nerede olursa olsun Türklüklerini gösteriyorlarmış, öyle diyordu gelen bir mailde de mesela, örneklerle açıklayarak. Türk olmak ayrıcalıktır diyor bir başkasında. Her insan kendine göre ayrıcalıklıdır. İnsanın da, toplumların da artıları eksileri vardır. Ben de bugün gözümün kıyısından geçen, yolda giderken gerçekleşen olayları yazmak istedim. Eğlenceyle biraz kendimize bakalım istedim. Ne kadar becerebildim gerisini okuyana bırakıyorum.

    Mutlu günler…

Gülçin GÜLOĞLU

 

  • Etiketler

  • Meta

  • Sponsorlar