27 Nisan’ı 28 Nisan’a bağlayan gece saat 05.00 da dedemi kaybettik.
87 yıllık ömründe ailemizin son çınarını 28 nisan 2008 de toprağa verdik. Yüreğimiz ağlarken bir yandan böylesi bir hayatın kahramanı olan dedemizi uğurlamak bize gurur verdi. Torunun çocuğunu bile görmeye ömrü olan, evimiz dolup taşacak kadar seveni olan ve tam istediği gibi gece uyurken yatağında ruhunu teslim ettin. Mekanın cennet olsun.
Seni çok seviyoruz dedecim… Hayat boyu bize hiçbir kötü anı bırakmadığın için sana çok teşekkür ediyorum…
Bir yağmur düştü geceme, sabahımda yolumu gösterdi. Şaşkınlığım kendime, yalnızca kendime. bir farklı nöbet tutuyorum bu gece. Saatleri sayıyorum, git gide artan tik tak ları. Tik tak… tik tak…tik tak…
Saatin esir aldığı zamanımı istiyorum… elime ne geçecekse? Elimdekileri ne kadar bende tutabildim ki şimdi masum istekler sıralıyorum. Yok yok, geriye doğru giden saati gömdüm bahçeye, ne tik takları kaldı şimdi ne de görüntüsü. Sadece aklım kaldı… Gömmese miydim, şimdi nereye doğru ilerliyor acaba, gömdüm ya belki doğru çalışıyordur.
Aklımda cereyanlar akın akın ben kaçtıkça beni kovalayan. Durduğumda durup, yürüdüğümde yürüyen bir gölge adeta. Çok uzun ve siyah… sessizlik dumanı olmuş hasret, elim uzanamıyor. Uzanmasın da…
Geçmişin tozu dumanı yok. Parlak bir ışık var taa uzaklara. Yürüsem çok tutar mı, yürümeyip geride kalan beni mi beklesem. Yol arkadaşı oluruz, konuşa konuşa gelir bu uzun yolun sonu. Bir bakarız ki bitmiş çizgi ve daha öteye geçmek için kaderin oyununu beklememiz gerekir.
Devamı gelen çığlıkların sesiyle başımı yukarı kaldırışım aynı zamana denk gelmekte. Bir fırsat kolluyor çimlerin üzerinde inadına tepinen ayaklarım, yürümeye. Adım atıyor, sonra bir daha ve bir daha… Bak! orada beni izleyen bir mutluluk var. Gidebilir miyim bu sakatlığımla.
Bir boşluğun içinde oyun oynuyorum işte. Çocuk bu ya o ittiriyor arkamdan ben kuru bir dala tutunuyorum. Çok da ses çıkaramıyorum ağlamasın çocuk diye. Düştüm düşeceğim derken, rüyadan uyanıyorum. Terlemişim ama silmiyorum. Sindiriyorum yaşananları, hayatı, fikirleri, insanları, görüşleri…
Sus. Şimdi sus. Beni anlat dediğim zaman anlat geride yarım kalan masallarını. Beni konu yap her yazıya ve beni anlat konuştuklarına. Ben senden duyayım bana dair cümlelerimi. Bırak şimdi pembe hayalleri, geceden uyandır beni sabahın doğuşunu izlemeye, ihtiyacım var güneşe ve kendime. haydi şimdi çekil yolumdan ve beni şarkı yap dudaklarında, öp resmimi, sana verdiklerimi, şimdi beni özleme zamanı. Gitmek bana yakışan…
Gülçin GÜLOĞLU
Bu sabah uyandım, uzun bir aradan sonra penceremden soğuk girmeyeceğinin endişesi olmadan büyük bir mutlulukla perdeleri açıp, penceremi araladım. Tam karşımdaki apartmandan birinin balkonunda iki kuş gördüm. Ürkütmemek için sessizce onları izledim bir süre. Sonra sıkıldılar sanırım uçup gittiler…
Bir bebek ağlaması duydum sonra. Henüz birkaç aylık olsa gerek. Ahhh dedim küçük melek. gideceğin yol ne kadar uzun kim bilir. Neler var daha önünde, kimler gelip geçecek hayatından. Şimdi ağlıyorsun ya bu son olmayacak ona yazık. Umarım geç bulmazsın sapacağın yolu. Bir an önce düzlüğe çıkarırsın direksiyonunda durduğun yaşamı.
Sonra yüzümü yıkadım, sular ne çabuk ısınmış. Oysa benim buz gibi bir suya ihtiyacım var. Yüzüme vurdukça avuç avuç, irkiltecek beni. Çare ağzına kadar buz doldurduğum bardağımın içine havadan doldurduğum portakal suyum. Soğukluğu dilime değdikçe yüzümü serinletmeyen suya inat içimi üşütmekte…
İçimi güneşle doldurdum bu sabah. Bir kuş görüntüsü, bebek sesi, su serinliği ve yaşam… Aldığım nefesin derinliği beni bana hatırlatan. Bir de neşesine doyum olmayan dostlukları koyduk mu sofraya değmeyin keyfime. Bir keresinde “büyük oynayacaksın hayata karşı” demişti bir arkadaşım. Küçük istersen küçük veriyor sana ne kadar büyük istersen o kadar ileriye götürüyor seni. Bu sözün doğruluğunu düşündüm bir müddet.
Bugün geri kalan hayatımın ilk günü. Yeni doğdum da diyebiliriz. İlk doğumumdan tek farkı bugün bilinçliyim ve yaşamdan zevk almam tamamen benim elimde. Hayatıma kattıklarımla, katacaklarımla, seçimlerimle, duygularımla… Her şeyle…
Bıraktım hint kumaşı olmaya aday kişilerle ömür eskitmeyi. Yüreğim aşk için çırpıyor, doğanın sesi daha bir başka geliyor, bu yaz benim olacak öyle diyor bugün bir kağıt daha kopardığım takvim yaprağı.
Bekliyorum. Bir elim havada diğeri mutluluğu yazmakta… kalbim gümbür gümbür … heyecan var ama nedensiz. Bekleyiş var sabırsız. Bir kalem bir kağıt bir de şu yerin tavanı şahidim. Gökyüzüne uçurduğum balonumdan haber bekliyorum, bulan, gören olursa kapıma bırakabilir mi???
Gülçin GÜLOĞLU
25.04.2008
Yaz kızım… diye başlar Türk filmlerinde mahkemelerde geçen replikler. Kız da başlar yazmaya… Makineye bağlanmış gibi… Şimdi benim de yazacağım gibi. ))
Bir küçük TURUNCU balığım merakla beni izlemekte ben düşünürken. Ağzını açıyor kocaman sanki benim klavyeye yazacağım kelimeleri yutmak ister gibi. İzin verir miyim almasına… benim onlar, vermem. O bile durduramayacak yazı yazmamı…
İhtiyacım olabilecek ne varsa, zamanında dolaba koyduğum yerden şimdi kapağı açmamla beraber patır patır yere dökülüyorlar. Ben toplamaya çalıştıkça daha bir dağılıyorlar. Her şey böyledir sahi değil mi? Ne varsa üst üste gelir… Topla toplayabilirsen… Tıpkı şuan ki kelimelerim gibi. Ben yakalamaya çalıştıkça onlar benden kaçıyorlar. Ben inat onlar benden daha inat. Nasıl bir araya getiricem de bir yazı oluşturacağım…
Benden gidenleri toplamaya çıktım bugün. Kelimeler de dahil. Kimini bir parkta salıncakta sallanırken yakaladım kimini tozu dumana bulanmış bir yol kenarında kimi bir amcaya yardım ediyor kimi kendini bir odaya kapatmış. Nasıl çıkıcam ben bu işin içinden? Nasıl hepsini tek tek toplayıp tek bir tane BEN olmayı başaracağım?
Ben yaparım ;) yapabilirim değil mi??? Yaparım yaparım…
Yazsam ama ne??? Konu o kadar çok ki aslında. Geçmişi mi yazayım geleceği mi? Tek tip olan insan modelini mi, saçıyla başıyla, giyimiyle kuşamıyla herkesle aynı olup kendini farklı gösterenleri mi? Sessiz savaşın alıp başını gittiği ama aynı zamanda sükunetin olduğunu düşünenleri mi? Ağlayan anneyi mi, düşünen babayı mı, çaresiz evladı mı, yüreği yanan sevgiliyi mi, sıkılan kardeşi m? Neyi yazayım?
Ben en iyisi neşeyi yazayım ))) Gülmek sana yakışıyor dinleyip, ardından hey gidi koca dünyayı başa alıp, İzmir bilir ya deyip, sürprizler yaparak büyük aşkımla dans edip radyoyu kapatayım. Bir kitap alıp elime ders veren cümleleri seçip, altını çizmeliyim. Sonra oturup tek tek deftere not almalıyım. Olur a gün gelir okumaya ihtiyacım olur. ))) Elimin altında dursun…
Eeeee… sözler bitti… hepsi dağıldı, ben şimdi aramaya çıkıyorum. Kafam da gitti, peki ya ruhum nerde benim… ben kimim? Olmak istediğim yerde miyim? Aman Allah ım… Umarım geçici bir durumdur bu ))
gülçin güloğlu
Son üç günün yoğunluğunu ancak bu akşam anlatma fırsatım oluyor size. Son zamanlarda yasadığım en hareketli haftasonumu yaşadım. Şöyle ki; abimin haftasonu kaçamağı bana ve bebekleri yüzünden zor dışarı çıkabilen kuzenimize ve eşine yaradı.
Cuma akşamı ilk durağımız Kordon’du. Serin deniz havasının bir o kadar sakinleştirdiği temiz havayı soluyabildiğimiz kadar soluduk. Derin iç çekişlerimizde iyotun burnumuzu sızlatan kokusunun içine hapsettik son zamanlarda yaşananları. Akşam iyi gelmişti bize. Sessiz, sakin, uzun zamandır yaşanmayı bekleyen ancak hep ertelenen güzel bir h.sonu akşamı henüz bitmemişti. Yediğimiz buzlu bademin buzunu yememle dalga bile geçtiler…
-piiiiisss… buz yiyoooo kimbilir nasıl suyla yaptılar diyerek.. ama ben gördüm bildiğimiz buzdu işte canım ama beni kızdıracaklar ya. Yeme konusunda biraz titizim ya :)))
Ordan kalktık, Efemizi aldık (anneannesi baktı) doğru kuzenlere. Gece henüz bitmemişti. Can sıkıntısından ya da boğaz derdinden ne derseniz deyin artık )))) gece 2 de 1 kilo yaprağı ancak bizim gibi deldiler sarar. Üstelik hayatında yaprak sarmayı ilk defa deneyecek biri için kuzenim fazla pozitif düşünmüş olacak ki bana güvenip işe kalkıştı. Bir buçuk saatte sardık, pişme payıyla gece (sabah mı demeliydim) saat 4’te sarmaları mideye indiriyorduk. Güzel bir anımız daha oldu : )) deli avuntusu
Sabah Efe’nin hepimizi ayağa dikmesiyle geceden kalma halimizi de hesaba katarsak o gün nasıl geçti anlamadık. Biraz gezindikten sonra, pazara git, abimin bilet alması, kuzenimin alışverişi, benim pc derdim derken birkaç saat ne yapıp edip Nazlı’mın (bilgisayarımın adı, bilenler bilioo, daha önce bahsetmiştim ))) başına oturup, bir şeyler karalayabildim. Bu arada canım dostum Emelimle iki çift laf ettik derken Efe uyandı kabus saatler başladı ))))))) karnımız acıktı napalım diye düşünürken hadi pide yapalım. Evet evet normalde dışarıda yapılan pideyi aynen evde yaptık o kadar kişiye. Resmini de çektim yayında )))
((( YEMEYİ SEVMEYEN TEK BİR ERKEK GÖRMEDİM BU YAŞIMA KADAR. KEK DE GEÇ BİR SAATİN SÜRPRİZİ OLDU BİZE. DİĞERİ DE BUZLU BADEM. İZMİRİN ŞARKILARA KONU OLMUŞ MEŞHURLARINDAN : p )))
O gece yine evde kalmadık. Bir yoğunluk bir tantana sormayın gitsin. Sabahlayıp ertesi gün uykuyu almadan uyanmak ve gün içersinde nerde rahat bir yer buldun kafayı koymak istemek nasıl bişey anladım ))) Pazar gününü de akşam saatlerine kadar çok yoğun geçirdim. Ev battı. Sonra hadi temizlik yap. Bu arada yazmadan asla geçemeyeceğim, arkadaşlarım kendime önem verdiğimi çok iyi bilirler. Hatta çoğu kez dalga konusudur :))Nerden geldi kaynağını söyleyeyim, annemden )))) cumartesi kendini ödüllendirmek için bir buket kırmızı gül almış kendine. Sorduk bu ne diye,
-kendime aldım, çok güzelleri dimi diyo… evet annecim en az senin kadar (muckk)
Geldik pazartesiye. İş görüşmem vardı. Artık o kadar rahat gidiyorum ki iş görüşmelerine. O kadar alıştım yani. Dolabımda iş görüşmeleri için ayrı bir bölüm oluşturdum zaten, giderken ne giyeyim derdim yok hehe bakalım oraya da bıraktım bir cv. Gayet olumlu geldi bana haber bekliyorum artık. Sonra Kemeraltına alışverişe gittik ana kız. Bana yaradı, yazlıklar çıkmış nasıl güzeller anlatamam. Dayanamadım hemen bir badi, bir etek ve babet aldım kendime. Çok şirinler. Bana da yakıştı hani
Eve geldik hemen bir çay koyduk annemle. Ayaklarımızın altı şişti yürümekten. Havada yazdan kalma diyemeyeceğim kadar sıcak bir hava vardı. Anladım ki baharı çoktan geçip yaza girmişiz bile. Şimdi yazlıklarım çıkmak için keyfimi bekliyorlar. Peki benim keyfim ne zaman ister, işte bu konuda endişeliyim ama umutsuz değilim elbet çıkacaklar ))) odam zaten karışık yeni dağınıklara izin vermeyecek kadar, düşüncelerim gibi.
Ve bir şey daha… radyo tatlısesin dj lerine bayılıyorum. Gerçekten işi bilen kişiler yapıyor bu işi. Müzik dinlemedim öğlen sırf dj yi dinledim. Dedi ki, sizin sorsak öyle çok derdiniz var ki. Saydı bunların birkaçını ama emin olun sizin canınızı acıtan ve dert olarak gördüğünüz sorunlar bir başkasının umrunda bile değil. Ne kadar doğru aslında. Bu da ayrı bir yazı konusu olsun mu? Olsun olsun ))) çünkü daha fazla uzatırsam kahvem soğuyacak. İlham gitmesin diye yudumlayamıyorum ki bir türlü… hatta şimdi baktım da soğumuş bile döksem israf, içsem neye yarar. Gitsem en güzeli…
Hooooop..
Çalışma var nereye yolculuk kardeşim diyor iç ses
Size ne be… burası benim her zaman geçtiğim yol, siz ne karışırsınız… diye cevap veriyor dış ses…
Anlamıyor musun hemşerim… çalışma var çalışma.. geçilmez levhası koyduk kocaman görmüyor musun…
Hayır efendim görmüyorum, ne çalışması bu tatil günü…
Biz de bilmiyorduk, bir akşam vakti evde otururken geç saatte haber geldi, yarın iş var diye, bizde çıktık geldik
Kardeşim kusura bakma.. biraz sert çıktım sen de haklısın da… ben de karışığım bu ara biliyor musun…
Biliyorum, bilmez olur muyum hiç. Onun haberini aldık da geldik zaten. Duygular sürekli çatışma halindeymiş, yolun sonu bir türlü gidilmek istenen yere çıkmıyormuş. Bu tadilatla iyi bir yol yapıcaz evellallah…
Sağolasın… gide gele aşınmasın, aman gözünüzü seveyim sağlam bir yol yapıverin…
Siz merak etmeyin, en iyi malzemeden, en iyi sonuca varacaksınız. Bir gidiş geliş yolunu ayırıp, herkesin kullanacağı yönü doğru inşa edeceğiz. Kimse aynı yolu tekrar geçemeyecek, siz istemedikçe…
Bu iyi. İyi ve kötü huylar için ayrı yollar yapın lütfen. İyi niyet, güzel sözler, mutluluk, kahkaha, tebessüm, aşk, heyecan bir tarafta; hüzün, gözyaşı, nefret, çıkar, kötü söz, ihanet bir tarafta olsun ve bunlar zaman zaman bir araya gelip beni kenara sıkıştıramasınlar…
Siz dert etmeyin… bize az bir zaman tanıyın yeter. Malum istekleriniz kolay hallolunabilecek bişey değil ama sonu istediğiniz gibi olacak az sabır istiyorum. Arkadaşlarım ve ben canla başla çalışıyoruz.
Peki öyleyse… istediğiniz zaman olsun, ben şimdi gidiyorum… ama beni merakta bırakmayın, beklemeyi sevmem, biraz köşeme çekilip, sonu görmek istiyorum. Rahat nefes almak istiyorum.
Der ve gider dış ses…
İç ses yolun üstündeki pürüzleri kaldırmak için dış sese söz verdiğinden de önce bitirmeye çalıştığı işiyle ilgilidir. Dış ses dünya işlerini yapakoysun, iç ses içteki çalışmaya ağırlık vermekte ve en sağlam haliyle eskisi gibi ayağa kalkmaya çalışan güçlü duyguları onarmaya çalışmasını devam ettirecektir…
Gülçin GÜLOĞLU
KALDIRIM TAŞI
Ben bir kaldırım taşıyım
Sonbaharda hüzün, ilkbaharda neşeyim
Ağaç dallarım olur bazen kuru bazen cılız
Renk renk çiçekleri toprağımla besleyenim
Üstüme basıp geçerler de, koruduğumu bilmezler
Bir garip köşede beklemedeyim
Ben bir kaldırım taşıyım
Bir yolun ikiye ayırdığı eşim vardır benim
Karşıda birbirimizi izler dururuz, elimiz ayrı
Hazanda kuru çiçekler sereriz yolumuza
Baharda sadeliği seçeriz, bir sade papatyayla
Sevgilileri seyrederiz, bizden kopardıklarıyla…
Kaldırım taşı derler, geçerler
Bilmezler yağmurun bizdeki adını
Bilmezler kızgın güneşin kavurmalarını
Görmezler bir yolun iki ayrı kalmış sevdalılarını
Bilmezler, dilsizin dile gelip söyleyeceklerini
Eski şarkılarda adımız geçerdi bir zamanlar
Şimdikiler öyle çok kıymet bilmezler
Kenarda kalmış taş yığını olmuşuz, haberimiz yok
Biz bize sakladığımız anlamlarda boğulmuşsuz
Süslenmiş, aydınlanmış, değerlerin değersizi olmuşuz.
Gülçin GÜLOĞLU
15.04.2008 /İzmir
Telefon çalıyor…
Tek tek odaya dağılmış aile bireyleri ki özellikle kardeşler birden fırlarlar telefonun olduğu bölgeye. Salonda oturan anne baba, pek oralı olmaz önce, ilgilenmiyormuş gibi yapıp sonra,
-Didişmeyiiiiin kimmiş ooooooo, diye size seslenirler. Tabi bu arada;
-Ben bakarıııııııııııııııııım diye koşarken ahize kapanın elinde kalıyor(du) kardeşler arasında.
Şimdi cep telefonu çıktı mertlik bozuldu misali, artık ev telefonuna atılan kişiler kalmadı. En azından bizim evde son buldu. Ki korkarım yakında evlerde telefon da nostalji olacak. Bugünleri görmenin bilmişliğiyle evlatlarımıza nasihat vereceğiz.
-Bak yavrum, sen bilmezsin, eskiden ev telefonları vardı. Öyle melodi sesi seçme şansımız yoktu, stadart sesleri vardı: lüüüüü lüüüüü lüüüüü lüüüüüü (normal- insnaı yormayan ses)) ya da zaaaaaaaaaaaaaaaart zaaaaaaaart (kaba- açmazsan günüzü gör diyen) ya da lililililililili lilililililili lilililililili (en kibarı- açmazsan rahatsızlık vermeyen) kim aramış bilmezdik, bir telefon çalışta hop oturup hop kalkardık ailece, adeta neşe kaynağı veya hüzün bulutumuz olurdu, arayan kişiye göre veya alınan habere göre. Ne günlerdi, şimdiki yaşamın kıymetini bilin…:P
Onlar da (evlatlar) umarsız, biraz da ukala
-Aman napayım yani, o günleri görmedim diye şimdi kendimi ezik mi göreyim. O gün öyleymiş bugün böyle, bırak bana bunları anlatmayı, bak yeni telefon çıkmış, elini uzattığında dokunabildiğin bana onlardan al anne/baba… lütfen!!! derslerimi en iyi şekilde vericem, hem bu telefon sayesinde bilgileri kendim yazmak zorunda bile değilim. (tabi o zamana kağıt üzerinde sınav kalırsa)
Öyle ya. Bu günleri yaşamayan bir çocuğa yaşadıklarını anlatsan ne olur ki. Bu kör bir insana bana portakalın rengini söyle ya da şu karşıdan geçenin özelliklerini say demeye benzer… O da haklı kendince, biz bizden öncekileri ne kadar dinledik ki, onlar da bizi dinlesin… Bir kulaktan girdi, ötekinden çıkmaya fırsat kalmadan girişte gümrüğe yakalanıp, girişten geri döndü hatta. Mukadderat ))
Yahu ben konunun epey bi dışına çıkmışım fark etmeden. Ben ne anlatacaktım ki klavye bana bunları yazdırdı. Güleyim mi kızayım mı kendime bilemedim kafamı toplayamadığım için. Ne yazdım, nasıl oldu, farkında değilim ama napayım kuralcı olmaktan bıktım, biraz da dağınık olmak istiyorum. Kalıpsız yaşam ohh ne rahat
gel yan gel yat, keyfine bak… (bu böyle değildi galiba)))))) kendimce esti yazdım, iyi de yaptım. Gülün, kendinizi mutlu hissettiğiniz şeyler yapın, hayattan, yaşadığınız günden zevk alın….
denizyıldızım. Com a uğrayın ))))))
Son Yorumlar