Ne çok şey öğreniyoruz biz ey kadınlar…
Kadın dendiğinde akıllara ilk gelen şey genelde dır dır etmeleridir. Alışverişe olan düşkünlükleri, sürekli şikayet etmeyi seven tarafları olan, ütü, bulaşık, temizlik üçlüsü arasında boğulmuş ya da sıkıştırılmış özgür benliklerinin dışa vurumuyla ilgili olarak bu durumdan eşlerini veya babalarını sorumlu tutan, çoğu zaman birilerinin desteğiyle güç alan biri geliyor akıllara. Genel anlamda kadın demek buymuş gibi.
Bir ağlayan gördüklerinde “ağlama be kadın gibi” ya da “başımın etini yedin karım gibi”, eksik etek, ya da birçok muhabbette “egemenliği elinde bulunduran her daim erkeklerdir tarihin tozlu sayfalarına bakarsanız görürsünüz” diye kendi egolarını tatmin etmeye yer arayan erkeler gibi, kadınlık geçmişten bugüne zayıflık, daha iyi tabirle bir anlamda gericiliği, yarımlığı ve huysuzluğu tarif etmektedir.
ELİNİN HAMURUYLA ERKEK İŞİNE BULAŞMA diyen bir zihniyetten ne beklersiniz. Öylesine alışmışlar ki tek güç olmaya, kendinden başka kimsenin hele hele bir kadının önde olmasını hazmedemeyen erkek milleti tarih boyunca kadın olmakla ve kadın işleriyle ilgili ne varsa aklına takmış bu anlamda durmadan teoriler üretmişlerdir.
Yazık diyorum başka da bir şey demiyorum. Boşa zaman kaybından başka bir şey değil çünkü, onlar kadınların geri kalmasıyla ilgili teoriler geliştiredursun bu aşamada kadınlar bir hayli yol almışlardır.
Siyasete girmiş, erkeğe özgü diye bilinen bilumum mesleklerde kendini ispatlamış, zekasıyla çok eskilerden egemen olan erkek kontrolünü kendi tekellerine almayı başararak yerinde sayan erkeğin aksine toplumda ve dünyada kendi yerini ortaya koymuştur. Kadının adı yok denirken kadının adı var olarak değişim sürecine girilip, tokat gibi cevaplarla sessiz ve derinden gelişimini devam ettirmiştir. Bu aşamada kadınlara söylenecek tek şey: bravo kadınlar…
Evin içine hapsolmuş, kendini çocuk bakımına adayan, gözü evin işinden başka bir şey görmeyen, kocasının geliş saatinde gezmesinden dönmüş, yemeğini akşamdan yapmış, bir ruj, bir allıkla makyajını tazelemiş, kocasının bir dediğini iki etmeyen kadını şimdi mumla arayın durun. Annelerimizden ya da yaşları bizim jenerasyona göre bir önceki nesil diyebileceğimiz kişilere değil kastım. Onlar zaten belli bir düzen oturtmuşlar hayat boyu. İstese de düzeltemez de benim demek istediğim daha genç kişilerin atılımları, değişiklikleri. Görüp de yapmadıkları.
Artık eskisi gibi kadın ne kadın evde kocasını beklemek istiyor ne de erkek karısı evde beklesin istiyor. Çalışsın ev ekonomisine katkısı olsun, çevreyle bir iletişimi olsun, gezsin görsün tatsın yaşasın istiyor. Çağdaş erkek modeli gün geçtikçe çoğalıyor. Ne sevindirici bir gelişme biz bayanlar adına. Hayatın, yaşamanın sadece ev, çocuk, eş arasında olmayacağını anlayan zihniyetler artıyor.
Artık kız çocuklarına ev hanımlığı öğretilmiyor, oku ne varsa okumakta var deniliyor. Kocanın eline bakma, vitrinde görünce git ve satın al deniliyor. Artık hevesi olan öğreniyor, kırkyamayı, ahşap boyamayı, örgüyü, danteli. Eskiden bunları bilmeyen kızları beceriksiz, elinden bir iş gelmeyen gibi sıfatlarla dile getirirleşmiş. Bir nevi zorunluluk, psikolojik baskıdan dolayı. Hevesin yok mu? Ne demek olacak. Biz zamanında öğrendik ya. Hem de duyuyorum yanlış yapan kızların eline daha düzgün yapmayı öğrensinler diye iğne batırıyorlarmış. Şimdi okumayana ceza olarak söyleniyor bu sözler.
Dünya dönüyor, yaşam değişiyor, fikirler, değerler farklılaşıyor. Kimse dur diyemiyor nitekim akan derenin geriye dönüşü yoktur. Su akar akar akar… ve sürekli değişir, eski suyu tekrar o saniyeye dönüp, eski yerine koyamazsın, zaman misali.
Her şey iyi yönde geliyor. Gençlik çok önemli basamakları çıktı. Çıtayı en tepeye koydu, şimdi almak için çabalıyor. Her şey yenileniyor, kadın toplumda yerini alıp eskiye şaşırıyor. Her şey iyiye gidiyor, iyiye…
28.02.2008
Gülçin Güloğlu
İçime hapsolmuş duyguların firari günü bugün. Son arınmayla gerçekleşecek uğurlamalar var ılık ılık kan akıtan damarlarımda. Suskun bir o kadar belirsiz bir telaş sardı her yanımı. Gidene bakıyor çaresizce gözlerim, gözüm “ne olursa olsun sevmekten vazgeçmeyeceğim” diyen sevdiğini arıyor. Bir taraftan yine de görmemek isterken.
Yolculuk var bir akşamüstü saati. Bileti kontrol eden görevliye bakıyorum şaşkın bir ifadeyle. Yolumu bilmiyorum henüz. Benimle yol alacaklara bakıyorum her birinde tarifsiz bir coşku var, demek ki diyorum yolculuk güzel bir ülkeye.
Uzun zamandır aynı duygular hapisti bende. Şimdi dışarı savurdukça güçsüzleşen hatıralarım yerinden edildiklerinden olsa gerek biraz kaprisli. Benimle yatıp, benimle kalkan sevdayı başka yüreklere bırakacağım için sevmiyor artık beni duygular. Benim, bana yeteceklerle yola çıkışım mahzunlaştırıyor onları. Malum hiç bensiz kalmadılar ki.
Uzun yol yürümekten çekiniyorum. Sanki her an dizlerimin bağı çözülecekmiş de oracığa yığılacakmışım gibi temkinli yürüyorum. Bir an önce gitsek de gideceğimiz yere otursam artık diye geçiriyorum aklımdan. Biri duymuşçasına az kaldı, sabredin derken sırtımdan hafif bir iteklemeyle bana güç veriyor. Kafamı çevirip kim diye bakamıyorum. Öyle korkmuşum insanlardan.
Geride bıraktıklarım bende hapsolan duygular neden bu kadar düşündürüyor beni. Vakit gece yarısını geçiyor oysa çoktan yummuştum gözlerimi. Ama içimi kemiren, huzurumun yerine gelmesini engelleyen bir engel var gözkapaklarımın üzerinde. Uyumama bir türlü müsaade etmeyen. İzin istiyorum, çıkın gidin ben sizi terk ettim tıpkı beni en baştan terk edenler gibi diyorum ama beni dinlemiyorlar. Neden ben de sebepsizce kapıdan çıkanlar gibi rahat olamıyorum sanki. Neden geçmiş ve içimde biriktirdiğim duygular bu kadar bende.
Başaracağım diyorum. Başaranların neyi var. Bu kadar zor değil duyguları terk etmek. Altı üstü bir sevda ne var yani. Kendi sözüme kendim bile inanmıyorum. Evet, çünkü o kadar zor bir yüreği yüreğinden atmak. Yapanların yüreği yok demek ki başarabildiklerine göre.
Sahi kimdi yolculuk esnasında bana güç veren, elini hiç çekinmeden sırtıma götürüp bana moral veren. Her yüzü merakla inceleyen ben neden o an hayatımda en ihtiyacım olduğunda elini bana uzatan kişinin yüzüne bakamamıştım. Öyle ya, gün gelir ben de ona uzatırdım elimi, ihtiyacı olduğunda. O da sıkılacaktı elbet bir gün. Yanlış yaptım, dönüp bakmalıydım. Şimdi tek tek soracak değilim ya bana o gün güç veren, yoluma daha enerjik devam etmemi sağlayan kim? diye. Bu çok komik olurdu. Zaten olmazdı da. Olabilir miydi aslında…
**********
Tık tık tık…
Kapı vuruluyor bu da ne. Uykumun kalkması en güç aşamasındayım. Başımı kaldıracak takatim yok ki ben bu kapıyı nasıl açacağım, ondan da önce ağzımı açacak halim bile yok. Kapıdaki oldukça ısrarlı, kalkmak istemiyorum diye bir şans bırakmıyor. Zorla kalkıp, kapı koluna elimi uzatıyorum. Birden fark ediyorum ki dün gece üstünü açtığım ne kadar duygu varsa hepsi çıplak. Uyuyakalmış, toparlamayı akıl edememişim. Birkaç dakika içinde tüm duyguları örtmeye yetemesem de toparladıklarımla açıyorum kapıyı.
Karşımda bir parıltı. Rüya gördüğümü zannedip, kapıyı kapatmaya çabalıyorum o arkadan ittiriyor. Bir süre mücadele veriyoruz. Ben tatildeyim, rahatsız edilmek istemiyorum diyorum. Belli belirsiz gülüyor. Tatil mi? Siz öyle mi sanıyorsunuz. Kendimden emin bir şekilde hayır ben öyle bilmiyorum, çünkü tatildeyim ve bu tatile çıkmak için ne bedeller ödedim zamanında sen biliyor musun? Hem lütfen kapatın elinizdeki şu ışığı, gözümü alıyor.
Gözünüzü alıyor demek. Sizi daha çok kendinize getirmesi için aldım elime. Uyuduğunuzu tahmin etmiştim. Üzüldüm şimdi yanılttınız beni.
Yanılttım mı? İyi de hayatımda ilk defa gördüğüm birini nasıl yanıltıyorum söyler misiniz bana.
Öyle mi şimdi daha çok üzüldüm ve yanıldım öyleyse. Oysa dün tam vazgeçmek üzereyken hafif bir dokunuşumdan cesaret alıp, ayağa kalktığınızda çok cesur olduğunuzu düşünmüştüm.
Hemen irkildim. İkinci ayıbımı etmiştim yanımdan ayrılmayan bu kişiye. İçimden kendime sayıyordum durmadan, bağırıp, çağırıyordum. Biraz daha düşünceli olmadığım için.
Anlamış olacak ki,
Önemli değil. Artık hatırladınız nasıl olsa. Sizden istediklerimi yapın sadece sonrası hiç önemli değil ve sakın beni her istediğiniz yerde aramayın. Ben gerek gördüğüm zaman çıkacağım karşınıza. Acaba burada mı diye de düşünmeyin, ben olmak istediğim zaman olacağım yanınızda, dedi ve gitti.
Artık rüya olduğuna iyice inanmıştım. Böylesi filmlerde bile olamaz. Kaldı ki benim başıma gelecek. Yolculuğa ait bir şaka olsa gerek rüya değilse bile. Çok iyi oldu sanki, uykumdan ettiler beni, diyerek yatağa yöneliyorum. Ürperiyorum, anlıyorum ki ben rüya görmedim. Artık oyun olduğuna iyice inanıyorum.
**********
Uzun bir ara. Tatil biteli epey oluyor belki hiç bitmedi bilmiyorum. Geride bıraktığım duygular beni unutmasa da eskisi gibi nefret etmiyorlar benden. Arada bir gelip yokluyor huzursuz ediyorlar ama ses çıkarmıyorum. Çok zor bir yerde terk ettim onları. Bana güvendiklerinde vazgeçtim hepsinden. En önemlisi sevdadan. Sanırım en yaralıları sevdam.
Penceremin önünde kitap okuyorum. Bir ara başımı kaldırıyorum, okuduğum satırlar çok etkileyici. Dalıyorum, düşünüyorum neyi kafama taktığımı bile bilmeden. Birden elimdeki kitabı fırlatıyorum. Tatilde istediği zaman yanıma geleceğini söyleyen kişi pencere ardından beni izliyor. Kalbim yerinde değil, hızlı hızlı atmaktan. Sonra bir aralık bulup içeri süzülüyor, odamda karşıma çıkıyor. Herkesin girmesinde sakınca gördüğüm bana ait odama bir yabancının girmesi huzursuz ediyor beni. Git diyemiyorum, lakin önceki saygısızlıklarım beliriyor kafamda. Ama hoşnutsuzluğumu belli ediyorum. Anlıyor o da.
Döndüğünden beri seni takip ediyorum. Neler yaptın, kimleri hayatına soktun, kimlerin kalbinde yara açtın, kimleri kırdın ta derininden ya da kimler acıttı dinmeyen kalbini hepsini takip ettim. Az önce de seni kitap okurken izledim. Görmeseydin kaçıp gidecektim aslında ama yakaladın beni. Kaçmak olmayacaktı. Biliyorum uzun süredir beni merak edip durdun, belki korkuttum seni belki kızdırdım. Belirsizliğim huzursuz etti seni biliyorum ama zamanını bekledim. Şimdi olgun ve büyümüş gördüm seni. Beni ilk tanıdığında çok ürkektin, hayata karşı duramıyordun ve hatta yok olmak üzereydin. O zaman kim olduğumu sana anlatmam seni tedirgin edecekti. Sana bunu yapmaya hakkım yoktu. En zayıf anında seni korkutmayı istemedim. Kendimi tanıtma nedenim yalnız olmadığını sana söylemekti. Kendimi sana hissettirmekti. Ne kadar başarılı oldum bilmiyorum ama doğrusunu yaptım biliyorum. Bakışlarından anlıyorum, hala kim olduğumu merak edip duruyorsun, hadi açıkla artık der gibi bir merak girdi benliğine farkındayım. Artık zamanı. Sen bilmezsin ama ben seni doğduğun günden itibaren tanırım. Hiçbir anımız ayrı geçmedi. Her anında yanındaydım, her gözyaşında benden de bir damla akıttın veya her kahkahanda benim yüzümden bir çizgiyi aldın. Dediğim gibi biz hiç ayrılmadık. Ben o masallardaki meleğinim senin. Sadece seni korumak için görevlendirilmiş bir elçiyim. Artık beni tanıyorsun. Ama hala geçerli ben istemediğim zaman beni göremeyeceksin. İhtiyacın olduğunda beni sadece hissetmeni istiyorum. Biz tek değiliz. Sen görünen tarafsın bense diğer tarafta bizi savunan. Sakın ola ki karşılaştığımızı birine söyleme. Bu hayat boyu sadece ikimize ait bir sır olarak kalacak. Şimdi gitmem gerek. Unutma, sen varsan ben varım, sakın beni de yarı yolda bırakma…
Hayatı yaşamam için bana emanet eder. Ve gider. Oyun burada biter.
Gülçin GÜLOĞLU/2008
Pazar günlerinin bendeki olumsuz etkisini binlerce defa dile getirdim birçok defa da yazıma konu ettim. Günlerle alıp veremediğim bir şey yok ama nasıl ki çalışan insanlarda pazartesi sendromu varsa bende de Pazar sendromu olduğuna kanaat getirdim.
Şöyle ki; cumartesi anlayamadığım hızla geçiyor. Bir bakmışım hava kararmış, dışarıdaysam eve gitme vakti gelmiş, evdeysem zaten sorun yok. Beni bir telaş alıyor akşamdan yarın “Pazar günü” diye.
Gezsen bir dert evde otursan daha bir ayrı dert. Sanki Pazar günü hayat bir günlüğüne duruyor ve pazartesi ile hayat akışı kaldığı yerden devam ediyormuş gibi. Bir tuşla duruyor tekrar bastığında her şey eskisi gibi ta ki diğer haftaya kadar.
Kuzenimdeydim, dün orda kaldım. Sabah 4 yaşındaki yeğenimin saat 8 de başıma dikilip;
-yaa teyze ne kadar uykucusun hadi kalk diye tepemde gezinip, uyumamam için benden inatçı yönüyle boğuşmaya sebep oldu. Elim mahkum gece 02.20 de yatan ben sabah.08.16 itibariyle ayaktayım.
Neyse ki bu Pazar daha bir iyi geçti. Düşünüyorum belki ben çok büyütüyorum. Sandığım kadar kötü değil bu Pazar. Ama yok yok ben yine de sevmiyorum. Bu kadar iyimser olamam.
Biraz hazırlık, biraz heyecan vardı bizde bugün. 3. yeğenim bu hafta aramıza katılıyor. Her an elimizin altında hazır dursun diye valizini hazırladık. Minicik kıyafetler, zıbınlık, şapka, eldiven, yastık… Ege Bebek için her şey hazır.
Sonra anca öğleni yaptık, üç kız olunca ne atlanmaz. Tabi ki Türk kahvesi + fal
Artık birbirimize yalanlar söyleyip durduk
çıkacağından ya da olacağından değil ya üç Pazar sendromlu kişi bir araya gelince hal bundan başka türlü olamıyor.
Sonra o fasıl da bitti, hadi kısır yapalım dedik. Boğaza sardık. İş iki kıza kaldı doğurdu doğuracak kuzene iş yaptıracak değiliz. Ayağın açılsın diye bakkala göndermenin dışında.
Bahanenin bu kadarına pes. Biz de az değiliz. Şaka şaka biz göndermek istemedik ama onun içi rahat etmedi. Biz de o isteyince bişey demedik. Geçerli bi bahane mi:D
Sonra hava kararmaya yakın evin yolunu tuttum. Bir pazar gününün daha bitişini mutlulukla izledim. Hava çok güzeldi. Ama biz başka heyecanlar peşindeydik. Malumunuz anlattım artık ne kadar heyecan sayılırsa.
Zaten evde de olsam misafir ağırlayacaktım bugün. Allah eksik etmesin hiç boş kalmıyor evimiz. Sülale kalabalık, bir de her geçen gün üyeler artıyor. Evlerimizin eğlenceleri onlar da. Pazar etkisi bitti. İçim şimdi bi dahaki haftaya kadar rahat. Sonra zaten yine gidecek bir yer bulurum mutlaka. Dışarıda olunca veya gezince aklını o günün Pazar olduğuna takmıyorsun ne de olsa.
Sağlıklı, huzurlu bir hafta diliyorum.
Son Yorumlar