Ilık bir gün. Dışarıda fırtına var. Ağaçların ince dalları kırılıyor, sağlam dalları alabildiğine direniyor. Üzerlerindeki yaprakları şimdi zorlanmadan çok daha rahat sayılabiliyor, bir elin parmağını geçmiyor. Yağmur deli gibi yağıyor. Bulutlar bütün yıl biriktirdiği tüm damlaları sanki bugüne saklamışlar. Öyle acıtıyor ki her bir damla, öyle keskin düşüyor ki yeryüzüne sanki hesap soruyor bizden. Korunmaya ne şemsiye yetiyor, ne kalınca giydiğimiz yağmurluk.
İçimin üşümesi mevsime bağlı değil. Herkes soğuğu işliyor içine, ben sıcağı çekiyorum içime. Üşümemek için tüm çabam. Elimde sıkıca tuttuğum çay fincanım. Dilimi yakmasın diye hafifçe götürüyorum dudağıma ama hiç yakmıyor oysaki daha birkaç dakika önce doldurmuştum kaynayan demlikten.
İçimde kalanları yazdıkça ağzım yanıyor. Bir bir dökülen kelimeleri yoğuruyorum şimdi. Her kelimenin çıkışında kaynar suyu dudaklarıma dökmüşüm gibi çırpınıyorum. Az önce sıcak çayın yakamadığı dudaklarım bu kez içindeki kelimeleri dışarı atarken çığlık çığlığa.
Soğuk su kar etmiyor, susmak tek çare. Yine duygularım yönlendiriyor beni eyvah! Belli belirsiz acı bir tebessüm hakim oluyor çehreme. Bakanın anlam veremediği belki de acıdığı bir yüz ifadesiyle. Kim umurumda ki. Bana yerleşen duyguları ağırladığım yeter, uğurlama isteğiyle doldum bugün. Az sonra yolcu ederim kim var kim yok. Sonra dönerim çok sevdiğim deli hallerime. Gözlerinin içine bakıyorum gitsinler diye, onlar da anladı şimdi daha bir huzursuz oturuyorlar ben de.
Dışarıdan bir telaş gelip, kendini sobanın sıcaklığına emanet edenlere şimdi şaşkınlığım. İyi ama bu kadar soğuk değil ki diyorum. Sen delirdin mi der gibi bakıyorlar bana. Gerçekten diyorum, ben üşümüyorum. Oysa yazın bile içi titreyen ben şimdi bu kadar kişinin sıcaklık isteğine neden şaşırıyorum ki. Evet, hava soğuk… Ama ben neden üşümüyorum.
Ilık bir gün. Kendime biraz daha yakınım şimdi. Bakışlarımdaki anlamsızlık gitti. Sevincimi de üzüntümü de hem bakışlarımla hem de sözlerimle ifade edebiliyorum artık. Hayatın yaşanabilir bir yer olduğunu çözmek çok eğlendirdi beni. Mevsimin insanın içinde olduğunu öğrendim. Anladım ki; baharda uykun geliyorsa, karanlık basıyorsa erkenden, bahar gelmemiş aslında ya da bir kış günü, herkes üşürken, sıcak bir yer ararken senin üstündeki bir katı daha çıkarıp, kendini dışarı atma isteğin anlatıyor ki mevsim bahara dönmüş.
Böylesi karmaşadan sağ çıkıyor benliğim. Yine de ayaktayım işte. Çekebildiğim kadar çekiyorum içime havayı. Biraz toz yutuyorum ama ardı ardına birkaç öksürükle kendime geliyorum. Hayat bu her şey o kadar da masum değil. Bedava sandığımız suyun mucizesiyle yüzümü yıkıyorum, sonra ekmeğimi bölüşüyorum soframda. Yarını ediyorum sabırsızca.
Gülçin GÜLOĞLU
şubat / 2008
Son Yorumlar