Bir oh çekme zamanıdır şimdi. Her şey bitti sonunda. İnsan isteyince ve düzgün bir şekilde planlayınca bir güne neler sığdırabiliyor hayret ediyorum. İnsanoğlu bitmek bilmeyen bir enerjiyle gün içinde oradan oraya koşturup bir bir işlerini halledip, arada kalan küçük zaman dilimlerinde kendine yetmeyi de başarabiliyor.
Oturunca anca anlayabiliyorsun ki senden bugünlük bu kadar. Daha fazlası için güç, derman, takat kalmamış. Olsun, zaten işlerin büyük bölümü bitmiştir ne de olsa. Gerisi ertesi güne de kalsa önemli değildir.
Herkesin ağzından duyarız, ben halimden memnunum şükür diyenlerin bile içten içe istediği bir şeydir bu. Zamana, yere, olaylara göre ikiye, üçe, dörde… bölünme isteği. Birkaç eşit ve hatta bazen eşit olmayan parçalara ayrılmayı kim istemez. Bir tarafın tatildeyken diğer parçan ofiste sabahlayıp işleri bitiriyor, diğer paçan hep zamansızlıktan şikayet eden ailenin yanında, kalan parçan arkadaşlarınla dans ediyor. Nasıl olurdu? Hiç de fena gelmiyor kulağa değil mi? Fenayı geçtim mükemmel ötesi bir durum.
Neyse konu maksadını aşmak üzere. Hep böyle toparlama cümlelerinde zorlanırım. Yazı bir dere misali akar gider dur demek zorlaşır, acilen konunun özüne dönmek gerekirken bu işi ustaca yapıp okuyucuya bir şey belli etmemek gerekmektedir. Ve bu işlem sanıldığı kadar kolay değildir de. Beceri ister, tecrübe ister, birikim ister. Ben de öğreneceğim elbet.
Bugünün tarihi malum özel. 29 Şubat. Neden özel? Doğum günüm mü yok (iyi ki de değil), evli olmadığım için evlilik yıldönümüm de olamaz, uzunca bir süre beklediğim bir iş mi gerçekleşti, yok hayır. Zaten biliyorsunuz ama biraz heyecan katmak istedim olaya. Kızmayın, tamam.
Bugünün tarihi tam dört yılda bir düşüyor takvim yapraklarından. Bugün doğanlar için dört yılda bir gelen 29 Şubat tarihinin hem talihsiz bir yönü var hem de çok büyük özellikleri. İstedim ki bu fırsat kaçmaz. Ne yapıp edip bugünün tarihiyle bir yazı ekleyeyim siteme, anı olsun. Konusu hazır ve nazır.
Malum seneye 29 Şubat olmayacağından bugünü bende bloğumda kutlamak istedim. Değişik bir olay ne de olsa. Aslında nedenini biliyorum daha önceden araştırmıştım ama şimdi yazmak istemedim konu akışına ters olacak diye. Coğrafi olayları pek anlamam, coğrafyam da pek iyi değildi birkaç konu haricinde. Ama bu 29 Şubatın başkaca açıklamaları da var. Vaktiniz olursa bakarsınız. Bilgi çağında her şey bit tık ötede, elimizin altında.
Bugünü önemini kendimce vurguladım, işlerimi yoluna koydum, yoruldum şimdi sıcak bir fincan çayı hak ettim galiba. Ödevimi yapıp yazımı da yazdım. Her tarihe özel anlamlar yüklemeyi seven bir millet olduğumuzdan ben de bu duruma kayıtsız kalmadım. Bugünü özel yaşayan herkese gelsin bu yazım.
Gülçin GÜLOĞLU
29.02.2008
Sormadım ardından bakarken neden gittiğini
Söyleyeceklerini duymayacaktı kulağım
Benden aldıklarını geri vermeyecekti dün
İçimde açtığın yarayı onarmayacaktı sözlerin
Gitme desem gitmeyecektin belki, geri dönecektin
Bir bakışım yetmedi sana asıl buna yanıyorum
Gözlerim söyledi dilimin diyemediklerini
Veda mı var bu vakit her gün buluştuğumuz bu garda
Git…
Sana yakışan sevdayı içimde tutmam lazım
Bu yüzden git…
İçimin alevi diner elbet, durma
Sen git…
Gülçin GÜLOĞLU

Değişiklik istiyorum. Değişik bir şeyler yapmak geçiyor içimden. Her şeyin bu kadar aynı, herkesin bu kadar benzer olması canımı sıkmaya başladı. Saçımı kestiriyorum olmuyor, boyatıyorum nafile, dışarı çıkıyorum boş.
Daha fazla değişiklik istiyorum. Mesela tanıdığım herkesi sil baştan tanıma şansı istiyorum. Hepsini tek tek yalnızca kendimin seçeceği bir şans istiyorum. Çok uzaklara gitmek istiyorum. Gideceğim yerde deniz olsun istiyorum, yeşil olsun istiyorum. Biliyorum çok şey istiyorum ama sıkıldım artık. Sı_kıl_dım.
Hayat hep aynı gibi geliyor. Küçük bir değişikliğe hasret kaldım. Kış günü terliyorum, aklım olmasını istediğim yerden başka her yerde. Gitsem gidemiyor, sussam susamıyorum. Kapana sıkışmış fare gibi ömrüm geçiyor, ruhum isyanlarda. Doyuramıyorum onu, istediğini veremiyorum. Çılgınlıklarım yetmiyor ona. Sınır istemiyor hiçbir zaman. Cesaretli miyim o kadar. Sanmıyorum. Cesurum belki ama cesaretim tartışılır.
Nedir bu beklentilerim hayattan ve insanlardan. Yetinmeyi bilmiyor bu yürek darağacında. Biraz beklese… Biraz sabretse… Sonu bir, umudu en güzel saraylarda misafir, yolu aynı yol, gidiş aynı gidiş, dönüşü imkansız. Olmasın da zaten. Gidilsin dönülmese de nafile. Bekleyiş uzun sürecekse varsın değsin her şeye. Giden bende gidecekse bile.
Bir gün uyanıyorum. Diyorum deniz vazgeçse tek bir gün mavi olmaktan. Her yeni gün başka bir renge bürünse, başka gökyüzüne gülümsese veya. Deniz dalgasını derinden sığa değil de, kenardan derine yürütse. Yürek alabora olmaktan vazgeçip, en sakin yüreğe mesken etse sevgisini. Nasıl olur?
Susuşlardan vazgeçmek istiyorum artık. İçime attığım kelime dağları artık volkana dönüşsün istiyorum. Savursun lavlarını dört bir yana ve ben rahatlayayım. Kalmasın içimde kül. Siyahlıklar beyaza bulansın, kış günü sıcak, yaz günü soğuk sarsın bedenimi.
Çok şey istemiyorum. Değişiklik istiyorum. Değiştirebileceklerim ve dokunamayacaklarımla sınırlı kalma değil hayalim, olmazı olur yapmak. Nefes almak yaşamdan, keskin nane kokusu gibi. Zorlanarak değil de tebessümle solumak temiz havayı en derinimde. Mutlu olmak istiyorum alabildiğine. Parazitlerin ömrümü kemirmesinin önüne geçmekle iyiliğim kendime.
Tavrım kesin, sözüm arkamda. Durmaz hiçbir yürek bu bağlamda. Acı çekiyor yüreğim, çekmese kim küser. Kim umurumda sonra, deli olmuşum, akıllılık etmişim kime ne. Kim yaşıyor benim yaşadıklarımı benimle.
Gülçin Güloğlu
24.02.2008
Ne güzel şeydir dostluk…ve birlikte paylaşılanlar…canım arkadaşım, canım dostum nam-ı diğer adıyla kuju ile çok önceden ortak açtığımız blog sitesi bayağ bizsiz kalmıştı….yeniden hayat vermek istedik..burada kendimize özel yazılarımızı paylaşırken diğer evimiz de de ortak paylaşımlarımızı sizlere sunmak, dönüşümüzü ayrıca buradan da bildirmek istedik…Dostluk adına,sevgi adına, paylaşmanın tadına birlikte varabilmek adına….
Çok uzun zaman olmuş gerçekten… ne koptuk ne dostluğumuz hasar gördü… Aksine daha da güçlendi daha da büyüdü… Aslında çok uzun bir zaman değil kujuyla tanışıklığımız… Ama bize sorarsanız; belki de yıllar oldu diyebiliriz… O kadar çok şey paylaştık ki; (bir yıldan biraz fazla oldu arkadaşlığımız) hüznü, neşeyi, kahkahalarımızı; umutlarımızı yediğimiz lokmayı, sanal da olsa kahvemizi, bir sıcak çayımızı bile paylaştık… her gün muntazam görüşmelerimizin hiç farkı olmadı sanal ortamın verdiği sıcaklıktan…ha sanal ha gerçek.bizim için gerçek olan; adını dostluk koyduğumuz yüreklerimizdi….
İkimizin de kendimize ait ayrı bloğu var…bunun yanı sıra bu ortamdan başka bizi bekleyen sorumluluklarımız tabii ki…burayı bir hevesle birlikte açtık..birlikte bir şeyler paylaşmak için…ama gün içinde o kadar çok şey paylaşıyoruz ki; belkide bu yüzden burayı unuttuk…burası bizim ortak evimiz…yeniden derlemeli, bakım yapmalı kış havasından çıkarmalı, camı perdeyi açmalıyız ki içeri güneş girsin ve bizi takip eden dostlarımız bu güneşten nasibini alsın istedik…Ve Geri Döndük…:))
Hayat ağırdır arkadaşlar. Herkesin ki gibi… Kimsenin yaşamı kolay değildir… Türlü türlü sorunlarımız, sıkıntılarımız var… Ve bu sıkıntılar arasında en ihtiyaç duyulan şey sevgidir… Dostluktur… İki sıcak sohbet, bir gülen yüzdür. Çok şükür biz sıkı sıkı bağlıyız ve hep sahip çıktık birbirimize… Kah benim gözyaşım aktı, kah kujunun ama ikimizde birbirimizden uzaklarda da olsak, gerçek dostluk gücünü hep gösterdi bize… Her zaman hüzün değildi yaşamımızda konuk ettiğimiz; yaşamın diğer adı da neşedir… ve çocuk ruhumuzdan yükselen kahkahalarımız kilometreleri aştı, yüreğimizde hissettik… Bir telefon çağrısı bile yetti birbirimize yetişmemize; iki elimiz kanda olsa bile.
Hiç şüphemiz yok bizim dostluğumuzun güzelliğinden… Kimsenin de olmasın… ki onlar kendini çok iyi biliyorlar… Allah izin verdiği sürece sürecek ve ileriki yaşamımız için kurduğumuz hayallerimizde gerçek olacak… İnanmak her şeydir. Başarmanın yarısıdır… Kimsenin bizim dostluğumuza inanmasına ihtiyacımız yok. Biz birbirimize inanıyoruz:))
Herkes sıkıca tutsun yüreğini… Kimler var kimler yok yoklasın. Mühim olan bir elin parmaklarını geçmesi değil; o yüreği kaç kişiye emanet edebilirsiniz. İŞTE BUDUR ÖNEMLİ OLAN…
İyi ki emelkuju var…kimsenin değil; kendi adımıza…:))
yazan: EmelSen
dipnot: bu yazıyı yazdığı için emel’ e çok teşekkür ediyorum. hani bu ara çok meşhur bir şarkı vardır "kalp kalbe karşı derler" işte bu durum da o hesap. hayatıma emel girdiğinden beri düşüncelerim daha oturaklı olmaya başladı. canımın sıkkın olduğunda arayacağım, omzuna sığınabileceğim bir dostum çok yakınımdaydı artık. benim için öyle özel ve değerli ki canım arkadaşım. yolların uzunluğu değil önemli olan yüreğin uzunluğu. sevgi varsa eğer gönül hiçbir şeyi dinlemiyor. yine de o sıcaklığa akıyor ılık ılık. iyi ki varsın canım dostum, iyi ki hayatta bu nağmeyi birlikte tuttuk. artık ayrı düşmeyecek en güzel yarınlara birlikte girmeyi diliyorum…
Ilık bir gün. Dışarıda fırtına var. Ağaçların ince dalları kırılıyor, sağlam dalları alabildiğine direniyor. Üzerlerindeki yaprakları şimdi zorlanmadan çok daha rahat sayılabiliyor, bir elin parmağını geçmiyor. Yağmur deli gibi yağıyor. Bulutlar bütün yıl biriktirdiği tüm damlaları sanki bugüne saklamışlar. Öyle acıtıyor ki her bir damla, öyle keskin düşüyor ki yeryüzüne sanki hesap soruyor bizden. Korunmaya ne şemsiye yetiyor, ne kalınca giydiğimiz yağmurluk.
İçimin üşümesi mevsime bağlı değil. Herkes soğuğu işliyor içine, ben sıcağı çekiyorum içime. Üşümemek için tüm çabam. Elimde sıkıca tuttuğum çay fincanım. Dilimi yakmasın diye hafifçe götürüyorum dudağıma ama hiç yakmıyor oysaki daha birkaç dakika önce doldurmuştum kaynayan demlikten.
İçimde kalanları yazdıkça ağzım yanıyor. Bir bir dökülen kelimeleri yoğuruyorum şimdi. Her kelimenin çıkışında kaynar suyu dudaklarıma dökmüşüm gibi çırpınıyorum. Az önce sıcak çayın yakamadığı dudaklarım bu kez içindeki kelimeleri dışarı atarken çığlık çığlığa.
Soğuk su kar etmiyor, susmak tek çare. Yine duygularım yönlendiriyor beni eyvah! Belli belirsiz acı bir tebessüm hakim oluyor çehreme. Bakanın anlam veremediği belki de acıdığı bir yüz ifadesiyle. Kim umurumda ki. Bana yerleşen duyguları ağırladığım yeter, uğurlama isteğiyle doldum bugün. Az sonra yolcu ederim kim var kim yok. Sonra dönerim çok sevdiğim deli hallerime. Gözlerinin içine bakıyorum gitsinler diye, onlar da anladı şimdi daha bir huzursuz oturuyorlar ben de.
Dışarıdan bir telaş gelip, kendini sobanın sıcaklığına emanet edenlere şimdi şaşkınlığım. İyi ama bu kadar soğuk değil ki diyorum. Sen delirdin mi der gibi bakıyorlar bana. Gerçekten diyorum, ben üşümüyorum. Oysa yazın bile içi titreyen ben şimdi bu kadar kişinin sıcaklık isteğine neden şaşırıyorum ki. Evet, hava soğuk… Ama ben neden üşümüyorum.
Ilık bir gün. Kendime biraz daha yakınım şimdi. Bakışlarımdaki anlamsızlık gitti. Sevincimi de üzüntümü de hem bakışlarımla hem de sözlerimle ifade edebiliyorum artık. Hayatın yaşanabilir bir yer olduğunu çözmek çok eğlendirdi beni. Mevsimin insanın içinde olduğunu öğrendim. Anladım ki; baharda uykun geliyorsa, karanlık basıyorsa erkenden, bahar gelmemiş aslında ya da bir kış günü, herkes üşürken, sıcak bir yer ararken senin üstündeki bir katı daha çıkarıp, kendini dışarı atma isteğin anlatıyor ki mevsim bahara dönmüş.
Böylesi karmaşadan sağ çıkıyor benliğim. Yine de ayaktayım işte. Çekebildiğim kadar çekiyorum içime havayı. Biraz toz yutuyorum ama ardı ardına birkaç öksürükle kendime geliyorum. Hayat bu her şey o kadar da masum değil. Bedava sandığımız suyun mucizesiyle yüzümü yıkıyorum, sonra ekmeğimi bölüşüyorum soframda. Yarını ediyorum sabırsızca.
Gülçin GÜLOĞLU
şubat / 2008
Ey hayat!!!
Kimini güldürürsün, kimini ağlatırsın, kimini de ortada bırakırsın. Gülen çok güler, ağlayan durmadan ağlar, ne yapacağını bilemez halde gezen de sadece bakar ve bekler.
Ne yapacağımı bilen ama uygulamak için benden başka insanların sözüne bakar bir halde beklemedeydim bir süredir. Yok olmadım, klavyeden soğudum sadece. Yazılarımı ekrana değil, eskiden olduğu gibi 0.5 uçlu kalemimle pembe kaplı, beyaz sayfalı defterime yazdım. Yanlış yaptıkça ufalanan silgimle sildim yanlışlarımı bir tuşla değil. Özlediklerimi yerine getirdim. Daha önce yapmaktan hoşlandığım ne varsa uzun süredir ertelediğimi anladım. Kitap kokladım bol bol, karaladığım yarım bırakılan yazılarımı tamamladım, müziği bilgisayar hoparlöründen değil de eski kasetle çalışan bir zamanların olmazsa olmazı wolkman imden dinledim.
İnsanın elinde her şey. Tüm yaşamı hatta. Her şey kendi isteğiyle şekilleniyor veya parçalanıyor. Gözümü kapatıp, derinlere gittiğimde gördüğüm şey; beni üzenleri hayatımda ne çok öne çıkarmışım. Gözümün önünde bana sahip çıkanları geride bırakmışım. Üzülmeyi seçmişim bile bile. Kendime haksızlık yaptırmayı göze almışım ama mutluluklarımı görmezden gelmişim. Biriktirdiklerimi dağıtıyorum şimdi bir bir. Kime ne lazımsa benden bir parça veriyorum. Hepsini tek kişiye vermektense çok kişi faydalansın diye çabam. Kendime yetiyorum artık nasılsa.
Haksızlık ettiğim her yüreği onarmaya çalıyorum. Başta kendim olmak üzere. Dışarıda bir yerde oturup gevrek ayran yemenin mutluluğu doluyor içime. Sıcak poğaçaların tazecik kokusu beni içine alıyor. Bir sıcak muhabbet oluyor gülen yüzüyle beni dinleyen karşımdaki kişiyle. Dinlenmeyi özlemişim. Sevilmeyi özlediğim gibi.
Aç kaldığım zamanları uzaklaştırıyorum hızla kendimden, doyacağım yemekleri koyuyorum şimdi önüme. Bensizlik kimi ne derece mutlu eder bilinmez ama ben bensizlikten epey bi sıkılmışım bunu anladım. Kendimi özlemişim, sürekli bir şeylerin peşinden koşarken.
Gencecik yüreğim nefes nefese kalmış adeta. Oturup kendimi dinleyince gördüm bunu. Uzak kalmadım aslında hiçbir şeyden, beslendim ve büyüdüm. Belki de büyütüldüm. Evde hala annemin küçük kızı, babamın sevgi dolu bakışı, abimin cadı kardeşiyim dışarıda her an tetikte duran olgun biri gibi görünsem de.
Uzak kaldım bir o kadar yakınlaştım sevgili denizyıldızı nın birbirinden değerli okuyucuları. Benim anlatacak hikayelerim bitmedi elbet. Dünya benim için döndükçe bitmeyecek de. Bundan sonra böyle uzun soluklu ara vermek de yok söz. Burnumda tüttünüz inanın. Öyle benden olmuşsunuz ki günün herhangi bir saati neler yapıyorsunuz diye merak ettim sizi. Velhasıl artık buradayım. Ben hoş buldum, sizlerde benim dünyama hoş geldiniz….
Gülçin GÜLOĞLU
Son Yorumlar