
Bir köşede sessizce, hıçkırıklarını güçlükle sessizleştiren, yüzü yüreği gibi kırış kırış olmuş bir nine ağlıyor. Kimisi görmezden geliyor, kimisi direkt önünden geçiyor ve bir şey sormuyor. Hiç akıldan geçmiyor, yanına diz çöküp derdini sormak. Bir küçük kız çocuğundan başka.
Saçları sarı, taranmamış olmasına rağmen düzgün duran altın sarısı saçları ve kömür karası gözleriyle iki dizinin üzerine eğilip kollarını dizine koyup elleriyle başını tutan küçük kız nineye ne olduğunu soruyor. Nine şaşkın. Hiç ummadığı küçük bir kızdan gördüğü bu ilgiye şaşırmış bir şekilde;
–Hiç diyebiliyor sadece. “hiç”
Daha fazlasını söyleyecek kadar güçlü hissetmiyor kendini. Kelimeler boğazına diziliyor. Çıkarabildiği tek ses; üç harf tek kelime: hiç.
Ne oluyor bize, ne oluyor insanlığa? Neden bir yaşlı bu denli ağır geliyor evlada? Haberlerde izliyoruz, gazetelerde okuyoruz, çevreden duyuyoruz, yolda görüyoruz. Çaresizliği boylarını aşan, yılları geride bırakmış, değerlerimize, büyüklerimize niçin sahip çıkamıyoruz? Çok ağır geliyor peki ama neden?
Yıllarca bir aile olmanın dayanılmaz ağırlığını yaşamış, bir arada olmanın zorluklarını göğüslemiş, çektiği birçok sıkıntıyı gizleyerek tüm aile bireylerinin acısını kendi acısı yapmış bu ihtiyarlardan ne istiyoruz ki onları hayatımızdan dışlıyoruz. Onlar zamanında bir arada kalmanın savaşını verirken bunca ayrı kalma isteğiyle onu bugün istememek de niye?
Bir bebek doğduğunda bir anne veya bir babanın mutluluğuna herkes tanık olmuştur. Bakıma ne çok ihtiyacı vardır o bebeğin. Konuşamaz, yedirmeden yiyemez, yıkamadan yıkanamaz, uyutmadan uyuyamaz, ilgilenmeden susmaz. Ağlar, ilgi bekler, huysuzlanır. Ancak tüm bunlar sevgisiyle anne babanın güzünde büyümez. Yine sevgiyle bakar, besler, büyütürler bebeklerini. Peki anne baba sevgisiyle evlat sevgisinin ne farkı var? Anne baba şikayet etmeden üstelik büyük bir gurur ve memnuniyetle bebeklerini büyütürken, aynı anne baba neden kendi anne babalarına bakamaz?
Bir huzurevinde öldürülen yaşlılar, itilip kakılan, her türlü işkenceyi yapan bakıcılarda vicdan kavramı kalmamış. İnsan sanıyor ki ben hiç yaşlanmayacağım, hep böyle kalacağım. Elim ayağım tutacak, bir söylediğim iki edilmeyecek, bugünkü gibi hürmet edilecek. Ancak hal iyiyken herkes iyi, düşerken hangi dala tutunulacak bir de bu açıdan bakmak gerek.
Sevgisiz ve vicdansız bir kalbin yükü ağır olur. Kimse kolay taşıyamaz, taşımaya kalktığında ise; çöker, vücut direnç karşısında isyan eder, hastalıklar gelir en beklenmedik zamanda. Kimse bugünü düşünüp yarını unutmamalı, çok iyi bilinmeli ki; bugün yarının değneği. O değneğe bugün sağlam tutunmayan akşamına kırar, yarına da beli bükük uyanır.
Tıpkı yaşlılarımız gibi. Onlar yaşamın çınarları, tatları, yaşayan devleri, büyüklerimiz. Saygısızlığımız günün birinde dönüp dolaşıp bize yapılacak örnek davranışlarımızdır. Bugün onların yanında olalım, ihtiyaçlarını soralım, varsa sorunlarına çözüm olalım. O nazlı hallerine biraz sabır gösterelim. Günün stresinden tükenen insanın işi çok zor bunu biliyorum ama gönül almak, içten edilen bir dua eminim ki rahatlatacaktır kişiyi.
Artık yaşlılarla ilgili güzel şeyler okumak, duymak, görmek istiyorum. Onlardan anlayış beklemek bir bebekten anlayış beklemekten farksız. Bu bilinçle onlarla iletişim kurmak gerek. Her gününüz bir yaşlı bilgenin bilgileriyle dolu olsun.
Yüzünüzden tebessüm eksik olmasın.
GÜLÇİN GÜLOĞLU
BEBEK MASUM VE BÜYÜK VE BECERİKLİ ELLLERE SEVECEN GÖĞÜSE MUHTAÇ…
BÜYÜTÜYOR ANASI AİLESİ, BEBEK BÜYÜRKEN, BÜYÜKLER BEBEK OLUYOR…BÜYÜYEN BEBEKLERİN ÇOĞUNLUĞU DA NE YAZIK Kİ İŞTE BÖYLE DUYARSIZ VEDE VEFASIZLIKLARIN İÇİNDE HELAK OLUYORLAR CANIMIN İÇİ….
ÇOK DUYARSIZ BİR TOPLUM OLDU TÜRK TOPLUMU…
ÖNCEDEN BÖYLE DEĞİLDİK KUJUM,
NE OLDU, NELER OLUYOR BİZE..?
BEYAZ MELEK FİLİMİNİ AL DA İZLE CANISI…KONUSU PAYLAŞIMINDA Kİ KONU..BELKİ DE İZLEMİŞSİNDİR DE BELKİ…
HASSAS BİR KONUYU DİLE GETİRMİŞ O GÜZEL SEVECEN YÜREĞİN….TEŞEKKÜRLER BİR TANEM…
ABLAN…
Ocak 21st, 2008 at 12:11durum çok vahim gerçekten eski insanları özlüyorum
onların samimiyetini şefkatini yeni nesilde göremiyorum
geçiş noktasında sorunlar yaşandı
üstüne gidilmedi ve bundan sonra toparlanmasıda zor
yeni neslin örnek alacağı bir önceki nesilde çok kötü durumda.örnek alacakları insanlarda oldukça azaldı.
bir de bunun üstüne onlarıda ilgisizlikten bi çare bıraktırlar
ALLAH sonumuzu hayır eylesin
ve son bir kelime bir ayet
merhamet etmeyene merhamet edilmez
Ocak 21st, 2008 at 15:18bu olay iyi açıklıyor
mutlu haftalar
hani derler ya hep ”bir baba 5evlada bakr besler, büyütür de zamanı gelince o beş evlat bir babaya bakamaz” ağır gelir…anne ya da baba…hiç farketmez…içinde bulunduğumuz hayat bir sınav aslında..Rabbim bizi her yönden sınıyor…merhamet duygualrı, vicdan taşımıyorsak ve başkalarının düşüncelerine karşı zayıfsak kendi kararlığmıızı gösteremiyorsak zamanı gelince de bir evlat bir anen ya da babaya bakamıyor işte…ne acı..! sadece evlatalr mı? tv lerde izledik, gördük ki huzurevlerinde bile artık işkence görüyorlar…üçüncü dördüncü şahıslar tarafından…Allah herkesin yüreğinden merhameti eksik etmesin..güzel bir konuyu ele almış,güzel duygularınla yazıya dökmüşsün canım…yüreğine sağlık..
Ocak 21st, 2008 at 16:16Güzel bir yazı.
Ocak 21st, 2008 at 16:56Ama hayatın gerçekleri çok farklı.
Hiç şüpheniz olmasın ki,
yaşlılara gösterilen alaka,sevgi,hoşgörü,öyle uzun süreli değildir…
Hepimiz,yukarıda anlatılan hikaye gibi günlük olaylarla karşılaşıyoruz.
Üzülüyoruz,canımız sıkılıyor,insanları yadırgıyor,hatta lanetliyoruz.
Ama sizi temin ederim,
gerçekten bir yaşlıya bakmak zorunda iseniz,
anneniz,ya da babanız değilse, kesinlikle ilginiz,sevginiz, kısa bir süze sonra nihayetlenecektir.
Bazı şeyleri,
insan bizzat yaşayınca öğreniyor hayatta.
Hiç uzaktan göründüğü gibi olmuyor…
Dilerim,
yaşlılarımız ömürlerinin son demlerini huzur içinde geçirirler.
Gün olur devran döner ve bir gün gelir yapılanlar karşılığını bulur. Bu güzellik, bu ten böylemi kalacak asla ve hepimiz bir gün kırışıklıklara teslim olacağız belki o güzelim gözlerimiz görmeyecek, belimiz kambur iki büklüm dolanacağız ortalarda…İşte o vakit geçmişi hatırlayıp demekki diyeceğiz demekki böyle bir durumdu ama iş işten geçmiş olacak.Ve kim ne ekmişse bulacak karşılığını… Onun için gül yüzlü yaşlılarımızı üzmek yerine şu dünya yüzeyinde kalan günlerini mutlu geçirtmek en güzeli… Rahmetli kayınvalidem 2 yıl yatakta yattı, felçliydi, bir bebek gibi bezlerdim. 2 yılın sonunda gözlerini dünyaya kapadığında içimde görevimi yapmamın huzuru vardı. Anne kız ilişkisinden belkide daha yakındık ve o öldüğünde ben günlerce kendimi toparlayamadım. Kimse bu dünyaya kazık çakmayacak, kimseye kalmadı kalmayacakta onun için etrafımızdakileri ya yarın kaybedersek diye ilgilenirsek inanın her şey daha kolay olacaktır.
Ocak 21st, 2008 at 19:28Canım sana sevgilerimi gönderiyorum kucak dolusu ve diyorum ki herkes bir yaşlı adayıdır lütfen kendimize gelelim.
Merhamet dolu günlere…
Hayırlı akşamlar Kuju’m
günaydın bebeğim ne güzel yazmışsın yaa zaten bu aralar kendimi tutmaktayım inan zor tuttum öpüyorum seni kocaman..!
Ocak 23rd, 2008 at 10:07evet , yaşam mı böyle yaptı bizi bilmiyorum, nasıl duyarsız , nasıl sabırsız olduk. Ama uzakdostun yorumunu okuyunca galiba bir şeyi içinde yaşamak çok farklı. Kendi ailemiz dışındaki insanlara ayıracak ne vakit ne maddi imkan bulabiliyoruz. Türkiye deki sosyal kurumları da görüyoruz her gün tv de. Son dönemlerde huzurla yaşamak her eksin en doğal hakkı olmalı. Sevgiler sana kuzucum
Şubat 9th, 2008 at 19:42