bir deniz yıldızı masalı

Oyun Parkı

Yazan denizyildizi at 3:08 am

Bir kıpırtı var bugün benliğimde, kahkahalarla
Duygularımın her biri çocuk olmuş, oyunlar oynuyor
Israrla gelecek topu beklerken biri,
Diğeri parmağı ağzında ebeyi seçiyor.
Oyun parkı oluyor içim bugün, en sesli günlerini yaşıyor.

Bir çocuk düşüyor az ötede salıncaktan
Bacağı kanıyor, başında bir büyüğü yok
Arkadaşları koşuyor hemen oracığa
Ne kadar geliyorsa ellerinden sarıyorlar yarayı
Çocuk işte, oyun oynarken yarayı düşünecek değil ya
Kapılıyor tekrar oyunun eğlencesine,
Unutuyor az önceki acısını, ağlamıyor…

Sonra bir küçük kız çocuğu, annesi elinden tutmuş
Elini kurtarıp kaçmak, diğer çocukların arasına dalmak istiyor
Ama nafile, annesi tereddüt ediyor, ezilmesinden yana endişeli
İkna etmeye çalışıyor, daha sonra getiririm diye
Hiç olacak iş mi? Onca çocuk orada oynayadursun
O küçük kız evin yolunu mu tutsun, o daha inatçı.
Şimdi çocuklar bir kişi daha fazla devam ediyor oyunlarına…

Bir erkek uzaktan bakıyor pembe tokalı sarışın kıza
Onunla oynamak istiyor ama cesareti yok gidemiyor yanına
Arkadaşına işaret ediyor, o tarafta oynamak istiyor
Gittikçe yaklaşıyor kıza ama kız onu görmüyor
Oyun oynarken biraz daha fazla bağırıyor, fark edilmek için
Nitekim başarılı da oluyor, öyle bağırmaya kız dönüp bakıyor
Çocuk kıza dönüp bir kelime ediyor; bu oyun böyle bağırarak oynanıyor

Kaydıraktan, salıncaktan sıkılanlar kendilerini kumdan kaleye vermiş
Başka bir grup parkın tam ortasında, kumdan kaleler sıra sıra
Aralarına katılmak isteyen herkesi kabul ediyorlar, yardımlaşma koşuluyla
İçmek için getirdikleri suları çamur için kullanmaları keyiflendiriyor onları
Kale yanlarına her biri ayrı birer şekil yapıp özenle yerleştiriyor
Ne kadar yaratıcı olduklarını ispat eder gibi birbirlerine gösteriyorlar
Eve gittiklerinde hepsinin bozulacağını bilseler dahi umurlarında değil emekleri…

Şimdi bir kız ağlıyor, arkadaşı saçını çekmiş canı yanmış
Oyun sırasında olur öyle, birbirinizi ağlatmayın diyor bir büyük
Küçük kız arkadaşına kırgın, konduramıyor az önceki hareketi ona
Oysa en çok onu anlatırdı akşam eve gidince annesine, şimdi anlatmaz artık
Saçını düzeltecek ama elleri çamur, öğrendi pis elle saça dokunmak yasak
Oysa o cici, tertemiz bir kız çocuğu, evden çıktığı gibi temiz girmeli eve
Dudaklarını bükmüş, saçını çeken arkadaşına bakıyor göz ucuyla, ağladı ağlayacak

Vakit akşamı buldu, gitme vakti yaklaştı, bu demek oluyor ki artık büyümeliyim
Eve girdikten sonra burada yaptıklarımı unutup, çocukluğumu parka bırakıp
Anne babama karşı bir yetişkin gibi davranıp, onların sözünden dışarı çıkmamalıyım
Şımarıklık bu parka özgüydü ve elimi bulamaktan zevk duyduğum çamur da…
Ancak rüya görürsem yaşayabilirim o parktaki mutluluğu bir kez daha
Yetişkin gibi davranmak zorunda olmadığım kendi dünyama geri dönebilirim
Tüm benliğimle suladığım, beslediğim kişiliğimi karanlıkta açığa çıkarabilirim…

GÜLÇİN GÜLOĞLU

Bir NiNe aĞlIyOR

Yazan denizyildizi at 11:35 am

Bir köşede sessizce, hıçkırıklarını güçlükle sessizleştiren, yüzü yüreği gibi kırış kırış olmuş bir nine ağlıyor. Kimisi görmezden geliyor, kimisi direkt önünden geçiyor ve bir şey sormuyor. Hiç akıldan geçmiyor, yanına diz çöküp derdini sormak. Bir küçük kız çocuğundan başka.

Saçları sarı, taranmamış olmasına rağmen düzgün duran altın sarısı saçları ve kömür karası gözleriyle iki dizinin üzerine eğilip kollarını dizine koyup elleriyle başını tutan küçük kız nineye ne olduğunu soruyor. Nine şaşkın. Hiç ummadığı küçük bir kızdan gördüğü bu ilgiye şaşırmış bir şekilde;
–Hiç diyebiliyor sadece. “hiç”
Daha fazlasını söyleyecek kadar güçlü hissetmiyor kendini. Kelimeler boğazına diziliyor. Çıkarabildiği tek ses; üç harf tek kelime: hiç.

Ne oluyor bize, ne oluyor insanlığa? Neden bir yaşlı bu denli ağır geliyor evlada? Haberlerde izliyoruz, gazetelerde okuyoruz, çevreden duyuyoruz, yolda görüyoruz. Çaresizliği boylarını aşan, yılları geride bırakmış, değerlerimize, büyüklerimize niçin sahip çıkamıyoruz? Çok ağır geliyor peki ama neden?

Yıllarca bir aile olmanın dayanılmaz ağırlığını yaşamış, bir arada olmanın zorluklarını göğüslemiş, çektiği birçok sıkıntıyı gizleyerek tüm aile bireylerinin acısını kendi acısı yapmış bu ihtiyarlardan ne istiyoruz ki onları hayatımızdan dışlıyoruz. Onlar zamanında bir arada kalmanın savaşını verirken bunca ayrı kalma isteğiyle onu bugün istememek de niye?

Bir bebek doğduğunda bir anne veya bir babanın mutluluğuna herkes tanık olmuştur. Bakıma ne çok ihtiyacı vardır o bebeğin. Konuşamaz, yedirmeden yiyemez, yıkamadan yıkanamaz, uyutmadan uyuyamaz, ilgilenmeden susmaz. Ağlar, ilgi bekler, huysuzlanır. Ancak tüm bunlar sevgisiyle anne babanın güzünde büyümez. Yine sevgiyle bakar, besler, büyütürler bebeklerini. Peki anne baba sevgisiyle evlat sevgisinin ne farkı var? Anne baba şikayet etmeden üstelik büyük bir gurur ve memnuniyetle bebeklerini büyütürken, aynı anne baba neden kendi anne babalarına bakamaz?

Bir huzurevinde öldürülen yaşlılar, itilip kakılan, her türlü işkenceyi yapan bakıcılarda vicdan kavramı kalmamış. İnsan sanıyor ki ben hiç yaşlanmayacağım, hep böyle kalacağım. Elim ayağım tutacak, bir söylediğim iki edilmeyecek, bugünkü gibi hürmet edilecek. Ancak hal iyiyken herkes iyi, düşerken hangi dala tutunulacak bir de bu açıdan bakmak gerek.

Sevgisiz ve vicdansız bir kalbin yükü ağır olur. Kimse kolay taşıyamaz, taşımaya kalktığında ise; çöker, vücut direnç karşısında isyan eder, hastalıklar gelir en beklenmedik zamanda. Kimse bugünü düşünüp yarını unutmamalı, çok iyi bilinmeli ki; bugün yarının değneği. O değneğe bugün sağlam tutunmayan akşamına kırar, yarına da beli bükük uyanır.

Tıpkı yaşlılarımız gibi. Onlar yaşamın çınarları, tatları, yaşayan devleri, büyüklerimiz. Saygısızlığımız günün birinde dönüp dolaşıp bize yapılacak örnek davranışlarımızdır. Bugün onların yanında olalım, ihtiyaçlarını soralım, varsa sorunlarına çözüm olalım. O nazlı hallerine biraz sabır gösterelim. Günün stresinden tükenen insanın işi çok zor bunu biliyorum ama gönül almak, içten edilen bir dua eminim ki rahatlatacaktır kişiyi.

Artık yaşlılarla ilgili güzel şeyler okumak, duymak, görmek istiyorum. Onlardan anlayış beklemek bir bebekten anlayış beklemekten farksız. Bu bilinçle onlarla iletişim kurmak gerek. Her gününüz bir yaşlı bilgenin bilgileriyle dolu olsun.
Yüzünüzden tebessüm eksik olmasın.

GÜLÇİN GÜLOĞLU

Sevmek Şımarıklık mı?

Yazan denizyildizi at 12:11 pm

Çoğu zaman duyguları gözümüzde çok büyütürüz. Bir an gelir ağlarız, çırpınırız, kendimizi paralarınız, sonra durulur, az evvelki gözyaşlarımıza üzülür diğer taraftan bir kahkaha patlatırız. Çok karmakarışığız çok.

Bir sahiplenme veya bir kabullenme yaşatırız, yeşertiriz içimizde kimse bilmeksizin. Sevgiyi büyütürken fark ederiz ki aslında büyüttüğümüz bir çocuk. Yıllar geçip biz yaşımızı ilerlettikçe içimizdeki şımarık "biz"i açığa çıkartırız. Bir çocuğun sevgisi ayıplanır mı hiç veya küçümsenir mi. En hassas ve en saf sevgidir. İçinde yalan, dolan, hesap, kitap olmadan aldığı kadar veren bir sevgi alışverişidir çocuk sevgisi. Tıpkı kızgınlığı gibi.

Bir tarafta ağlayan huysuz çocuk köşeyi dönünceye kadar her şeyi unutan bir masum yürek. Neyine kızılır. Patavatsızca düşünmeden söylediği bir çift lafına mı, neşesinden kimseyi görmediği seker adım insanlardan uzaklaşmasına mı? Adı üstünde sevgi… Üstelik şımarık bir çocuğun yüreğine konan sevgi. Oluru kaçarı olmadan, deli bir sevgi…

Peki bir yetişkinin sevgisinden bahsedelim biraz da. Kendini büyük diye tanımlayan birinin sevgisinden her zaman şüphe duyarım. Daha da açığı biraz korkarım. Bir defa her zaman temkinlidirler. Sevdiklerini söylerlerken, sevdiklerine karşı bir laf ederken, seviyorum deyip kendi kafalarının dikine giderek anlaşılmaz tavırlar içine girerken hep dikkatli olma gereğini hissederim. Hep "ağır abi" sevgileri vardır gibi gelir bana. Yani yapay ve mesafeli.

Sevmek zorunlulukmuş gibi sevenler vardır ya bir de. Ailesini mecbur olduğu için sevenler, eşini, arkadaşını, yakınını sadece mecbur olduğu için seven bir yürek anlayışını ben düşünemiyorum. Kriterlerim bu anlayışı hiçbir sebeple kabul etmiyor. Hiç sevme daha iyi. Bana "seni sevmiyorum, bir türlü sevemedim" diyenlere kızmam hiç. Bugüne kadar böyle söyleyen olmadı, ancak söylediklerinde ona göre tavrım ne olur onu da bilmiyorum. Kişiye göre değişir elbet ama duyarsam da tepki göstereceğimi sanmam. Sevmeyi bilmeyen bir yürekte olmaktansa, cesareti ile bunu bana söyleyebilen bir yürekte olmamayı yeğlerim doğrusu.

Sevgi dedik sevgiyi tanımlamadık. Sevgi nedir ki her yüreğe böylesi bazen zor, bazense bir o kadar kolay yerleşebiliyor. İnsanı kendinden ediyor, yüreği besliyor, aşı gibi iyi geliyor bedene. "Sevgi böyle bişey işte" dedirtiyor. Aşk değil. Aşk geçicidir. Süresi yaşam izlerine bağlı olarak değişkenlik gösteren bir süreci ifade eder aşk.

Ancak sevgi bu değildir. Seven yürek zaman gözetmez. Her an mutluluğu avuçlarında besler, büyütür. Gözüne çöp batmasından sakınır bir yandan diğer taraftan pamuklara sarıp sarmalar, bir tüy tanesinin uçmasına izin vermez. Canından başka can‘ı olmayan insanoğlu sevince o canı kendi canına katar. Bir başkası olarak görmez karşısındakini. Ne yapsa affeder. Zaten affedilmese de insan kendine hiç kızar mı ki? Kızabilir de…

Yağmur yağar sevgi bitmez yürekte, güneş doğar yine tükenmez. Yollar biter, sona varılır elden düşmez sıkı sıkı tutulan küçük bir kalp, valizler açılır, tekrar kapanır yine değişmez kelimeler, kar vardır dışarıda için sıcaktır, güneş açar ayakların buz keser. Çiçekler tomurcuklanır bahar gitmiştir belki, yapraklar dökülür yaz gelmiştir. Sevgi ısıtır veya sevgi soğutur yüreği. Her daim sıcak tutacağınız bir yürek besleyin içinizde…

GÜLÇİN GÜLOĞLU

Nerdesin be kuju ???

Yazan denizyildizi at 1:34 am

Sahi nerdeyim  ben. Savurdum kendimi ordan oraya güzel bir nefes aldım ve işte yine buradayım. İhmal ettiğim ne varsa gönül almaya geldim. Geri döndüm değil çünkü hiç gitmedim. Veda etmedim sadece kaçamak yaptım. Kendi düşüncelerimin üzerine gittim. Kendimi dinledim.

Buzdan keskin havanın hakim olduğu kış günlerinde havayla aram çok iyiydi. Güneşin ısıtıcı etkisi gün içinde denize karşı parladıkça geceki soğukluğu hiç önemli saymadım bile. Mutluluğum katlandı, çeşitlendi, renklendi, coştu, ilmek ilmek işlendi ve bir kış mevsimine tarih yazdı.

Dar ve uzun sokaklar, sıra sıra dizilmiş küçük dükkanlar, satış yapabilmek için son bir gayret çalışan elemanlar, acıkan karınları doyurmak için cazip fiyatları ile “tatlı ikramımızdır” diye promosyon yapanlar, batan güneşin ardında bıraktığı karanlığın içinde atılan turlar, eve girmenin verdiği rahatlıkla açılan televizyon, tutulan sıcak el, dokunulan bir sıcak yürek ve işte ben…

Şimdi ben size soruyorum. Cevabı siz verin bana. Ben neredeymişim ??? Mutluğumun adresini bulmuş, ona sahip çıkmanın keyfiyle kendimi aramamıştım bile.

Ve… anladım ki; mevsim yaz-bahar-kış oluyor ya hani. Aslında bu çok mühim değilmiş. Soğuk yeter ki insanın içinde olmasın. İnsan istedikçe yaşatır yazı her daim içinde. Yüreğe kış gelmişse, hücrelere ayaz vurmuşsa işte o zaman ne sıcak bir çorba, ne ağzı yakan demli bir çay, nafile.

Bir deli dalga sahilde. Pencereden içeri vuran bir görüntü sakinliğinde. Dışarıda bir tablo izliyorum. Tüm perdelerim açık şimdi. İzlediğim dalga mı, yaşamın bana fısıltısı mı. Dinliyorum, bakıyorum, daha da yakınlaşıyorum, kulak veriyorum, kendimi maviliğe atmak istiyorum ama ayaklarım gitmiyor. Az önceki fısıltıyı şimdi daha net duyuyorum:

Mavi senin içinde… Şimdi sen ona sahip çık. Bırak beni ve elini tutanın yüreğine koş. Ona dokun, onu üzme… Ben hep burada seni bekliyorum bu gerçeği yüreğinde tut. Hadi git…

Ve… gittim de…bendenim soğuk, herkes kışı yaşıyor. Öyle diyor takvim yaprakları. Ben en güzel baharımı yaşadım. Çiçeklerim tomurcuk açtı sevgimde. Kırgınlık yok şimdi yürekte, tüm gönüller en güzel nağmelerde…

Yaşam nefesinizi en derinde sevgiyle hissetmeniz dileğimle…

DeNiZi TaNıDı BeNLiĞiM

Yazan denizyildizi at 8:21 pm

Düşüncelerim beynimin içinde yumak olmuş çözülmeyi umar halde yürüyorum, gidebildiği kadar uzak yerleri seçiyor adımlarım. Yağmur damlasının biriken suyun üzerinde dağıttığı halkalar gibi dağıtmak istiyorum şimdi neye dair düşünce varsa kafamda.

Gidebildiğim son noktaya ulaştığımda masmavi uçsuz bucaksız bir halı seriliyor önüme. Bana yardım etmek istercesine hafif hafif dokunuşlarıyla elimden tutuyor. İlk başta hissettiğim soğukluk beni biraz olsun kendime getirmeye yetiyor. İrkiliyorum sonra. Elimi sonu olmayan halıda gezdiriyorum. Şeffaflığında ve yumuşaklığında bir an bomboş oluyor kafamın içi. Az önce kovduğum onca düşünce, şimdi ben çaba göstermeden bırakmışlar bile beni. O an aşık oluyorum o maviliğe.

Hiç bırakmasın istiyorum beni. Gözümü alamıyorum, gökyüzüyle adına deniz dedikleri bu muhteşem gösterişli halının kesiştiği noktada kalıyor aklım. O çizgide olmayı hayal ediyorum belli bir süre. Gitsem çok uzak, kalsam aklım orda. Oysa kolumu uzattığımda o çizgiye ulaşacakmışım gibi net ve yakın görüyorum. Gitmek korkutmuyor beni. Aksine gitmem için daha çok teşvik ediyor.

Havanın soğukluğuna aldırmadan, çıktığımda nereye gideceğimi bilememenin sıkıntısı içimdeyken şimdi nasıl oldu da bu mavilik bu denli kararlı yaptı beni. Nasıl böylesi soğuk bir günde içine çekti beni, ardımı, gerisini düşünmeden nasıl dalabildim, ufak bir esintide kat kat giyinen ben, soğuk sulara. Bu kadar yanmış mı sahi içim? Gözyaşlarım, yanaklarımı bunca çok ıslattığı için mi suyu bu kadar çabuk sahiplendi göz pınarlarım.

Adı deniz mi şimdi bu huzur renkli sonsuzluğun?
Öyleymiş. Mutlulukmuş, bazen vazgeçiş bazen tükeniş, bazen hüzün, bazen tebessüm, bazen heyecan, bazen telaşmış. İçinde yaşam varmış. Adını sayamayacağımız kadar canlı yaşatırmış.

Şimdi ben bu suyun içindeyim. Yani onların yaşam alanlarında. Rahatsız ediyor muyum acaba. Deminden beri balıklar bana dokunup gidiyorlar, can yakmadan, usulca… Anladım ki onlar kendilerine zarar vermeyecek konukları ağırlamayı seviyorlar. Hatta acısı olana teselli, mutlu olana cesaret veriyorlar. Mavi huzuru önce onlar yaşıyorlar.

Deniz… Biliyorum ki senin de derdin var, acıların, gözyaşın. İçinde bunca yaşam varsa sen başlı başına bir hayatsın demek. Bir o kadar da huzur yuvası. Beni de alacak mısın içine? Sarıp sarmalayacak mısın, unutturacak mısın eskiye dair hüzün kırıklıklarımı. Gözyaşlarımı al demiyorum ama saklayabilirsin en azından. Beni güçlü gösterebilirsin senin dışındaki hayata. Sahip çıkabilirsin bana.

Ben sende güzellik buldum, hayat buldum. Adın gibi yüreklisin belli, görünüşün kadar heybetli. Aklımda sende şimdi, bedenimde. Sırılsıklam olan bedenim, sayende düşüncelerimle yıkandı, arındı. Ayrılık çok zor bu saatten sonra. Ben seni tanıdım ya… 

Gülçin GÜLOĞLU

      15.12.2007

kimse(?)lere…

Yazan denizyildizi at 2:56 pm

.

Kime dökeyim ki içimi. Kime sarılayım çaresizliğimi yanıma katıp,

kimden dileneyim bir avuç mutluluğu. Sevgisizliği marifet bilmiş

hangi yüreğe sormalıyım aşkın tanımını.

 

İçimden ısrarla çıkmak isteyen kelimelere direniyor dudaklarım.

Bir başlasa dökülmeye kelimeler ve anlatmaya başlasam

sızılarımı isyan eder ağrır düşünceler.

Mantığı yok belki ama sebebi de yok yaşadıklarımın.

  • Etiketler

  • Meta

  • Sponsorlar