bir deniz yıldızı masalı

HoPPiDi HoPPiDi yEnİyIL

Yazan denizyildizi at 1:06 am

Elma değil bu yediğimiz ayvaaaaaaaaaaaa…..
Ey aşk nerdesin… güzel yerdesin ))))

2007 bittiyor saatler kaldı, 2008 kucak açtı. Tüm sıkıntıları 2007 de bırakmaya hazır mısınız? Ben her şeyimle hazırım. Bu yılda tüm düzensizlikler bitecek ve akılda soru kalmayacak,  mutluluk yanımızda yürüyen yoldaşımız olacak. Hissediyorum. Her şey güzel olacak…

Neşeli şarkılarla uyanacağız yeni güne, sabah yataktan kalkmak artık zor gelmeyecek, uyandığımızda bileceğiz ki evden çıktıktan sonra bir ton güzellikle ilgileneceğiz, patronlarımız ve müdürlerimiz daha anlayışlı, çalışanlar daha sakin, eşler birbirine daha hoşgörülü, saygılı, sevgililer daha çok kenetli olacak. Tüm insanların kalbinden sevgi taşacak.

İçimizde nasıl bir umut besliyorsak hepsi gerçekleşecek. Bebek isteyenin bebeği olacak, iyi bir okulda okumak için emek harcayan gençler istedikleri yeri kazanacak, sevdalı gençler kavuşacak, aşk isteyenlerin karşısına ruh eşleri çıkacak.

Mutluluk çalacak bu gece 12 de hepimizin kapısını. Açık tutun olur mu? Aman sakın evlerin kapısını değil yüreklerimizin kapısından bahsediyorum. Tüm iyi dileklerinizi en içten duygularınızla dileyin. Sevgi dileyin önce sonra huzur, sonra size ait ne varsa. Tam 12 de unutmayın. Hedefi 12 den vurun…

Açtınız mı tüm kapılarınızı sonuna dek. Açtınız mı son ses şarkınızı. Bu ara ben “elma değil bu yediğimiz ayva” ya taktım. İnsanın içini kıpır kıpır yapıyor. Elleri açtık alkışa hazır. Ortada bir oynayanımız eksikti şimdi o da tamam. Biz yerimizde omuzlarımız bir ileri bir geri, bir o yana bir bu yana. Külah şapkalar kafalarda… bu yıl çok güzel olacak ya…

Hedefime bir adım daha yaklaştım. Mutluyum şimdiden. El uzattım, kabul eden nasibini alacak mutluluğumdan. Tebessüm uzağımda değil, hemen içimde, yüzümde. Ağzım kulaklarımda… coşkuluyum… ben çok mutluyum.

Yeni yıl sürprizler yap bize ama güzel sürprizler. Şaşırt bizi ve mutlu et. Neşemizi daim et. Sıkıca sarılıyorum yaşam sana, karşılık ver bana…
Huzur olsun, sevgi olsun, aşk olsun, dileklerimiz gerçek olsun…

İyİkİ DoĞDuN eMElllllll

Yazan denizyildizi at 1:35 am

Bir tını kulağımda…

        Bir nefes başucumda…

                 Bir sevgi kalbimde…

                            Bir dost yaşamımda…

                                            Adı neyse ne…

Her zaman yanımda olduğunu bildiğim,
                       her zaman yanında olduğum sıcak bir kalp işte. 

Doğum günün kutlu olsun iyi yürekli arkadaşım benim.

İçinde ektiğin sevgi tohumları hiç eksilmesin,
Yüzün gibi güzel bir yaşam yeni yaşında seninle olsun.

SENİ ÇOK SEVİYORUM CANIM…
                                                              EMEL’İM…

Çığlık çığlı(k)ğaaaaaaa……

Yazan denizyildizi at 1:38 am

Uzun zamandır hep istediğim bir durum vardı. Bugün nihayet tam olmasa da kısmen gerçekleştirmiş bulunuyorum. Neydi bu durum?
-Avazım çıktığı kadar bağırmak, sesim kısılana kadar çığlıklar atmak.

Bugün çocuk ruhumu ödüllendirdim. Uzun zamandır söz dinliyor diye. Yapma dediğimi yapmıyor, kızdığım zamanlar şımarıklık yapmıyor, olgun bir tavırla verdiğim ceza süresinin dolmasını bekliyordu. Gerçi arada kaçamak yapıp beni dinlemese de yine de çocuktur deyip bugünün keyfini doyasıya yaşaması için ona şans verdim.

Onu lunaparka götürdüm. Uzun zamandır mantık ceremesinden çok çekmişti. Rahatlamaya ve kendini keşfetmeye çok ihtiyacı vardı. Dilediği kadar oyuncağa bindi, son ses müzikler eşliğinde istediği kadar çığlıklarla karışık kahkahalar attı. Çok rahattı, nasıl olsa onca gürültü içinde onun kulak tıkayıcı sesi fark edilmiyordu. Uzun zamandır çok istediği bir şeydi ve bu imkanı asla kaçıramazdı. Nitekim kaçırmadı da.

Aslında o çocuk ruhun tam dönmeye yakın mahalle arasında minicik boyuyla top peşinden koşan çocuklara takılma hevesi vardı ama şartlar o kadarını kaldıramazdı işte. Sadece gözü arkada kaldı. Uzun bir seyre daldı ama gidip topa bir tekme vuramadı. Zaten arabadaydı.

Çığlıklar tamamdı. İçimdeki çocuk ruhu bugün doyasıya şımarttım. Sıra bugüne kadar beni pek çok beladan kurtaran sağduyuma ve mantığımı şımartmaya geldi. İçimde kalan gözyaşlarını, kırıklıkları, hasarları, hüzünleri atmam gerekiyor artık. Malum yeni yıl kapımızda. Yeni umut demek yeni yıl ve ben tertemiz bir sayfayla giriş yapmak istiyorum, sağlam bir adımla yere basmak istiyorum, her sıkıştığımda yanımda birini görmek yerine kendimi biraz daha büyütüp kendi kendimin destekçisi olmak istiyorum. Umudumu bu yöne bağladım anlaşılacağı üzere.

Amacım günü tüketmek değil, günü yaşamak. Bugün de böyle geçti demek yerine bugün bunları kattım hayata demek, niyetim. Geceleri yastığımla bütünleşen kafamı vicdanımla eşit seviyeye getirmek amacım. Rahatlamak istiyorum dedim ya işe içimdeki çocuğu serbest bırakarak başladım, mantığımla devam edip, sonunda eşit seviyeye getirmek istediğim ne varsa kefelerini denk getirerek kabuğuma çekileceğim.

Sevgiler

Öyle Bir Bayram Yazısı…

Yazan denizyildizi at 1:34 pm

Bayram geldi. Ne çabuk diyoruz değil mi. Daha iki ay önce bayramdı oysa. Birçok evde temizlikler tamamlandı, tatlılar yapıldı, bayram yemekleri hazır. Özenli kıyafetler gardıropta poşetler içinde bekletiliyor. Bu durumu hiç anlayamamış olsam da…

Ben kendimi bildim bileli hiç bayramlık almadım. Yanlış anlaşılma olmasın alamadığımızdan değil de zorunluluklar beni hiç sarmaz. Ne diyorlar şimdi “free” takılmak çocukluğumdan beri bana cazip geliyor. Annem hadi alışverişe derdi ben gitmezdim. Bayram diye mi alıyon başka zaman al derdim. “cins” dedikleri türdendim…

Bir de bu aralar şu bayram öncesi ve diğer önemli gün öncelerinde yapılan alışverişlere taktım kafayı. Anlıyorum bayram ikramiyeleri oluyor, yılbaşı ikramiyeleri oluyor da merak ettiğim şey bu millet diğer günler aç mı geziyor. Çarşıya pazara çıkmak akıl karı değil.
“çok yakında kıtlık çıkacak, marketlerden alabildiğiniz kadar ürünü alıp, evinizde muhafaza edin. Kim daha fazla stok yaparsa büyük ödül onundur”
gibi anonslar yapılıyor da bizim mi haberimiz olmuyor diye düşünüyorum bazen. Rahatsız oluyorsan sen de çıkma be kardeşim diyeceksin de benim sözüm normal günlük öteberilerini alanlara değil, önemli günü “gereksiz alışveriş” çılgınlığına çevirip, sokakları kalabalık eden insanlara…

Neyse konumuz bayramdı. Kurban bayramları benim hafızamda çok renkli değildir. Akıtılan koyunun kırmızı kanı dışında. Çocukluğumda şimdiki gibi sokak aralarında kurban kesmek yasak değildi. Her bayram amcamlara gidilir orada kesilirdi kurbanlarımız. Arka bahçelerinin müsait olması ve aile büyüklerinin orada olması dolayısıyla bizim ailenin değişmez kuralıdır bu durum. Yine böyle bir bayram günü biz çocuklar kurbanı severken, birkaç saat sonra sevdiğimiz koyunun can verdiğini görünce, o güne kadar zaten zar zor bir-iki lokma yediğim eti artık ağzıma koymaz olmuştum. Bu durum hala devam etmekte. Hep anlatılır eğer bu kurbanlar olmasaydı erkekler kesilecekti diye. Nedense bu durum beni hiç ikna edemedi bugüne kadar.

Kaldı ki kurban kesiliyorsa amacı bellidir. Dinimizce kurbanı kesen kişi, etini durumu iyi olmayan ailelere dağıtır. Karşılıklı hoşgörü ile dua alınır, sevap işlenir. Oysa bugün kesenlere bakıyoruz, en iyi yerini kendine ayırıyor, diğer iyileri akrabalarına, birazını komşusuna derken zaten dağıtılacak bir şey kalmıyor. Nerde işleniyor burada sevap ben onu anlamış değilim. Kişi zaten istediği her gün bu eti yiyor, bağışı da kendisine yapmış oluyor bu durumda. Bu da ilginç.

Oysa ne kadar ihtiyaç sahibi kişiler var. Bir lokmayı geçtim ayağında çorabı yok, okula gitmeye bizim bozukluk diye tabir ettiğimiz parayla alacak kalemi, defteri yok. Bir kazakla, birinci el giyeceği (komşunun yada abisinin, ablasının eskisini giymeden) bir pantolonla yüzlerinde güller açacak insan kaynıyor ortalık. Bizdeki bu bencillik niye?

Evet bayram geldi de, bayram her zaman yüzü gülenin evine geldi. Fakire, elinde avucunda olmayana yine bayram değil. Belki sıkıcı bir yazı ama gerçekleri göstermek istedim. Bu yazdıklarımı siz yapmıyor olmayabilirsiniz ama en yakınınız olur, komşunuz olur. Bir şeyleri hatırlatmak da uygulamak gibi sevaptır.

Benim naçizane bir önerim var. Günümüzde yardım dernekleri bir hayli yol aldı. Yardıma muhtaç kişilere gerçek anlamda el uzatıp, yaralarını sarıyorlar. Bağışlarınızı yaptıktan sonra gözünüzü arkada bırakmıyorlar. Üstelik adım adım takip bile edebiliyorsunuz. Durumu iyi olanlar, bu bayram ne yapabilirim diye düşünenler bence bu tür yerlere bağışlarda bulunarak da güzel bir olaya vesile olabilirler.

Herkese güler yüzleriyle geçirecekleri mutlu bayramlar diliyorum. Açlığın olmadığı, her evde kaynayan bir tencere varlığının sürekliliğini diliyorum. Allah nerde muhtaç varsa ona yardımcı olsun. Soframızdan bereket, yüreğimizden aşk eksik olmasın.
Sevgiler…

Yağmur Yağdı (( kaçma kaçma ))

Yazan denizyildizi at 3:14 pm

Nerden başlasam neler anlatsam diye içim içimi yiyor. Aslında kafamda var bişeyler de nasıl yazıya dökeceğim onu düşünüyorum. Bugünkü düşüncelerimi anlatsam size mesela.

Normal şartlarda kış mevsimini yazdan daha çok seviyorum. Bana daha samimi geliyor, dışarının soğuğuna karşın evlerdeki sıcaklığı çok içten buluyorum.

Dışarıdaki işlerini bir an önce halledip eve girip ocakta kaynayacak sıcak bir çayı kim hayal etmez tavşan kanı haliyle. Üzerimize bir battaniye alıp tüm ev ahalisinin içine doluştuğu ve yaaa benim ayağım dışarıda kaldı, diğerinin napayım bana da anca yetiyo deyip çekiştirmesi ne kadar güzel bi düşünsenize. Tüm aile, sevenler iç içe, ısınmak pahasına dip dibe, bir göz odada.

Bugün uyandığımda yağmur çiseliyordu. Keşke biraz daha çoğalsa dedim, dilek tutsam kabul olacakmış. Öyle çok ihtiyacım varmış ki meğer yağmur sesinde yatak keyfi yapmaya. Düşüncelerim kafamın içinde saklambaç oynarken, elimi kafamın altından yavaşça çekerken hafif bir uyuşukluk hissettim. Sonra iki elimle başımı ovarak uykumun biraz daha açılması için çaba gösterdim.

Bir bisiklet hayal ettim. Şimdi deli gibi yağmur yağıyor, ahh keşke kırmızı bisikletim kırılmasıydı da şimdi binseydim. Yatak döşek yatmak bile umrumda değildi. O yağmur suyu içime işlesin istedim bir an. Deli gibi nerde çamur varsa oraya çevirmek istedim direksiyonu. İyice çamura bulanmak, kalbime kadar ıslanmak istiyordum şimdi.

Zorlukla yatağımdan kalkmaya çalıştım. Bedenim tembellik yapmak istiyor, mantığım artık kalkmam gerektiğini söylüyordu. Hep öyle değil midir zaten. Mantık; başımızda geri kafalı, sürekli yanlış yaptığını telkin eden içimizdeki huysuz biz, duygular kendi halinde, şımarık bir kız çocuğu. Yapmak istediklerimize hep mantığımız engel olmuyor mu?

Pencereye doğru yanaştım. Tık tık su damlalarının pencereme vurma sesi öyle güzel ki. Görüntüsüne diyecek lafım zaten yok. Bir damla düşüyor, ardından bir tane daha ve önceki damlayı yerinden edip onun hızlıca yere itip, sonra bir güzel kendi yerleşiyor camın bir kenarına. Diğeri gözyaşı gibi akıp gidiyor, kendi tuttuğu yolda.

Ne garip, insan gibi. Bir ortama yeni gelen öncekini hep yerinden etmez mi veya eşya gibi, yenisi gelince eskileri yerinden etmez mi? Gibi…

Nereden nereye geldi konu. Başı yok, sonu yok gibi… ama insanoğlu ne garip. Yetinmeyi bilmiyor. Hayır az önce pencereden bakarken kedileri gördüm de ondan yazasım geldi bunu. Bir kuytu bulmuş, birbirlerine sarılmışlar adeta, gözlerini de kapatmış uyuyorlar. Yağmur onları da yerinden etmiş belli ki. Bir de rahatsız edecek mahalle çocukları yok, var mı onlardan keyiflisi.

Bir de dışarıda yaşamak zorunda olanlar takıldı aklıma. Acaba ben bu sabah bir türlü kafamdan atamadığım sıkıntılarımı, düşüncelerimi çok mu büyütüyorum diye geçirdim aklımdan. Ama her insanın kendine göre sıkıntısı oluyor işte. Bunu da düşünürsem artık hiç çıkamam işin içinden, yumurta tavuk misali. Hayat…

Biraz kendime geldim. Su koymuştum kaynasın, sert bi kahve içeyim diye. Ucu kırık olup da hala atamadığım, hatırası olan bardağımı baş köşede tutuyorum daha fazla zarar gelmesin diye. Onca bardak varken başka bardağa uzanmıyor elim, sanki onlar bize ait değilmiş gibi. Sanırım eskiyi yada başka bir deyişle yeniyi eskiterek kullanmayı daha mı çok seviyorum ne? Ben de yeni yeni tanıyorum kendimi. Yeni bir tarafımı daha keşfettim böylece. İnsan seviniyor böyle kendine biraz daha yaklaştıkça. Bir dahaki adımları ona göre daha sert ve kararlı oluyor kendini bildikçe.

Su kaynadı, hatta için için çekti de. Mis gibi kahve kokusunu içime çekerek, içmek için sabırsızlanırken, evde tembellik yapacağım bugünde hepinize mutluluk dağıtan yağmurlar diliyorum. Damlalardan kaçmayın ki sizin başınıza da konsun.

şimdiki aklım olsaydı…

Yazan denizyildizi at 1:44 am

ŞİMDİKİ AKLIM OLSAYDI…

Şimdiki aklım olsaydı baştan hayata karşı daha sert ve kararlı atardım adımlarımı. Bu kadar esnek olmayı seçmez kurallarımı baştan koyardım ortaya. Hayatı alacaklı verecekli gibi yaşamayı değil de iki yakın dost olarak yaşamak isterdim. Sınırları baştan belirleyen ben, daha sert olabilirdim belki ve göstermeyebilirdim bu denli cahil olduğumu dünyaya karşı.

Şimdiki aklım olsa, sahiplenmezdim benden başka birini ben gibi. Onun canını kendi canım saymaz, gerektiğinde kapıyı çekip çıktığında gözyaşlarına boğulmazdım. Eğer yabancı görseydim onu ya da benden bağımsız düşünebilseydim daha az acı çekerdim. Her an düşüncelerimin içine girmez, gittiğinde onun gidişini kendime kabul ettirme aşamasında yüreğim fazlaca kanamazdı.

Şimdiki aklım olsa, bencil olurdum biraz daha. Kendi kalbim acı çekerken bunu önemsemeyip başkasının acısına koşa koşa gitmezdim mesela. Önce kendi içimdeki yaranın kanamasına çare olurdum. Başkasının gözyaşını değil kendi gözyaşımı kuruturdum ilkin.  Sadece birinin gülmesi gerekiyorsa etrafıma bakmaksızın ilk olarak ben çıkardım sahneye.

Şimdiki aklım olsa, küçükken daha çok oyun oynardım. Annem geç oldu eve gel diye seslense bile daha çok kaçamak yapardım. O zamanki arkadaşlarımla daha çok kavga etseydim şimdi daha dik durmayı bilirdim en azından. Çocuk aklımı hep olgun bir edayla değil de haylazlığa kullanırdım. Arada bir yaptığım haylazlıklar şimdi geriye baktığımda beni çok etkilememiş. Yeni fark ettim.

Şimdiki aklım olsaydı bana verilenle yetinir fazlasını arama derdine düşmezdim. Böylece daha az incinirdim belki. Elimdekinin her zaman az olmasını kolayca kabullenir, fazlasını arayarak zaman kaybetmedim. Daha az cesaretsiz olup, elimi taşın altına sokmam gerektiğinde daha uzun bir zaman düşünürdüm.

Daha çok denize girip, dostlarımla daha fazla zaman geçirmek, daha sakin olarak anın tadını yaşamayı isterdim. Şimdiki aklım olsaydı eğer…

gecikmeli bir soba yazısı bugünkü yazı konum…

PAY

Yazan denizyildizi at 1:11 am

Payıma düşen yalnızlığı buyur ettim bu gece evime
Gizli saklı kalmış ne kadar kelime varsa
Açığa çıkardım bedenimden
Ben söyledim aynadaki aksim dinledi
Sessizlik en güzel senfoni oldu kulağımda
O güzelliği bozan yine ben oldum, acımasızca

Bir ben gizlemiştim kendime benden içeri
O da yetmedi bana, az geldi çığlıklarıma
Hangi vakit rest çekmeye kalksam
Benden güçlüler çıktı muhakkak karşıma
Ağlamak ikinci yarımın bütün gün yaptığı
Gülmekse kalan diğer yarımın günlere yaydığı

Sıkı sıkıya bağlandığım yaşam benden kolay vazgeçiyor sanki
Ben onu dost belledikçe o beni savuruyor, bilinmeyene
Ne kadar yapışıp yalvarıp yakarsam da sağır gibi, manasız bakıyor
Gözleri beni görmeye yetmiyor,
Duyguları benim yaşadıklarımı küçümsüyor
Ağır gelse de yalnızlığımı vermiyorum
En iyi arkadaşımı emanet edemiyorum kimselere…

Düşünme o kadar da, en azılı tepelere çıkmak zor değil
Zor olan azılı tepede sana gülen güneşi yakalamak
Bir dost eli de arama, gün gelecek sen de göreceksin yalnızlığını
Bileceksin uzanan ellerin kağıttan duvar olduğunu
Tepeye ulaşmana bir adım kala daha çok anlayacaksın
Sana sen lazım olduğunu…

Susmayı çare, haykırmayı haksızlık bilmiş insanlar
Kuralı bozmaya çalıştıkça senden gider, eksilirsin…
Sen tam olmaya çalıştıkça eksildiğini görmek çökertir seni
Yüzündeki gül bahçesini bakımsız ormanlar yapar, zorluklar
Sen kurumuş yaprakları kenara ittikçe, yenileri gelir daha gür
Güçlüyken güçsüz yapar hayat
Muhtaç olursun beğenmediğin diğer tarafına…

gülçin güloğlu

Düş Kurdum… Gitmen Gerek…

Yazan denizyildizi at 1:56 am

Hani günlük hayatta çoğumuz sevgiden bahsederiz. “Seni seviyorum”. Bu iki kelimeyi; eşimize, çocuğumuza, dostumuza veya bakımını özenle sürdürdüğümüz çiçeğimize dahi sürekli tekrarlarız. . Peki bunu hiç sorguladık mı? “seni seviyorum” demenin yalnızca sözlerden ibaret olmadığını kavradık mı?

Nedir sevgi? Ağızdan çıkan iki kelime mi yoksa söylemeden sevgiyi sevdiğine yaşatmak mı? Hesapsız, kitapsız, çıkarsız, karşılıksız.

Bugünlerde gerek internette olsun gerekse tv.lerde bir Japon klip oynuyor. Mutlaka görmüş ya da duymuşsunuzdur. Hikayesi fazlasıyla duygusal. Ve işte sevgi bu dedirten bir hikaye işleniyor klipte. Adı “görmez olsun”. Kısaca anlatmam gerekirse; çok mutlu iki sevgili baş  kahramanlar. Çok güzel giden bir ilişki söz konusu. Her şey yolundayken bir gün işyerinde kız yukardan bir şeye uzanırken gözüne şişe içinde bir şey dökülüyor ve kör oluyor. Hastaneye kaldırılıyor, bunu duyan erkek arkadaşı bir telaş hastaneye gidiyor. Ve çevresinin tüm itirazlarına karşılık gözlerini sevgilisine verme kararı alıyor. Kızın haberi yok. Ameliyat masasında gözyaşları içinde kızın elini sıkı sıkı tutarak gözlerini sevgilisine veriyor ve ortadan kayboluyor. Kız ameliyattan sonra gözlerine kavuşuyor ancak erkek arkadaşından haber yok. Onu terk ettiğini sanıyor derken bir gün sahilde çocuğun elinde kızın fotoğrafı yanında köpeği ile otururken kız görüyor ve hemen yanına gidiyor. Bir bakıyor elinde kendi resmi ve sevgilisi kör. O an ne yapacağını bilemeden gözyaşlarına hakim olamıyor.

Şimdi bu sevgi tanımı değil de nedir. Kuru kuru söylenen sevgi sözlerimi yoksa gerektiği zaman sevgisini ortaya koyabilmek mi kaçmadan, alenen ve düşünmeden yaşanan değil midir sevgi.

Ben insani değerlere önem veren biriyim. Karşımdaki insanda sevgiden önce saygı isterim ve beklerim. İncindiğim bir anda asla sevgimin ardına sığınmam. Ne kadar sevsem de, karşı tarafın sevgimi harcamasına izin vermem. Bile bile, kırılacağımı bildiği halde sergilediği ve hoş karşılamadığım bir davranışı affedemem ne pahasına olursa olsun. Bunu her ne kadar geç öğrensem de sonuç itibariyle uygulamaya başladım.

Sevgi emek ister, özveri ister, hissetmeyi ister. İlgi ve heyecan bekler. Eksik atılan temelde son katlara gelirken nasıl ki oynamalar söz konusu olursa ilişkilerde de çatlaklar oluşur ve bireyler birbirini incitir. Bazen sessizce veda etmek en doğrusudur. Kelimeler anlatamaz ne kadar konuşulsa da içteki sancıyı. Bu yüzden sus ve git demiş şair. Gideceksen sessizce git kelimeleri ardında bırakma, yanına al da git. En güzel olanı. En sert yanıt sessizce gitmek eğer ardındaki anlarsa…Ne ala…

Şimdi,  hesap yapmadan sevmeyi bilenleri ağırlayacağım kalp koltuğumda. Baş köşeye oturtup onu,  öyle banacağım ekmeğimi soframdaki çorbama. Sıcak bir çay içeceğiz sonra karşılıklı, onunla. Zamana bırakacağım kırıklıklarımı. Ayağıma batmaması için kenara süpürdüm dün gece ne var ne yoksa. Her şey bende gizli bir eski sandalye üstünde, ıhlamur kokusunda, İzmir akşamında…
 

gülçin güloğlu

  • Etiketler

  • Meta

  • Sponsorlar