
Hava bozuk olunca ve iki kız arkadaş buluşma kararı alınca ne yapılır. Tabi ki plan hazırdır. Sinemaya gidilir. Biz de öyle yaptık. Dünden anlaştık Pazar günü sinemaya gideceğiz. Film zaten belli. Uzun zamandır gösterime gireceği günü beklediğimiz beyaz melek.
Film bunalımda olanlara tarafımdan pek tavsiye edilmemektedir. Zira ağlamak istiyorum ne yapmalıyım diye düşünenler içinse biçilmiş kaftan.
Çok duygusal bir film. Gözünüzden yaş gelirken, birden gülümsemenin hoş sedası yerleşiyor yüzlere. İzlerken kendinizi sınıyorsunuz, bir yandan da ben olsam ne yapardım diyerek veya böyle bir durumda kalsaydım şöyle olur muydu diye.
Filmin bir karesinde keke (Mahsun Kırmızıgül) soruyor huzur evinde kalan bir yaşlıya.
-insanlar ana-babalarını niçin getirip buraya bırakırlar? Yaşlı kadın cevap veriyor:
-ana-babalar küçücük yerlerde küçücük yüreklerine çocuklarını, torunlarını sığdırabiliyorken, evlatlar koca koca apartman dairelerine veya villalarına ana-babalarını sığdıramıyorlar.
Böylesine düşündürücü ve büyük bir laf daha edilemezdi. Mesaj verilmiş, almak isteyen ve bugün olmuş hala vicdan sahibi olan insanların yüreği dayanmaz bu cümleye.
Sahi bu kadar ağır mı insan eti? Bu kişi yıllarca tabiri caizse gık’ını çıkartmadan türlü eziyetlerle sizi/bizi büyüten anne babalarımız olsa dahi. Bu kadar zor mu yaşamda onlara açacağımız bir küçük kapı?
Huzur evi. Başka bir sahnede soruyor yine keke huzur evi görevlisine.
-burası neresidir? Cevap açık:
-burası insanların ölümü beklediği yerdir.
İnsanlar gençken sanıyorlar ki biz yaşlanmayıp hep böyle kalacağız. Elimiz ayağımız tutacak, dilimiz söylediğinde bugün karşımızda el pençe divan duranlar o gün de sözümüzü dinleyecek, çaldığımız kapılar bizi buyur edip, en güzel şekilde misafir edecekler. Keşke böyle olsa, keşke en hürmet edilecek zamanlarda bekledikleri ilgiyi verebilsek onlara.
Ne kadar söylesek de veya istesek de bir zaman sonra yalnız olmak istiyor insanoğlu. Öylesine bıkılmış ve öylesine işle geçiyor ki yaşam, bir başkası ağır geliyor bu koşuşturmaca da. Zaman ayıramıyor, bekledikleri ilgiyi sağlayamıyoruz onlara. Ama bu demek değil ki türlü saygısızlıkları yapıyoruz.
Adını Melek Hemşireden (Yıldız Kenter) alıyor film. Beyaz meleklerin var olduğunu ve bu melekleri yalnızca öldüğümüzde göreceğimize inanıyor. Bir meleği var kimsenin inanmadığı fakat onun özenle hayalinde yaşatıp her gece yatmadan ona gününü anlatıp, duygularını paylaştığı. Belki de ona duyduğum sempati bu yönüyle kendime çok benzetmiş olmamdan kaynaklanıyor. Benim de var herkesten gizli tuttuğum bir meleğim. Beni gittiğim yerde ve çıktığım yolcuklarda yalnız bırakmayan bir yoldaş. Cinsiyeti yok. Keza filmde de bunu vurguluyor Melek Hemşire. Meleklerin cinsiyeti yoktur.
“Gökyüzünde her şeyin bir melayekesi (melek değil) var. Ve bu melayekeler yeryüzüne yağmur damlası olarak düşerler. Onun içindir ki hiçbir yağmur damlası birbirine değmezler.” Bu da Melek Hemşirenin sözlerinden.
Yağmurdan kaçmadım hiç. Aksine dışarıda yağmura yakalandığımda çevremde koşturan insanların yanı sıra daha bir yavaşlattım adımlarımı. Üzerime konan her yağmur damlasını bana verilen bir hediye kabul ettim ve başımın üzerinde ağırladım. Bundan da yakınlık duydum Melek Hemşireye. Sevdasına sahip çıktığı için, iyi olmayı hedef seçtiği için, renge olan tutkulu sevdası için (kendimin turuncu sevdasını hissettim onun beyazlığa duyduğu aşkta. Öldüğümde her yer bembeyaz olsun diyordu. Ben de her yer turuncuya bürünsün isterdim. Ne güzel olurdu…), meleği olduğu için ve bakışlarıyla cümleler kurduğu için. Bunlar için.
Filmde sürekli ağlayıp bazen kendi yaşlılığınızı görüp, bazen de sizin onlar için yapamadıklarınızı anlayıp daha sıkı sarılıyorsunuz gözünüzden akan yaşa. Sımsıkı bir bağ gelişiyor bugünle geleceğiniz arasında.
Etkilenmedim demek doğru değil. Filmi ilk izleyenlerden olduğum için mutluyum. Kimsenin yorumuna maruz kalmadan ve henüz filmdeki duyguları kimse aşağı çekmeden objektif açımla değerlendirme imkanım oldu.
Filmin sonunda yeterince büyüleniyorsunuz zaten. Ancak çıkışı beklerken çok kişinin okumayı es geçtiği bir not ilişiyor hemen ekranda.
“Türkiye’deki huzurevlerinin %80’i büyükşehirlerde. Doğudaki huzurevleri ise bakacak yaşlı sayısı çok az olduğundan %5’i kapatılmıştır.”
Not bu kadar. Almak isteyene alenen mesaj verilmiş. Sahi biz büyükşehirlerde yaşayanlar değerlerimizi daha mı çabuk yitirir olduk. Yüreklerimiz mi küçüldü, saygımız mı bitti yoksa işlerimiz mi çok ağır? Düşüncesizliğimize mi verelim bu durumu yoksa her şeyi çok mu fazla dışarıda ve bizden uzak görüyoruz.
Cevabı net olan ancak kendi beynimizde atladığımız ve bulandırdığımız sorular bunlar. Batı özentisi içinde yaşayan insanlar değerleri yok mu ediyorlar ki?
Gülçin Güloğlu
gelen haftanın hayırlı olmasını sana güzellikler getirmesini dilerim sevgilerimi de bıraktım, selametle kalın
Kasım 19th, 2007 at 01:19BEN SENİ ÇOK SEVDİĞİMİ SÖYLEMİŞTİM DEĞİL Mİ KUJUUUM.!
SEN BENİM DÜŞÜNCELERİMİN RUHUMUN VE KALBİMİN YÜZDE YÜZ AKRABASISIN.!
BEYAZ MELEK’LERİN BİR KOLUSUN SENDE…
BALIK BUCU SÜLALESİ BÖYLE.!
BENDE ABLA BALIK, 22 ŞUBAT, YÜKSELENİM KOVA…
BENİMDE BOL DUGUSALLIĞIM HÜZÜNLÜ YANLARIM AAH ŞEKER AH.!
FLİMİN SENDE Kİ BIRAKTIĞI BURUK İZLER, YÜREĞİNİN BEYZ KANATLI OLDUĞUNUN GÖSTERGESİ….
İLK FIRSATTA İZLEYECEĞİM BENDE BEYAZ MELEĞİ, SANIRIM SENDEN AŞAĞI YANIM KALMAZ DAHA DA BETER VURUR BENİ.!
ÇÜNKİ, BUNA YAKIN BİR YERLERDE AİLESİZ BÜYÜDÜM, ÇOCUKLUK YAŞAMADAN ANNE OLDUM, SONRA EVLİLİK HİKAYESİ BİTTİ, GERÇİ KIZLARI EVLENDİRDİM….BOŞANDIĞIMDA EVLATLARIMI BOŞAMADIM AMA, ÇOCUKLARIMA MAALESEF BABA TARAFI BENİ BOŞATTI….
BENDE YALNIZIM ŞİMDİ….
VE YAŞ 49- 50…DÜŞÜNCEM İLERİ DE HUZUR EVİ….
BAZI İNSANLAR, HEP AYNI MANZARANIN RESMİ OLARAK KALACAĞIZ SANIYORLAR…..
VE KATI DÜŞÜNELERİNİN PARANIN GÜCÜYLE, YAŞAMIN KESKİN KILIÇLARIYLA, KALKANSIZ SAVAŞIRIM SANISIYLA GÜNLERİNİ KOMPETİ GİBİ SAVURUYORLAR GÜN VE GÜNLERİN ÜZERLERİNE….
VE GÜN GELİYOR, YAŞAM KUPKURU LADES KEMİĞİNİ ELİNE TUTUŞTURUVERİYOR…
HIZLA İNİŞE GEÇİVERİYOR KİŞİ….
BEYNİ DURUYOR, MİDESİ BULANIYOR…DİYOR Kİ;
BEN NERDEYİM.!?
TABİ Kİ HER DÜŞÜNCE KÖŞE BAŞLARINDA UMUTKÂR DÜŞÜNCELER VARLIĞINI SÜRDÜREBİLME BAŞARISINI GÖSTEREBİLDİKÇE, İNSANLARIN DÜŞÜNCE KAZALARI AZALABİLİYOR…
HER BAKTIĞIN İNSAN HİKAYESİ, SENDE GİYEBİLİRİSİN GÜNÜN BİRİNDE.!
BUNU ELDE VAR BİR DEMEK GEREK CESURCA.!
ÜZÜLMEK YERİNE, SENDE Kİ SENİ KUCAKLAMAK, SENDE Kİ SENİ OLUMLU KOŞULSUZ PAYLAŞTIMAK İNSANCA DENKLEM TERAZİSİNİ ADALETLİ TARTARAK PAYLAŞMAK, YARININ EN GÜZEL GARANTİSİ.!
AH KUJUUM, HUZUR EVLERİNE KENDİLERİNİ ATANLAR ÇOK ŞANSLI, BİR DE ATAMAYANLARI GETİR GÖZLERİNİN ÖZLERİNE…
BİZİM SEMTTE VAR BÖYLE BİR ÇINAR TEYZE….
İNANIRMISIN HALA ÇOCUKLARININ ÜZERİNE TOZ KONDURMUYOR.!
ELİNDEN DELİ RAPORUYLA HERŞEYLERİNİ ALMIŞLAR, EŞİ VEFAT ETTİKTEN SONRA…HUZUR EVİNE KOYMUŞLAR AMA, O, SEMTİ İÇİN KAÇMIŞ ORADAN.!
VE ŞİMDİ BELEDİYENİN VERDİĞİ BİR KÜÇÜK YER KULUBESİNDE YAŞIYOR 80 YAŞINDA, BONCUK İŞLEYİP OYA YAPIP SATIYOR BEN DİLENCİ DEĞİLİM DİYOR…
ÇOK ŞEY VAR BU KONUDA YAZACAK AMA….
BÖYLE DOĞDUĞU, EMDİĞİ, YADA EKMEĞİYLE BÜYÜDÜĞÜ AİLE ATASINA NAMKÖRLÜK YAPANLAR DEĞİL Mİ, BÖYLESİ KORUNAKLARI KAPATTIRANLAR VEDE İNSANİ YANLARA, VATANINA İHANET EDENLER…..
BUNLAR, YARARLI CÜMLELERİ BİLE OKUMADAN ES GEÇENLER DE OLABİLİR…
İNSANLARIN DÜŞÜNCELERİNİ, YÜREKLERİNİ OKUMADAN GEÇİYORLAR BENCİLLİKTEN, TEMBELLİKTEN, HAZIRCI DÜŞÜNCE BİRİKTİRME YOLLARINI SEÇTİKLERİNDEN, PEK ETKİLEMİYOR YAŞAMIN OLMAZSA OLMAZLARI.!
ONLAR HEP BİR DALIN ÜZERİNDE YAŞIYACAĞIZ SANISINDA RÜYA GÖRÜYORLAR…..
ÇALINTI RÜYALARI HAYIR OLSUN.!
SEVGİLERİMLE DUYARLI SEVECENİM SEVGİMLE…
İNCOŞ
Kasım 19th, 2007 at 06:46bloguma yazdığınız yorum için teşekkür ederim , yazılarını okudum , beyaz melek hakkındaki yazını okurken ağlamaya başladım ben , demek filme gidebilsem neler olacak , babam ve oğlumda ağlamaktan helak olmuştum , çok isterdim seyrtemeyi ama kuzumla zor olacak inşallah kısa zamanda dvd si çıkar ve bende seyredebilirim….
Kasım 19th, 2007 at 13:52inanılmaz güzel yazıyorsun , öylesi içten ve sıcak ki yüreğine sağlık…
bundan sonra bloğunun takipçisiyim
kuzum ve ben balık burçdasımıza sevgiler gönderiyoruz….
hoşgeldiniz sefalar getirdiniz sevgili FİGEN :)))
kız çocuk hastası olarak ve canavar gibi 3 erkek yiğen sahibi olarak (biri yolda) özellikle bebeklere özel bir sempatim vardır. ben de kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum buralardan
ama diğer yorumda da birisi yazmış arkadaslarımdan balık burcu diye ancak ben balık değil “koç” burcuyum. yükselenim “ikizler”. koç burcuna dair tüm anlamları var hemen hemen.
____________________________________________
İNCİ ABLAAMMM…
biçok kere söyledin hem de beni sevdiğini… biliyorsun içten seven her kalp karşısındakini bulur ve sevgisine karsılık verir. ben de seni çok seviyorum eğer biraz olsun senden de bişeyer katabiliyorsam buralara benim için tarifsiz bir mutluluktur bu. hayata hep pozitif yönünden bakıp güzellikelri görmen var ya işte bunu ayakta alkışlıyorum. seni çok seviyorum iyi niyetli ablam benim.
___________________________________________
NURLA.
Kasım 19th, 2007 at 18:00Hoşgeldiniz. aynı dileklerle…
sevgiler…
merhaba güzelim,
bu filmi duymuştum ama ne yalan söyleyeyim sırf mahzun kırmızıgül adı geçtiği için pek de ilgilenmemiştim(koca bi önyargı işte)..çok güzel bir yazı çıkarmışsın filmden,demek ki etkilemiş seni .
huzur evi ile ilgili filmde geçen kelimeler,cümleler gerçekten düşündürücü..büyük şehirlerde daha fazla olmasını da çok fazla yadırgamıyorum,çünkü nüyük şehirlerde insanlar artık fazlasıyla bireysel!
buraya gelirse şayet
ben de alacağım arkadaşları gideceğim filme
ne kadar ağlarsak ağlayalım
iyidir bazen;-)))
sevgiler sana
Kasım 19th, 2007 at 21:31sağlıcakla
Hassas bir konu.
Kasım 20th, 2007 at 17:21Aile bağlarının gevşediği,
geleneklerden,göreneklerden,
törelerden,
inanışlardan uzklaşıldığı bu çağda,
insanların sadece kendilerini düşünme,her gün kendilerinin yarattıkları hedeflere erişme,
nahoş duygularını tatmin etme gayretleri dışında,
hiç bir doğru dürüst aktiviteleri kalmamış ki.
Neden yaşlılarına baksın?
Evinin kapısını çalan,sohbet ettiği,derdini,sevincini paylaştığı insanlar dahi yok artık.
İnsani ilişkiler negatif yolunda hızla.
İyi ki köylerimiz var.
Oralarda bir şeyler,bazı güzellikler hala yaşatılıyor.
İnsana değer veriliyor.
Her ne kadar,kendini modern sanan insanlar tarafından küçümsenseler de…
Kim medeni acaba?
Bu soruya cevap bulmak zor…
Şehirlerde, kocaman ve lüks dairelerde yaşadığı halde,yaşlılarına,yani geleceğine sahip çıkamayanlar mı,yoksa köydeki tek göz evinde,kuru ekmek ve bir baş soğan yemesine rağmen,yüreğinde,başının üzerinde yaşatanlar mı?
köyde iki göz
kuzucum, ben babam ve oğlumu izleyip günlerce kendine gelememiş, gece bile uykusundan uyup uyanıp ağlamış biri olarak, acaba bu filmi izleyebilrmiyim diye günlerdir düşünüyorum. Ben annemi kaybettim ve babam yılın bir kaç ayını bizlerle geçirir. Gözüne bakarız aman bir şeye alınmasın diye. Ama huzur evleri hep böyle değil , hep böyle olmamalı. Ölüm beklenen yerler imajı olmamalı. Öptüm seni kuzucum kendine çok iyi bak
Kasım 21st, 2007 at 01:09az önce uğradım bi blog da
bahsediyordu beyaz melekten
almışsınsen alıcan mesajları
sıra bana gelmiş
gitmek gerekiyormuş demek ki …
toplumsal olarak yitiriyoruz bazı değerlerimiziii
Kasım 21st, 2007 at 11:34önyargılıyım galiba:))
onu farkettirdin.
Mahzun Kırmızıgül adnı duyduğum için kesinlikle bu filmle ilgilenmeyi düşünmezdim.
Ama sen o kadar hoş anlatmışsın ki..
Ellerine sağlık.
Siten çok güzel ama alışamadım daha.
Henüz ana sayfaya nasıl dönüldüğünü bulamadım:)
yorum yazmayı da deniyorum bakalım…başardım mı?:))
Bir de yaşlanınca neler olacak kimbilir…
Sevgiler.
Kasım 21st, 2007 at 21:38Umarım tonton çok sevilen birer nine oluruz….
Kadın biri, cömert olduğu söylenen yaşlı bir bilgeye gidip:
— Bu şehirde benden fakir insan yok!. demiş. Bana biraz yardım eder misiniz?
Bilge adam, kadın kucağındaki bebeğin bir ipeği andıran yanakları okşayıp öptükten sonra:
— Demek fakirsin!. demiş. Hem de çok fakir. Ama karşılıksız yardım yapmak, âdetim değil!. Eğer yardım istiyorsan, çocuğunun parmağı satman gerekir..
Kadın, önce deli olduğunu sanmış bilgenin. Daha sonra da, kötü bir şaka yaptığı… Ama adam ciddi görünüyormuş. Kadına bir kese altın uzatıp:
— Ayak parmağına da razıyım!. demiş. Zaten cerrah olduğumdan, ona acı çektirmem
Kadın, bütün kanı donduran bu teklif üzerine kaçmayı düşünürken, adam:
— Sadece tırnağı söksem de olur! diye devam etmiş. Biliyorsun zamanla yenisi çıkar.
Kadın, bu ruh hastasına daha fazla dayanamamış. Ve kapıyı çarpıp uzaklaşırken, adam onun arkasından:
— Nasıl bir fakir olduğunu anlayamadım!. diye bağırmış. Kucağındaki hazinenin tırnak kadar bir parçası, bir kese altına değişmiyorsun
Kasım 21st, 2007 at 21:53………………………………………………………………………
Allah herkese bu hazineyi nasip etsin diyelim…iyi akşamlar
canım bende çok merak ediyorum belki yarın eşimle gidebilirim sinemaya bu günlerde biraz sulu gözlüyüm zaten tammm işte tam benlik tatlım
Kasım 24th, 2007 at 19:25mutlu ve huzurlu bir hafta sonu diliyorum selametle kalın
Kujum___ nasılsın canım??? film siirte gelene kadar tv lerde gösterime girer sanırım.:=) umarım izleme olanağım olur. köyde bir çğrencimin evine gitmiştim. evde çok yaşlı bi nine vardı. onunresmini çektim hemen ve bu konu haklkında yazı yazacaktım. hala sırada bekliyor o yazım.. filmi harika anlatmışsın. gerçekten duygu yoğunluğu olan bir film. öpüyorum canım..
Kasım 25th, 2007 at 14:35