bir deniz yıldızı masalı

BeNiM AkLıM BaŞıMDa DeĞiL

Yazan denizyildizi at 12:26 am

Günlerdir yaşanan talihsiz ve can sıkıcı olayların üzerine uzunca bir süre yazı ekleyemedim. Üstüne bir de benim kendi dünyamdaki çalkantıları ekleyecek olursak epey bir zaman yazısız kaldı bloğum.

Kendimi yetiştirirken kendime yetişemediğim zamanları yaşıyorum. Bilgisayar sertifikası, İngilizce kursu derken çakışan kurs günleriyle kendimi eve zor atıyorum. Yorgunluk bir taraftan bedenen ağır gelirken, ruhen hafifletiyor beni. Şikâyetçi olup olmamak arasında kalıyorum bazen, bazen de yenik düşüyorum hayata.

Bu ara herkes kendince bir türkü tutturuyor dilinde. Kimi endişeli, kimi cesaretli, kiminde öfke, kiminde korku, gözler bakmaya çekinirken, dudaklar söylemeye hazır. İnsanların yıllarca içinde biriken cümleler şimdi birbiri ardına dökülüyor dudaklardan. Sabır son deminde. Türklük gururu yaşıyor evinde.

Tüm bunların dışında her an ardımızda hissettiğimiz bomba paniği var unutmamamız gereken. 2 gün önce büyük bir gürültüyle uyandım yine. Merakla yatağımdan fırlarken gayet işlek bir yerde oturuyoruz ve arka sokağımızda bomba ihbarı yapılmış. Bomba imha ekibi gelip önlem almış ama neyse ki bir şey yokmuş. İnsanlar korkak yaşamın zorlukları içinde yaşamaya alıştılar neredeyse. En ufak bir şeyde endişelenip tedbir almayı öğrendiler/öğrendik/öğretildi. Büyük şehirde yaşamanın önüne geçilemez tehlikeleri bunlar.

Bu arada yaşam kavgası vermeye devam ediyoruz. Bir tarafta gerçek dünya bir tarafta bizim “bir tek” kendimizin olduğu dünya. Bir gerçek dünyaya ve diğer insanlara karşı kendimizi koruduğumuz tarafımız bir de içinde sadece kendimizin yaşadığı dünyaya girmeye çalışan insanları reddimiz.

Benim her iki dünyamda çok karmaşık. Labirent gibi bir yaşamın içinde, sayılı sürede çıkışı bulmaya çalışan fakat her girdiğim yönün aynı yere çıktığı bir yer kadar küçüldü sanki dünyam. Ben güler yüz gösteriyorum aynadaki aksime. Kendi kendime yetiyorum tüm iyi niyetimle. Malum dıştaki insanlar acımasız. Sen kendini düşünmedikçe kimse seni düşünmüyor.

Anlaşıldığı gibi kaygılar yaşayarak devam ediyorum hayatta kalmaya. Tam anlamıyla öğrendim kendimi korumayı. Aynaya baktığım zaman ıslak ıslak bakan gözler değil, içindeki tüm sızıya rağmen gülmeyi başarabilen bir “ben” görüyorum mutlulukla karşımda. Başardım diyorum ve bir göz kırpıyorum hayata. Canım sıkıldığında, aklıma geldiğinde geceye bırakıyorum hüznümü. Geçecek diyorum. Sabah yine aynı mutlulukla uyanıyorum. Geçip gidiyor mu hayır ama ben sıkıntıyı dünümde bırakıyorum.

Tüm sıkıntıların dünde kalması ve tüm insanların yarını görmesi umuduyla… Yaşarken diğerlerinin farkında olmanın erdemliliğiyle… Sevgiler.

terör laneti…

Yazan denizyildizi at 7:51 pm

Yazık…
Olan kimseye olmuyor aslında. Olan genç yaşta memleket uğruna ölen, ardında gözü yaşla bekleyen anaya, babaya, evlada, eşe, kardeşe, sevenlerine oluyor. Yolunda can verdiği vatan sakinlerine oluyor olan. Gidenler erken veda ediyor yaşama, acı dolu yürekler bırakıyor geride. Bağrında eskiden beridir şehit düşenlerin resimleriyle, acılarını taşıyan önce ailelerine sonra milletimize oluyor olan.

Kimin sesi çıkınca dinecek bu yara. Kim dur demeli ki bitsin bu ölümler. Terör var evet terör. Daha çok yakın zamanda en yakınımda yaşadım terör lanetini. Bir can verdik, yaralıların yarası iyi olmadı daha, o anı canlı canlı yaşayanların psikolojisi düzelmedi. Hala geçemiyoruz o yerden. Ve izleyemiyoruz televizyonlarda, okuyamıyoruz gazetelerde şehit haberlerini. İçimiz yanıyor, birilerinin sesi çıkmalı artık. Dur denmeli. Söz değil icraat bekliyoruz. Konuşmayın artık, çalışın, çabalayın. Ölmesin artık gençler, ardında yetim bırakılmasın küçükler ve ağlamasın anne baba.

Ne zorluklarla büyüyor bir evlat. Kolay mı öyle can almak. Sorulacak elbet hesabı. Günü bekliyoruz, giden gelmeyecek biliyoruz ama geride kalanların canlarına zarar gelmemesi için çabamız. Bir ocak daha sönmesin, diğer asker ailelerinin evlerinin ışığı yansın kaygısızca,  sabahı zor eden bir millet uykusuz kalmasın geceleri.

Sesimin çıktığı kadar haykırıyorum bugün. Kim duyar, kim üstüne alınır bilmiyorum. Herkes alışmış bir adım geride durmaya. Kime laf anlatsan başını sallıyor, sana hak veriyor. Birlik olmaya gelince bir endişedir gidiyor.

Biz çağlardır şehit verdik, veriyoruz. Bayrağımızın rengi buna şahit. Hadi biz içimize gömdük diyelim ya aileleri? Ailelerine kim verecek yitirilen bir evladın hesabını. Kim özenle, iki gözünden sakınarak büyüttüğü evladının yerine koyabilecek herhangi bir sevgiyi ve kim doldurabilecek büyük boşluğu? Soruyorum… Yanıt beklemiyorum. Yanıt zaten çok açık…

                                                                                                                                  Gülçin Güloğlu

BEn-DeN “deN”

Yazan denizyildizi at 12:30 am

İyi veya kötü diye nitelendirdiğimiz her şey ruhumuzda bir derin iz bırakıp gidiyor bizden. Bunun adı bazen yorgunluk, bazen yoğunluk, bazen sevgi, bazen doluluk… Düşünüyorum da biz günü geçirdik diye sevinirken gözümüzü açıp kapatırken aslında günler bizi geçiriyor…

Yarının planında işler birbirini kovalarken bizim tarafımızda, “gün” aylar öncesinden yarını nasıl geçireceğimize karar veriyor. Ve geceye adım attığımızda bir mutluluk tebessümü dudaklarında beliriyor. Bugünü de atlattık diye.

Benimki de buna benzer bir hikaye birkaç gündür peşinden koştuğum. Evde duramadığım saatler bu ara fazlalaştı. Gün içinde diyorum, geceleri adres belli :) sıcacık sevgimle harmanladığım bana ait küçük dünyamdayım işte.

Hafta içi gittiğim kursta arta kalan zamanda bu ara yeni sardığım merakımla uğraşıyorum. Sonra diğer günlerde buluşmayı ertelediğim arkadaşlarımla, kuzenlerimle, eşimle dostumla bir araya geliyorum. Boş geçen dakikam yok neredeyse. Bu durum beni sevindiriyor. Nedenleri kendimde.

Akşam gelen bir telefon şimdi sevincimi katlayan bir başka neden. Lisede en çok sevdiğim ve hani derler ya ikinci bir ben daha olsa bu o kişi olurdu kesin diye, o yakınlıkta bir arkadaşımdı arayan. Pazar günü olacak düğünü için beni davet ediyor. Onun işi, benim üniversitem derken araya giren zamanla birlikte, en son ne zaman görüştüğümüzü unuttuğum bir zaman diliminden bahsediyorum. Aslında bahaneler hep demet olur önümüzde, gönül istedikten sonra…

Ben onun sesini duyduğumda tanıdım ve içim bir cız etti. Uzun zamandır aklıma getirmediğim anılar otomatik bir şekilde sıralandılar aklımda saklandıkları yerden çıkarak. Ve hiç demedim beni neden aramadın diye, taşınan ve telefonunu değiştiren o olduğu için deme hakkım olduğu halde. Dostluk biraz da bunu gerektiriyor galiba, kaldığın yerden devam etmeyi. (Giden giderken kapıyı yüzümüze çarpmadıysa eğer). Bazen çok mu ince düşünüyorum bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki bu şekilde mutlu yaşadığım… Gerisinde düşünülecek bir durum yok sanırım.

Hani eylüle hüzün ayı derler ya, hüzün çoktan geçti, ekimde hiç etkisi kalmadı durgunluğun, sıcacık günler içimizden aldı götürdü eylül ün bize bıraktığı hüznü. Bugünlük de benden bu kadar. İyiye dair ne varsa hak edenlerin yanı başında nöbet tutsun…
Sevgiyle var olan tüm kalplere…

İsTaNBuL a Daİr…

Yazan denizyildizi at 7:39 pm

Ayağımın tozuyla geldim sonunda şehrime… İstanbul hani taşı toprağı altın İstanbul neden bana pek cazip gelmiyorsun sen? Birbirimizle pek alıp veremediğimiz yok ama İzmir seni hep solluyor içimdeki sevgisiyle.

Güzel bir yolculuk yaptık giderken. Geze geze, tadını çıkararak. İstanbul’ a girdiğimiz anda başladı kış kıyamet. İzmir de kısa kollularla çıktığımız yolculuğumuz, her ihtimale karşılık aldığımız ince ceketleri sarıp sarmalayarak son buldu. 2. gün sağanak yağmur. Bir günde yağan yağmur İstanbulluların epey bir su ihtiyaçlarını karşılayacak bollukta yağdı. Bereket dedik sustuk ama düğüne giderken bir taraftan bir tarafa yağmurda geçmek nasip oldu bize.
Maltepe’den Şişli’ye…

Bu bayramı bayram gibi yaşayamadık özetle. Ne aile bir aradaydı ne gezme tozma oldu. Düğünle bayram karışınca bu durum ortaya çıktı. Ama şikayetçi değilim. İlk defa aile olarak ayrı bayram olmasına rağmen İstanbul’da olmaktan memnundum. Birçok uzak akraba hep bir aradaydık. Sabaha kadar uyumadık, sohbetler, kahkahalar, eski günleri yad aldı başını gitti.

Uykusuzluk, yorgunluk, mutluluk, eskiye, özleme dair giderilen hasretliğin iç huzuruydu başımızı yastığa koyduğumuzda bizi sarmalayan.

Şimdi İstanbul sevdalıları kızacaklar bana ama demem o ki; İstanbul’a karşı özel bir kinim yok Allah için de güzel şehir ama sorun bende sanırım. İzmir dışında yaşayamam diye düşünüyorum. İlk gittiğim andan gelene kadar çok şey gözlemledim. Arada öyle farklar var ki, kişi davranışlarıyla, iklim farklılıklarıyla ya da mekan tarzlarıyla. Sonuç olarak herkes yaşadığı yerde mutlu.  Fazla ayrıntıya gerek yok. Farklılıklar apayrı bir yazı konusu. Ama belirtmeden de geçemeyeceğim önceden Taksim taraflarını ve bilumum diğer yerleri gezme imkanı bulmuştum bu defa farklı bir mekan; Moda’yı çok sevdim. Manzarasıyla ve diğer yerlere oranla daha rahat yaşanılabilir geldi bana.

Neticede benim açımdan son derece güzel geçen bir tatildi. Gelip bayramımı kutlayanlara özel teşekkürlerimi sunuyorum. Anlam dolu güzel günler diliyorum her birinize… sevgiyle…

Dipnot: resim benim objektifimden  Moda’dan… )))))))

NİCE (ŞEKER) BAYRAMLARA…

Yazan denizyildizi at 12:10 am

Heyyyyyytttttt… Vakit silkelenip kendine gelme vakti. Son zamanlarda ne çok karamsar yazar olmuşum. İçime bi fenalık geldi vallahi. Tamam hüzün hoş duruyo dedik de bu kadar da değil. Bayram geldi çattı, eller öpülecek, harçlıklar alınacak, bayramlıklar giyilecek, gezmelere gidilecek oooooo çok iş var çok. Güzel durumların keyfini yazayım istedim bir de.

Bu bayram nasipse İstanbul sokaklarındayım. Yani siz şimdi bu satırları okurken ben İstanbul’u geziyor olacağım gözlerim kapalı. Yok o dinliyorum olacaktı :D Gözlerim kapalı gezersem eğer sizler için bol bol fotoğraf çekemem değil mi? Sonra burada sunamam.

Hani bayram yaklaşınca hep geçmiş hatırlanır. Ne kadar geriye gidilirse o kadar lezzet verir bayram sözcüğü. Herkeste bir derin anlam taşır yani. Kimi aldığı harçlıkları unutamaz, kimi topladığı şekerleri, kimi giymeye kıyamadığı bayramlığını. Kimi eskiyen raflardaki resimleri indirir bir bir, kimi bir alo sesiyle derman bulur özlemine.

Benim bayram deyince aklıma gelen ilk şey ise, sabah erkenden kalkıp dedemin yanına gitmek. Kahvaltıyı cümbür cemaat kuzenler, halalar, amcalar, yengeler bir arada yapmak. Sofraya sığmaz sıkış tepiş oturur yine o sofrada hepimiz bulunurduk. Sonra eller öpülür, harçlıklar alınır bu defa komşu amcaların/teyzelerin elleri öpülür bi şekilde yorgun argın günü bitirirdik. Şimdi her birimizin kendimize dair hayatlarımız oldu tabi.

Ve…
Evlerdeki temizlik bitedursun benim iç dünyamın ve sitemin temizliği de bugün itibariyle yapılmış bulunmaktadır. Camları açtım girebildiği kadar temiz hava girsin diye de açık bırakıp bayram süresince sizlere emanet ediyorum.

Bir güzel sözle başlayın bayrama. Bir sevdiğinizi mutlu edin bir çift güzel sözle, sizi derininden sevdiğinize inandığınız birine. Yakınınızda olamasa bile sizden hatırlanmayı bekleyenleri düşünerek bir kısa mesaj atın arayamıyorsanız bile. Karşılığını mutlaka bulacaksınız unutmayın Allah tarafından.

Şeker dağıtanların şekerlerini alıyorum, bende size bir avuç dolusu şeker bırakıyorum. Bol bol yiyin, kilodan korkmayın, biter diye çekinmeyin. Büyüklerimin ellerinden öper, küçüklerimin ellerinden tutar parka götürme sözü veririm :D

                               ŞEKERCE

                                              BİR
           
                                                     
BAYRAM

                                                                    DİLİYORUM….

KaRa KaPLı

Yazan denizyildizi at 12:37 am

Sözlükten henüz silinmiş bana dair tüm anlamlar şimdi bir kara kaplının arasında yeniden hayat bulmayı bekliyor. Benden medet umuyor, bana el açıyor. Ben tedirgin kelimeler coşkulu. Yüreğim isyanda.

Kime sormak gerek şimdi unutulan kelimeleri. Kim hatırlamak ister ki geride bıraktıklarını. İş başa düşer misali araladım eski kapıları. Gizli kelimeleri keşfedip tekrar hayata döndürmek tüm çabam. Unutulanı hatırlatmak yani. İşim zor biliyorum ve kötüsü ben kararlı değilim. Korkuyorum.

Eski düzen geri gelir mi hiç. Silinen kelimelerle birlikte silinen hatıralar bir bir isyan etmekteler. Yerlerinden edilmişliğin huzursuzluğu varmış gibi üstlerinde. Bir kızgınlık zorun neydi der gibi. Bir bilseler zorumun kitap arası okumakta zorlandığım cümle mantıklarını çözemediğimi. Geri getireceğim kelimelerle anlam kazanacağını yine yeniden her şeyin.

Derdim kabul ettirmek değil. Hayat bana da zor kullanmayı öğretti artık. Emirlerime itaat etmekteki zor koşulları artık ben değil hayat yaşıyor. O bocalıyor sessizlikte yalnız kalarak çıkmazdan çıkmanın yolunu ararken ve artık ben değil hayat hep koşuyor benim ardımdan. O istiyor bişeylere geç kalmamamı.

Ben sükunetle yaşam alanımda hayat sürüyorum. Gizliler ardımda yine de ben aranıyorum. Oyun oynuyorum sanırım. Bu da zevkliymiş uzun zamandan sonra.

Saate bir bakıyorum. O da ne. Merdiven altında oynadığımız evciliklerde kalmış zaman. Bir telaş ayağa kalkıyorum. Yanımdakilere bakıyorum çocukken oynadığım yüzler değil, hepsi değişmişler. Şaşkınlıkla birlikte yabancı yüzlerin kim olduğunu çözmeye çalışıyorum. Hangi vakit girdiler de hayatıma ben onlarla evcilik oynuyorum. Yoksa bu bir oyun değil mi? Daha fazla düşünmek korkutuyor beni. Hızla uzaklaşıyorum.

Hemen yatağıma atıyorum kendimi. Yastığıma sinmiş kendi kokum eşlik ederken anlıyorum zamanın akıp geçtiğini. İşte geri getiremeyeceğim bir şey daha. Çaresizlik duvar olmuş önümde aman vermiyor geçişime.

O an anlıyorum. Anlıyorum ve diyorum giden geri gelmiyor, harcanan zaman telafi edilmiyor. Yarına dikiyorum gözümü. Bana ait kelimeleri açıklamak değil artık derdim. Onları bana bırakıyorum. Kendi içimde yaşatıyorum…
 

gülçin güloğlu

CeVaPsıZ SoRuLaR…

Yazan denizyildizi at 11:37 pm

 

Hayat tam ortasında yer aldığın bir düzen. Bir ileri iki geri. Bir mutlu üç hüzünlü. Sevgiye dair düşünceli, iki yüzlülükte cömert. Üç sessiz iki sesli bir kelime. Bulmacada soru, bazense cevap. Bizim içimizde çelişki, gel-git li.

Yönleri olan bir koca dünya. Sürekli dönen, seni de içine esir eden. Sorular yumağı bir türlü çözülemeyen. Sırların, kilitlerin, gizliliklerin adresi. Bazen yalanlı, bazen büyük dolanlı… Bilmece gibi. Sessizce atılan çığlıkların yüksek sesle içinde patlaması misali.

Suskun yürek, lafazan dil. Biçare dertler, çaresi bol delilikler. Eşit zamanda bize misafir dertler. Ağırlanması en güç konuklar. İşte aşk yürekleri. Karaya vurdurduğumuz yelkenliler. Bizi unutan neşe akımları. Bizim unuttuğumuz tebessüm hücumları.

Uzağa derin bakışlarda renkli gözler, bir çift diğer gözleri özlemekteler. Tebessümle çoğalan gözyaşıyla azalan ümitler, çaresizce bizim iyiliğimizi beklemekteler. Gönlümüz deli dolu, dudaklarımız bi o kadar temkinli. Gözyaşının tuzu, şeffaflığı, hayallerin beyazı geleceğimizi süslemekteler.

Hırsa bürünen bedenler, mütevazi yaşayan yürekler. Hep bişeyleri beklemekteler. Sorular var cevapsız, yanıtlar var sorusuz. Sorunsuz komşu kızı, hep gülen komşu oğlu. Bizim evin duvarında renksiz tablo, yatağımın başucunda bir deli mavi bulut. Gökyüzü hercai, yerin tabanı karmaşık.

İnsanın basıp geçtiği yerler hep iz bırakırken, ayak basılmamış yerler düzlük. Gitmek bir o kadar rahat ve ısrarlı. Hep düz alanda koşulur oysa değil mi? Nasıl bunca çok düzlük. Dedik ya bir nev-i cevapsız soru.

GÜLÇİN GÜLOĞLU

İZMİR DE PATLAMA !!!

Yazan denizyildizi at 1:12 pm

Artık gece yatarken yarın yaşayacağımıza dair hiçbir güvencemiz yok. Dışarı çıkarken, yapmamız gereken ne bir alışverişi ne de gitmemiz gereken yerleri önemseyeceğiz. Hiçbir şey yapmadan günümüzü evde geçirmek zorundayız. Neden mi? Nedeni çok açık.

Bu sabah uyanıyorum İzmir Buca ilçesi Şirinyer semti’nde patlama. Yani benim yaşadığım yer. Büyük bir gürültü. İşlerimi erteledim, ve hemen hemen her gün geçtiğim ve geçmek zorunda olduğum bu yerden korka korka geçeceğim, geçeceğiz bundan böyle.

Amaçlarına ulaşıyorlar kimler kuruyorsa bunları. Geceden yerleştirilen bir bomba düşünsenize. Ve bir dershanenin önüne ve büyük bir alışveriş merkezinin yanına. Bütün bankaların sıra sıra dizildiği büyük bir meydana.  İnsanların dolup taştığı bir saatte. Benim de kuzenimin bizzat tanık olduğu büyük bir olay. Artık rahat uyuyamayız, uyku tutmayacak bizi. İzmir’de meydana gelen 2. bomba, İzmirlilere karşı bir hareket değil bu, hepimize. Bugün şirinyerde olan patlamanın yarın sizin yaşam alanınızın yakınında olmayacağının güvencesi yok hiçbirinizde.

Bir ölü ve şimdilik 8 yaralı olarak bildirilen rakamların artmaması dileğimle. Ve artık kimlerin gücü yetiyorsa bunlara dur demenin zamanı geldi artık. Ben korkmadan, yarın ne yaşayacağız demeden, rahat rahat dışarı çıkabileceğim, işlerimi halledebileceğim özgür bir kentte yaşamak istiyorum. Geleceğimden endişe duyarak değil, geleceğimi garantiye alarak yaşamak istiyorum. Herkesin istediği gibi. Çok şey istemiyorum artık yeterrrr.

HEPİMİZE GEÇMİŞ OLSUN :(

http://www.haberturk.com/haber.asp?id=38518&cat=110&dt=2007/10/02

http://www.haberler.com/izmir-deki-patlama-eczaci-umran-civan-bombali-haberi/

  • Etiketler

  • Meta

  • Sponsorlar