
Hayatın bize sunduğu öyle renkler var ki tercihini tamamen bize bıraktığı. Biz bi dolu şeyden kendi payımıza düşeni alıyoruz. Turuncusu, sarısı, kırmızısı, pembesi ve bazen siyahı, grisi, laciverti…
Bazen başımız önde giderken, her şey geride ve bitti derken, kendimizi olabildiğince sıkıntıda hissederken hiç ummadığımız bir güneş doğar ya ansızın sabahımıza bizi tarifsiz bir coşku ile kucaklayarak. Sesimiz bir türlü çıkmaz ve duygularımız anlatılamaz. Ağzımızı açtığımızda kelimeleri yerinden ederken rahatsızlık dolar birden susarız. Hepsi birden bize kalsın isteriz.
Sonra “biz”ken “ben” olur her şey. Soğuk bir kış gününde umursamaz bir insan olursun. Herkes sabah yatağından kalkmak istemezken sen çoktan eline geçeni, itinasız, üstüne geçirir gecenin ıslattığı toprağı ve yeşili koklamaya koşarsın. Herkes sana hayretle bakarken senin içindekileri onlara anlatmak boş gelir ve o an kendin için yaşarsın adeta.
Neleri kaybettiğinin sıkıntısı varsa yüreğinde unutmayı seçersin hep. Kaybetmedim, kaybedildim diyerek. Sevincin avucuna dolan bir yağmuru yüzüne fırlatmak olur bir süre, sonra bu da yetmez beyazlık ararsın kahverenginin üzerinde. Onu da bulmazsan esen rüzgara ters dönüp seni arkandan ittirmesiyle eğlenirsin. Sonra düşünürsün ben yalnız mıyım diye. Tabi ki hayır diyerek sen eğlenmeye devam ederken yalnızlığını gözüne kestirmiş kişilerin gölgesinden kaçarsın. Ne kadar tek olmayı sevsen de rahat bırakmaz senin mutluluğunla mutlu olmayı seçen kişilerin varlığı. Giderek artan kalabalıkla keyfini çıkarırsın doğanın.
Sadece benim dediğin tüm anlar artık çoğalarak diğer kişilere yayılırken sen geceyi sır tutarsın içinde. Kalabalığı bir tek gecene ortak etmezsin. Seçtiğin renkler sana eşlik eder gecenin siyahına aldanmadan.
gülçin güloğlu
Son Yorumlar