bir deniz yıldızı masalı

AdI BeNdE SakLı

Yazan denizyildizi at 10:47 pm

İçim neden içime sığmıyor ki? Biliyorum ama susuyorum. Eğer belli edersem o büyü bozulacakmış gibi geliyor. Uzun aradan sonra söz geçiremiyorum hücrelerime, geçirmek de istemiyorum zaten. Unuttuğum güzel duygular canlanıyor, ben tadını çıkarıyorum.

Bol bol şarkı dinleyip “hoş geldin yar yüreğime” diyorum. Nazım’ın dizelerini mırıldanıyorum.

Yumdum gözlerimi…
…yumulu gözkapaklarımın içindesin sevdiceğim
Yumulu gözkapaklarımın içinde şarkılar
Şimdi orada her şey seninle başlıyor
Şimdi orada hiçbir şey yok senden önceme ait
Ve sana ait olmayan

İçimin dışa vuruşunun özeti oluyor bu dizeler. Bir şiiri hissetmek için illa ki kendin mi yazmalısın şiirini ya da satırları. Bir başkasının sevdalısına yazdığı ve hissettirdiği duygularını kelimelerle oynayarak sen de hissedemez misin? Neden olmasın, bal gibi de olur. Nitekim oldu da. İşte tadını çıkara çıkara taa içimden gelerek haykırıyorum işte duygularımı.

Gözlerinin yeşilinde derinlik var görüyorum,
Akışına kapılıp gitmektendir korkum.
Bu kadar anlayışlı olma, öyle içten bakma bana,
Ürkek olduğumu anlamadın mı hala?

Bu da benden özet. Kendi sözcüklerimden. Neden böylesi coşkum anlamadım. Heyyy mutluluk geldiysen eğer ve yanı başımdaysan 3 kere kapıya tıklar mısın? İçim kıpır kıpır tık sesini bekliyorum. Kalbim az sonra yerinden fırlayacak gibi atıyor. Her geçen saniye asır gibi geliyor. Ellerime hakim olamıyorum benden bağımsız, bir başkasına aitmiş gibi.

Ne kadar bekliyorum bilmiyorum. Zaman kavramını yitirmiş benliğim. Az sonra belli belirsiz bir tık sesi, ikincisi daha belirgin ve işte üçüncü tıkkkkk… Yer yerinden oynuyor gibi. Benim aklımı, düşüncelerimi, bedenimi sarsan ve karmaşıklaştıran 3 koca tık sesi. Ben havada buluyorum kendimi. Dizginlemeye çalıştıkça daha bir kabarıyor duygularım.

Demek mutluluk gelmiş, kapımda, yanı başımda. Şimdi şaşkın fikrim ne yapsın. Kucaklasın mı çoktan eskiyen ancak yenilenmekte olan bu güzel duyguyu yoksa başına taç mı yapsın. Denizlere mi salsın en mavisine, gökyüzüne balon mu yapsın yoksa yeşilliklere mi bağlayayım gönlümdeki tüm bağları bir bir dilek niyetine. Kocaman gülümseme dudaklarımda. Nereye baksam onu gördüğüm bir manzara karşımda. Ben yine sesleniyorum şımarık bir edayla…

HOŞGELDİN YAR YÜREĞİME. HOŞGELDİN… BAŞIMIN ÜSTÜNDE YERİN VAR…

30 Ağustos Zafer Bayramı

Yazan denizyildizi at 10:31 pm

Türk tarihi zaferlerle doludur. Ama 30 Ağustos 1922’de zaferle sonuçlanan Dumlupınar Savaşı, Türk ulusunun yeniden dirilişidir.

     Zafer Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal bayramı. Her yıl 30 Ağustos günü yurt çapında törenlerle kutlanır. Zafer Bayramı, 1922 yılında 26 Ağustos’ta başlayıp, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da Mustafa Kemal’in başkumandanlığında galibiyetiyle tamamlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni (Büyük Taaruz) anmak için kutlanan bayramdır. Gerçekte, tüm düşman birliklerinin ülke sınırlarını terketmesi daha sonra olsa da, 30 Ağustos, sembolik olarak, ülke topraklarının düşmandan arındığı günü temsil eder.

     Zafer Bayramı, ilk defa 30 Ağustos 1923 günü Afyonkarahisar, Ankara ve İzmir’de kutlanmıştır. Resmî olarak Zafer Bayramı ilân edilmesi 1935 yılının Mayıs ayında olmuştur. Zafer Bayramı, tüm yurtta törenlerle kutlanır. Devlet erkânı ve bir çok vatandaş, Ankara’da Anıtkabir’i, diğer illerde de anıt ve şehitlikleri ziyaret edip, Mustafa Kemal Atatürk’e, silâh arkadaşlarına ve komutasında savaşmış askerlere şükranlarını sunar. Hemen hemen her yerleşim yerinde, askerî birlikler geçit törenlerine katılır. Ayrıca dış temsilciliklerde de çeşitli kutlamalar yapılır. 30 Ağustos günü, Türkiye’de resmî tatildir.

     30 Ağustos 1922 tarihi, Türk ulusunu esir etmek isteyen emperyalist güçlere karşı; kadınıyla çocuğuyla, ordusuyla topyekûn verdiği bir savaşın ve ulusal benliğini kurtardığı ve Zafer Destanı’nın yazıldığı gündür.

     30 Ağustos Zafer Bayramınızı en içten duygularımla kutluyor, başta büyük zaferi bize yaşatan Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, bütün gazi ve şehitlerimizi rahmet, şükran ve minnetle anıyoruz…

DERLEME

DosTLUK___”Yürek Birlikteliği”

Yazan denizyildizi at 9:24 pm

Dostları olmalı insanın hayatta, dostu olmalı. Şöyle okkalı, yalansız, riyasız, çıkarsız. Hiç düşünmemeli gerisini, ilerisini, hesaplarla yormamalı kafasını, kurmamalı içinden. Neyse o olan dümdüz dostlar lazım insana.

Canın sıkkın olduğunda ya da bir işin düştüğünde acaba demeden, içinde tek bir şüphe olmadan hissettirmeli sana kendini. . Beden olarak yalnız bile kalsan uzaktan duyduğun bir ses sana güç ve cesaret vermeli. Yolda yürürken, bir cafede otururken, müzik dinlerken, alışveriş yaparken, soğuk bir şeyler yudumlarken ya da sıcak bir çay boğazından geçerken aklının bir köşesinde yanında onun olmasının temennisi varsa hep yüreğinin gizli bir yerinde, işte sen ona “dost” demelisin.

Hani kaçınılmaz yalnızlık vardır ya insanın hayatında. Ne yaparsan yap, kiminle olursan ol aslında hep yalnızsındır durumu. İşte o boşluğu doldurmaktır “gerçeklik” ve “biraradalık”. Ağlarsın bir gün, sesin kısılana kadar çığlık atarsın, bardaklar kırılır yüreğine batar cam kırıkları, sonra elin kanar susarsın. Başka bir gün gözlerinden yaş gelinceye kadar kahkahalara boğulursun, o an hiç bitmesin istersin, özlediğin gerçek sevinç nidaları sana eşlik eder seni terk etmesin, bu huzur hep seninle kalsın istersin, dolu dolu yaşamaya bakarsın ve yine susarsın ama “dost kişi” sen anlatmasan bile senin hareketlerinden ve sözlerinden anlar çok zaman ve yine karşındadır ya da yanı başındadır.
 

Yalnız olduğunu düşündüğünde hep vardır o. Hiç ummadığın bir zamanda karşına çıkıverir ben geldim diyerek. Şaşırtmayı sever, sürprizleri de ama en çok seni sever. Hayatında öncelik sırasında önemli ölçüde başlarda yer alırsın. Hiçbir zorlama olmadan, kişinin tamamen hür iradesiyle, canı istediği için ve gerçek anlamda yanında olmayı tercih ettiği için adına da “dost” demişler ya zaten.

Yürek birlikteliğidir iki yakın dost olmak. Kadim dostluk yılları birlikte geçirmeyi gerektirir, bazılarıysa yıllar geçmeden önüne çoktan kendince başka sıfatlar eklemişlerdir. Sıkılıyorsa dostun, onun kalbinin bir parçası sendeyse ve mutluysa sen verdiysen bu defa kalbinin bir bölümünü budur işte paylaşmak. Ve işte o vakit anlarsın ki sen aslında hiçbir zaman yalnız değilsindir.

gülçin güloğlu

Hayatımdaki dostlara… İyi ki varsınız dost parıltılarım. Zeynep, Emel, Ayşegül canımdan cansınız. Hayatımdaki boşluğunuzu dilerim hiç yaşamam. Hep var olursunuz. Bu yazı size ithafendir ve dostluğun kıymetini bilen, içinde kendinden başka kişileri de yaşatan yüreğinde fazladan birkaç kişinin kalp çarpıntısını hisseden  gerçek anlamda sevmeyi bilen, bencil olmayan diğer dost kişilere…

YapRaK DöKümÜ

Yazan denizyildizi at 11:19 am

Yaprak dökümü nihayet yeniden…
  

     Bu diziyi izlerken kendimi bambaşka bir dünyada hissediyorum. Zaman içinde sırayla tüm kahramanlarda biraz kendimi buluyorum en kincisinden en şefkatlisine kadar. Bu tür yapımları gerçek anlamda özlemişiz çerez niyetine yiyoruz fakat doymuyoruz. İstiyoruz ki bittiğinde ara vermeden devam etsin. Sonra buna benzer başka dizileri arıyor gözümüz.
 

     Televizyon dünyasında bir kirliliktir gidiyor. İnsanlar kendini internetin genişliğine vermişler. Ancak tv. bizim için eski bir gelenektir ne  yenilik olursa olsun yine de vazgeçemiyoruz. Hatta kültür bile diyebilirim benim bebekliğime gidersek. Yine de görsellik arıyor. Arada bu tür kaliteli yapımların çıkması gerçekten iç açıcı.
 

     Edebiyatımıza olan katkısı da asla yadsınamaz. Mesela bu dizi sayesinde “yaprak dökümü” adlı kitap piyasada az bulunur oldu. İnsanlar merak edip alıyorlar, bir çırpıda okuyorlar. Sonra kitap okumak ne güzelmiş deyip okumaya devam ediyorlar. Bundan güzel mutluluk olabilir mi… Hizmetse işte hizmetin en büyüğü, en kalitelisi. Bu nedenle dizinin yapımcılarını kutlamak ve ayakta alkışlamak gerek. Özellikle oyuncu tercihleri çok başarılı. Her biri tiyatro sanatçısı. Onlar da sanki oynamıyor yaşıyorlar. Her bir gözyaşı gerçek, her bir gülümseme içten.

     Yaşamın içinde olup biten her şey var genel olarak dizilerde. Elimizin altında gördüklerimiz, asla gitmez dediklerimiz, bize ihanet etmez dediklerimiz en yakınlarımıza aslında güvenmemek gerekmiş. Onlardan başka sığınacak limanımız olmadığının bilinciyle yaşayıp, bir yandan da yine de yalnız olduğumuzu bilmek en doğrusu ileriyi düşündüğümüzde. Güçlüysek başarmak gerektiğini öğrendiğimiz ve uygulamaya koyduğumuz an başlıyor aslında bizim ayaktayım ve işte buradayım maceramız.

YaŞaM DoĞuYoR

Yazan denizyildizi at 12:41 am

 

Bugün bir bebek geldi dünyaya. Kimin bebeği olduğunu bilmiyorum. Yalnızca şiddetli çığlıklar ardına gizlenmiş bir bebek ağlaması duyuyorum. Rahatsız edilmişliğin sıkıntısı varmış gibi sanki. Dertli biraz, biraz meraklı kime ait olduğunun merakı ve nasıl kişilerle yaşam süreceğinin endişesiyle.

Bir anne ağlıyor bir köşede mutluluktan. Dışarıda bekleyenler sabırsız. Bir haber alma umuduyla acele tavırları ve birbirlerine tahammülsüz bir şekilde güzel haber alma peşindeler.

Aynı odada başka bir anne, çaresiz, dünyaya getirdiği bebeği için endişeli. Tam anlamıyla mutlu olamıyor. Nasıl bir dünyaya misafir ettim seni diye kendince mırıldanıyor. Mutluluğu bir yerlere sıkıştırmış, sıkıntıdan ağlıyor. Diğerine bu kadar sevinebildiği için şaşkınlıkla bakıyor.

Bebekler getiriliyor annelerine. İlk beslenme gerçekleşecek. Birinin çabaları sonuç vermiyor ne yaparlarsa yapsınlar süt gelmiyor. Stresten olabilir biraz bekleyin diyor doktor. Az önce bebeğinin nasıl ve neden dünyaya geldiğini sorgulayan anne bu. Bir anda kendi derdine düşüp o güzel anı hem kendine zehir ediyor,  hem bebeğine. Diğer annenin sütü bol. Baştan biraz acı çekse de zaman geçtikçe alışıyor bebeğini beslemeye. Zevk veriyor. Üzülerek diğer yatakta yatan sütü gelmeyen anneye bakıyor.

-Evet haklısın diyor. Onları çok güzel bir dünyaya getiremedik belki ama onları bizim dünyamızda yaşatarak, imkanları onların dahilinde kullanarak kendi dünyalarında yaşatmayı öğretip, mutlu olmalarını sağlayabiliriz. Olsun varsın bütün dünyada yaşamasın, yayılmasın, açılmasın,  küçük bir yer bulsun kendine oraya sığınsın. Onlarca arkadaşı olacağına bir tane sağlam dostu olsun. Kendi kendilerine yetmeyi öğretebiliriz onlara. Böylece gözümüz arkada kalmaz. Çünkü hayatlarının sonuna kadar bizlerle olmayacaklar. Biz bu yaşama emanetler getirdik. Herkes bizim gibi korumayacak onları ya da çok sevmeyecek ama bileceğiz ki bizim çocuğumuz bunları önemsemeyecek. Kendi kendine yetecek güç onlarda olacak emin ol. Bunu ona öğretmek senin elinde, bizim elimizde. Bırak onlar gitmesin kimsenin peşinden, herkes onların peşinden koşsun onların dünyasına girmek için.

Diğer anne uzunca düşündükten sonra yanıt verir:
-Benim bebeğim için başka hayallerim vardı.  Ben bebeğimi böyle bir dünyada değil her toprağın karış karış sevgi koktuğu bir alemde büyütmeliydim. O yeşillenirken ben kendi işlerimi yapabilmeliydim bir yandan. Onun olaylar içinde ve her gün her an acaba bugün başına bir şey gelme olasılığı nedir diye düşünmeden içim rahat dışarı gönderebilmeliydim. O sokakta oynamak istediğinde ona izin vermeli, istediği herhangi küçük ve masum bir isteği sorgulamamalıydım. Ama şimdi öyle olmayacak. Her an onu takip etmek zorundaymışım gibi hissedeceğim. Kendi mutsuzluğumu ona geçireceğim. O hep böyle minicik kalmayacak, büyüyecek. Büyüdükçe bana tüm bunları yaptığım için kızacak. Gün gelecek beni önemsemeyecek, yaptıklarımı yanlış bulacak belki evden ayrılacak. Sesini yükseltecek belki de, gün gelecek ona fazla geleceğim.

Evet. Doğru söylüyorsun. Ona fazla geleceksin, senden sıkılacak. Çünkü kendini şimdiden şartlandırmışsın. Onlar şuan çok küçük ve bizim elimizde bizimle şekillenmeyi bekliyorlar. Karınları aç. Şuan için tek ihtiyaçları karınlarını doyurmaları ve altlarının temiz kalması. Ama sen bencillik edip kendini şimdiden sıkıntıya sokup onun karnını bile doyurmuyorsun, daha açığı kendi derdinden doyuramıyorsun. Dikkat etmiyorsun. Bu kadar ince düşünmek her zaman güzel bir şey değil. Üstelik söz konusu olan şey senin daha bugün dünyaya getirdiğin bebeğinse. Mantıklı ol lütfen ve gayret et ona süt verebilmek için. Bırak canın yansın onun için biraz. İnan daha çok hissedeceksin o zaman anneliği. Onu her zaman korumak demek her düştüğünde dizindeki kanları temizlemek değil. Düştüğü zaman dizindeki kanlarını nasıl temizlediğini izlemektir. Bana inan. Karamsar olma. Hepimiz zaman zaman bu hayata gelişlerimizi sorgulayıp duruyoruz. Ama sonunda burada olmaktan, yaşamdan keyif almıyor muyuz? İzin ver kızın da kendi bulsun hayata geliş sebebini.

yazar: GÜLÇİN GÜLOĞLU

_____Aile olmanın önemini herkes çok iyi bilir. Tekrar tekrar bunları yazıp duracak değilim. Yine de bir cümle de olsa yazmak istedim aile olmanın güzelliğini ve mevcut kişilerden başka aileye katılan yeni üyelerin heyecanını. Evet yeni bir haber 3. defa teyze oluyorum. Allah sağlıkla ve mutlulukla yeni üyemizin yolunu açık etsin.

DaİMi dOsT Abİ me

Yazan denizyildizi at 8:55 pm

Hayatınızda bir insan düşünün. Ne yapsanız arkanızda. Sizi takip eden, başarılarınızla gurur duyan, sizin mutluluğunuzla mutlu olan, sizin bir parçanız olan bir kişi. Onun bir yerine gelen zarar, size gelmişçesine canınızı yakar. Ortalığı yıkarsınız.

Her bir araya gelmenizde eskilerden bir demet olay seriliverir önünüze. Başlarsınız bir bir incileri dökmeye. Şu böyle olmuştu da biz bunu yapmıştık ya da bunu böyle yapmıştık da şöyle olmuştu gibi. Normalde hiç eğlenceli gibi gözükmese bile birlikte olduğumuz için bize dünyanın en güzel sayılı dakikaları gibi gelen-geçen zamanları anlatır dururuz artık. O anı tekrar yaşıyormuş gibi aynı güzel duyguları yine yaşayarak üstelik.

Ben her şeye dayanırım da “o”nun hayatımdaki yokluğuna asla. Hatta bu uğurda her şeyi göze alabilirim. Sırdaş, arkadaş, biraz anne, biraz baba, dost, en son da abi benim için. Düştüğümü hissettiğim an arkamda iki koca el beni sıkıca kavrayan. Arkamda onun olduğunu bildiğim güvenle daha bir cesaretli adımlarım. Daha bir asi yüreğim. Herkese, her şeye söz geçirebilirim gibi. Yalnız olduğumu düşünüp sıkıldığım bir anda sesini duyup rahatladığım ve hayatımda hiçbir zaman yalnız kalmayacağımın güzelliğini yaşamaktayım.

Onun adına zararla sonuçlanacak her olay benim içimi yakar. Onun mutsuzluğu, huzursuzluğu, sıkıntısı benim gibi derdim olur. Boşuna dememişler kardeş canın yarısıdır diye.

Kısaca canımın en güzel, daimi sahibi abim… iyi ki varsın. Sensiz bir hayatta mücadele etmeye gücüm olmazmış gibi geliyor. Biliyorum şimdi dersin ben olmasaydım sen olmazdın diye ))) belki de öyle. Ama unutma ben olmasaydım sen de tek kardeş olacaktın hep canın sıkılacaktı. Ne sana bunları yazacak bi kardeşin olacaktı, ne annemlerin konuştuklarını sana ileten biri ne de her kalbinin atışında buna şükreden seni herkesin ötesinde seven senin dilinle “cadı” bir kardeşin olmazdı. Sanırım bunu istemezdin.:)

İşte böyle… Hayatımın rengi, sığınağı,  güler yüzüsün. Hayat bizi birbirimizden ayırmasın. Et tırnak misali zaten bu mümkün olmayacak. Zaman zaman birbirimize kızsak, darılsak da yine başaramadık uzun zaman ayrı kalmayı. Ve hep bildik ki biz birbirimize kalanız.. Herkes gider yine biz kalırız.
Canımsın, seni çok seviyorum abim.

Bir HeDiYe HiKaYEsİ

Yazan denizyildizi at 7:44 pm

 Bir hediye hangi şartlarda iade edilir.
Hediye almayı ya da vermeyi kim sevmez ki. O bambaşka bir mutluluktur. Özellikle de sevdiğin birindense almak çok daha zevklidir. Heyecan içinde paketi açmak ya da paketsiz bir şeyi arkasında saklayıp birden sevdiğin kişinin eline tutuşturmak duyguların kağıda dökülmesinde çaresizdir.

Hal böyleyken sevdiğin biri sana hediye alıyor. Üstelik anlamı ikinizde özel çok güzel bir hediye. Siz görüp beğeniyorsunuz, yola devam ederken kendi kendinize mırıldanırken bakınıyorsunuz yanınızdaki kişi bir ara gözden kayboluyor. Kalabalık içinde diğerlerinden ayırt etmek için ayak ucunuza basarak kafanızı sağa sola çevirirken birden arkanızda belinize dokunan bir çift el. “Bu senin için canım. Bak bakalım beğenecek misin diyen”. İşte yine kelimelerin yetersiz kaldığı başka güzel bir an. Diliniz teşekkür eder, gözleriniz onun gözlerine kilitlenir, susar, sarılır, öper, öper, öper…

Bu durumlarda hediye almak böyle bir şey de ya alınan hediye sadece amaç için alındıysa? Adı alınmış olsun diyeyse ya? Bir eliniz alır diğer eliniz iade eder işte o zaman. Kalp parçalanır. Alsan ne olur almasan ne olur? Alsan sende eğreti durur almasan belki kabalık olur. Bu durumda karşı tarafı düşünmüş olursun ki bunun adına ödün vermek denir. Kişiyi her zaman yıpratır.

Kibarca teşekkür edip, aldığın bu güzel hediyeyi kabul ederek eskilerin arasına güzel bir yer bulup yerleştirmeyi inan ki çok isterdim. Onu özenle saklamayı, bir hatıraya sahip çıkmayı. Ancak ben bunu kendin için, içinden gelerek, söz verdiğin için değil layık olduğum için aldıysan eğer kabul edebilirim. Hazır paketini ise hiç bozmadan eminim benim yerime onu hak edecek başka kişiler mutlaka vardır çevrende. Bu paketi o kişiye vererek hediye alma ve verme zevkini tam anlamıyla yaşama şansı veriyorum sana, demek mantıklı olanı.

Gönül almak ister. Mantık engel olur. Bir olay burada son bulur. Daha iyisi, hak edeni, seni seveni her zaman bulunur. Mutluluk, başarı zirvede seninle olur. Hedefler konur, yola koyulunur. Ardımda hiçbir söz, dua, beklenti bırakmıyorum. Gidiyorum. Hayata artık nötr başlıyorum.
 

Aşağılık Kompleksi ve Yükseklik Nedir???

Yazan denizyildizi at 2:07 am

Döndüm bir beyin fırtınasıyla.. Birkaç gün kafa yorun istedim… Ben düşündüm kendimce bir tanım yaptım. Şimdi sizde istiyorum aynı performansı. biraz yol göstermek adına onu da yayınlıyorum… Hadi kolay gele…

Aşağılık Kompleksi ve Yükseklik Nedir

Aşağılık kompleksi : Kendinde eksik olan ya da olmasını istediği herhangi bir özelliğin, huyun, eşyanın vs. eksikliğinin kişinin farkında olması ve bu yönde huzursuzluğunu dışa vurmak istemese dahi elinde olmadan eksik yönlerini sıkıntı yapma durumudur.

Yükseklik : Bu durumu daha çok sonradan görme diye adlandırdığımız yokluktan varlığa geçmiş insanlarda görebiliriz diye düşünüyorum.
Kendini ön planda tutarak, her yaptığının doğru olduğunu kabul ettirmek isteyerek kendini önemli hissettiren kişiler yükseklik kompleksi olduğu söylenebilir.

  • Etiketler

  • Meta

  • Sponsorlar