bir deniz yıldızı masalı

biz yaşıyormuşuz…

Yazan denizyildizi at 11:16 pm

Hiçbir yalan yoktur ki Birilerinin canını yakmayan
Bir savrulup gidiş Her birimizin hikayesi
Akan gözyaşımızın sıcaklığında yanan içimiz.
Bihaberiz diğerlerinden, vakit yok
Çağlayan şelalelerden akan suları izlemeye
Girmeye hele hiç cesaretimiz yok, derelere
Bıkmışız yanaklarımızın ıslaklığından
Su görmeye tahammülümüz kalmamış
Tek tek camları açıp havalar almışız
Giren hava bize yetmemiş, komşudan ödünç almışız
Denizin dibinde parlayan mutluluklar aramışız
Bize denk gelmemiş, başka baharlar beklemişiz
Umut tekmelemiş kapıyı, açmışız buyur etmişiz içeriye
Çeşit çeşit maskeler üretmişiz kendimize
Herkese göre farklı takılan ve farklı makyajla değişmişiz yine
Gözümüz renkleri tanımaz olmuş siyahlıkları görmekten
Her birimiz bir diğerinin öyküsünden etkilenmişiz
Sorgulayıp, çareler üretmişiz

                                    * * * * *

Biz yaşıyormuşuz…
Bir daire çizmişiz, tam ortasında durduğumuz,
Etrafında toplandığımız insanlarla beraber
Yağdırdığımız yağmurun altında ıslanmışız.
Sevgiye aç kalıp, denizin dibindeki balıklara hücum etmişiz.
Toprağın nemli kokusu ya da yeşilin refahı yetmiş
Nefes almamıza, biz yine doymamışız.
İstemişiz ki;  sadece denizdeki balıklar, toprağın kokusu
Ya da yeşilin refahı bizim olmasın.
Deniz bizim olsun, toprak bizim olsun, orman bizim olsun…
Hırs bürümüş bedenimizi, yol almaların sonu gelmemiş sonra
Demişler gözü aç insanoğlunun.
Bir şey diyememişiz, doğruluklar halkasına…

                             * * * * *

Sessiz çığlıklar yükselmiş her geçen gün evlerimizden
Konuşuyoruz sanmışız, sesimiz çıkıyormuşçasına
Her zamanki gibi yanılmışız.
Biz görüyoruz demişiz, gözümüzü arkada bırakmamışız
Göremeyenlere üzülmüşüz, sonunda bir bakmışız
Meğer biz kendimize üzülüyormuşuz, içimiz yana yana.
Her şeyi, herkesi yok sayarcasına…
Yaşamın farkına varmamacasına…

                             * * * * *

Yanık tenimizle birlikte, kara gözümüze, kara kaşımıza
Kocaman yüreğimize, minicik ellerimize dokundurarak hayatı
Teğet geçmişiz çoğu zaman manevi denen duyguları…
Bizi biz yapan huylardan vazgeçmek zorunda kalmışız da
Sesimiz çıkmamış, diğerine yaranıyoruz sanmışız.
Bir kendimizi anlatamamışız bize bizi sorduklarında,
Böyleyim işte sen nasıl görüyorsan demişiz cevap olarak.
Yıpranmışız, canımız yanmış böylelikle.
Yine de varı yoğu içimizde yaşamışız.
Bakmamışız elin eline, kalmamışız onun sevgisine.
Boğulmuşuz çıkış bulamamaktan, yeni yeni kapılar denemekten
Her defasında doğru anahtarı bulamamaktan bunalmışız.
Kilitlerden vazgeçemeden yaşamaya devam etmişiz.

                                 * * * * *

Doğmuşuz işte, herkes kutlamaya gelmiş, hayırlı evlat olmamızı dilemiş
Büyümüşüz, her birimiz kendimizce evlatlar olmuşuz
Yine bu dünyaya evlatlar getirerek, aynı dilekleri dileyerek.
Böyle kalacağım diyenlere birbiri ardına tokatları atmaya başlamış zaman
Torunlarımız olmuş belki de dizimize yatırıp çektiğimiz dertlerimizi anlattığımız.
Kalmamış kendi hayatımız denen şey.
En sevdiklerimizin hayatları olmuş artık derdimiz tasamız.
Sormuşuz, soruşturmuşuz, düşünmüşüz taşınmışız
Hani bizim yanımıza kar kalan, hani uğrunda gözyaşı döktüğümüz adam
Hani bir telefonumda yanımızda olan arkadaş…
Hani onun uğruna uykusuzluktan, gezip tozmadan kaldığımız evladımız
Bir sesimiz çıkmasa varlığımızı bile unutacak insanlar adeta.
Sonra kırdığımız kalpleri düşünmüşüz acımasızca, bir de kırıldıklarımızı
O an bitmez sandığımız hayat bitmiş işte
Sonra biz ölmüşüz…
Ortada ne keder kalmış bize ait ne mutluluk
Kimsenin haberi olmadan yaşadıklarımızı almışız bir tek yanımıza
Bir de üşümeye karşılık kalbimizin sıcaklığını.
İşte bitmiş hayat, bu kez arkamızdan uğurlamaya gelmiş
Yine doğduğumuza sevinen insan…

                                     GÜLÇİN GÜLOĞLU

 

  • Etiketler

  • Meta

  • Sponsorlar