bir deniz yıldızı masalı

sobe sobe saklanmayan ebee…

Yazan denizyildizi at 10:11 pm

com lanalım dedim ama ilk gözağrım blogcudan kopmam mümkün değil. sobe olayı beni bırakmadı :) bu kez oyun sevdiğin ve takip ettiğin 10 blogcuyu yazmakmış…. başlıyorum…

www.emelkuju.blogcu.com

www.migi.blogcu.com

www.emelsen.net

www.eminsen.blogcu.com

www.canokurban.blogcu.com

www.ebus2006.blogcu.com

www.izmirim.blogcu.com

www.nergizcankul.blogcu.com

www.okumaca.blogcu.com

www.polyanna.blogcu.com

bonus: www.mcathena.blogcu.com :)

TeKnoLoJİ

Yazan denizyildizi at 11:47 am

TEKNOLOJİ

  Teknoloji geldi mertlik bozuldu misali bazı kişiler teknolojiyi suçlayarak insanları sanallaştıran bir düşman gibi görmekteler. Bazı makinelerin hayatımıza girmesinden rahatsız birçok kişi var. Ki bunların büyük çoğunluğunun erkekler olduğunu söyleyebilirim. Çağımız bilgi çağı, üretim, emek çağı ve bu çağın nimetlerinden faydalanan günümüzün modern kadınına bir çeşit saldırı diye düşünüyorum bu pratik ev gereçlerinin fazla abartıldığını düşünenlerce.
 
Teknolojiyi de insan buluyor. Araştırıyor, öğreniyor, sorguluyor bakıyor ki ne eksik o yönde çalışmalar sunuyor. Her şey gibi bilgi de hızla aktarılıyor, herkese eşit bir şekilde dağıtılıyor. Öğrenme kolaylaştı, insanlar artık daha mantıklı ve bilgili. Bunları es geçip kendi beyinlerinde teknolojiyi kötüleştirenlere sözüm. At gözlükleri atılmalı artık çerçevesiz bakılmalı biraz olsun hayata. Hatalarımızı teknolojiye değil; duygularımıza yönlendirmeliyiz.
 
Şu da var ki her şeyin fazlası zarar. Elbette kullanmayı bilmek gerek ki bize fayda sağlasın, işimize yarasın. Zaten amaç bu. Günümüz koşullarında pratiklik gerekiyor, iş hızı çok önemli. Kolaylık hepimiz için vazgeçilmez. Teknoloji hakkında atıp tutanlar; peki niçin en yeni çıkan ürünler sizin evinizde, kullanımda. En yeni cep telefonları, son model tv. ler, çamaşır, bulaşık makineleri, bilgisayar vs.
 
Geniş düşünmeli, eksik kalanlara çareler bulmalıyız. Bu gelişme kötü bir şey değil teknolojiyi amaç dışında kullanmak kötü olan. Rahatlık, konfor, sıkıntısız yaşam, daha az tüketilmek istenen zaman, günümüz insanlarının istediği. Bu nedenle teknoloji kolaylık, pratik iş görme şekli, rahat bilgi yayılımı sağlayıcısı diyelim ve önemli olduğunu lütfen kabul edelim..

                                                                                                             gülçin güloğlu

DuyuLmaYan ÇıĞlıklarIm

Yazan denizyildizi at 11:00 pm

İçim parça parça toplayamıyorum
Bir ilahi güç bekliyorum
Sular altındayım adeta boğuluyorum
Yalnızlık göllerinde çırpındıkça batıyorum
Ben çığlık attıkça sesim duyulmaz oluyor
Her adımımda birilerini arkamda bırakıyorum
Yollar sessizleşirken, kendimle kalıyorum
Sonu dört duvar yollardayım
Yalın ayak taşlar batıyor ayağıma
Gariptir canımı yakmıyor, geride bıraktıklarım kadar
Her ne yöne gitsem kafamı çarpıyorum duvarlara
Bilinçsiz halim, terkedilmiş benliğimle
Bomboş bir oda, tam ortasında ben
Hiçbir yöne dönük değilim
Kapısı yok odanın, penceresiz olduğu gibi
Yere eğiyorum kafamı beton, yukarı kaldırıyorum aynı
Koşmanın mümkünü yok, iki adımlık yerde
Duvarları yıkabileceğim hiçbir şey yok
Tekmelerim manasız, çığlıklarım yankılı
Bir bitiş misali, çömeliyorum, kabulleniş var
Nasıl girdiğimi bilmediğim bu yerde
Bir hayat var, kimseye gösteremediğim
Susmak da bir burada konuşmak da…
Her daim eşit koşullar.
Ama bir kişiye dahi yer yok…
Burada sessizliğin sesi, yalnızlığın kalabalığı var…

GÜLÇİN GÜLOĞLU

BaBaLaR GüNü ÖzeL

Yazan denizyildizi at 11:06 pm

Bir efsanedir onlar… Çocukları için bambaşkadır “baba” kelimesinin anlamı. Düştüğünde
 –anne diye bağıran çocuk arkasından babasının koşup geleceğini ve onu yerden kaldıracağını bilir daima. O’na duyduğu güvenle adım atar çok zaman. Bilir ki başı sıkıştığında babası arka çıkacaktır ona.

Anne her zaman baş tacımız baba ise gönül yoldaşımızdır. Annemiz duygusallığımız babamız mantığımızdır. Özellikle kız çocukları için “baba” kelimesinde çok özel anlamlar saklıdır. Bir kızın sevdiği ilk adamdır ve bundan sonra tanıyacağı tüm erkekleri babalarının özellikleriyle karşılaştıracaktır.

Sevginin anlamı babalarımızın günü bugün. Babalar günü bugün. Bıyıkları henüz yeni terleyen ya da baba olmanın heyecanını çoktan yaşamış içimizin gülen yüzleri babalarımızın günü. Onlarla olmanın tadını çıkarabileceğimiz güzel bir gün avantajı belki de.

Doğumumuzu heyecanla bekleyen, dünyaya gelişimizle birlikte büyük sorumluluklar yüklenen ve bu durumdan hiçbir zaman şikayet etmeyen; aksine bütün çabalarını severek yerine getiren “canımız babalarımızın” günü kutlu olsun. Bizim için yaptığı tüm fedakarlıklarda tek istekleri bizim mutluluğumuz, bir tek gülüşümüz, hayata karşı zaferlerimiz hiç kuşkusuz.

Hayatta bizi en çok seven iki kişiden biri, babalarımızın gözyaşları çok nadir akar. Kızını gelin eden ya da oğlunu askere uğurlayan babanın gözlerinde gördüğümüz ıslaklık bizi de duygusal yapar. Arkamızda vara yoğa ağlayan annelerimizden çok babalarımızın titrek elleri, konuşan bakışları, nemli gözleri kalır ardımızda. Daha çok içleniriz ağlayan bir baba gördüğümüzde.

Ve bir baba daima en uzağa bakar. Dalar gider çoğu zaman. Neyi düşündüğünü sorduğumuzda susar. Ya tahmin etmemizi bekler ya da zamanla onu anlamamızı. Hep bir sorumluluğu vardır bizim üzerimizde. Kaç ayrı çocuk, o kadar sayıda omuzlara biriken ağırlık. Bir sigarası dostu olur sıkıntılarını anlattığı bir arada esince doldurduğu kadehi. Bir neşelendiği olur bir hüzünlendiği.

Her zaman bizi saran sevgisi vardır üzerimizde, bizi koruyan, kollayan. Ne yapsak bizi bırakmayacağının güveni içimize dolan. Bazen en iyi arkadaşımız bazen kalp kırıklarımız. Ama her koşulda kalp atışlarımız. Güçlü, kararlı, sert bakışlı, koruyucu, güvenilir tanıdığımız ilk adam. Dünyaya geliş sebebimiz olduğunuz için binlerce kez teşekkürler…

Baba ma özel teşekkür listem….

-Beni sevgiyle büyüttüğün için teşekkürler
-Ne kadar şapşal görünürsem görüneyim beni sevdiğin için teşekkürler.
-Beni beslemeyi hiç unutmadığın için teşekkürler.
-Esprilerim ne kadar kötü olursa olsun onlara daima güldüğün için teşekkürler.
-Israrla okumanın güzelliğini anlatıp beni okuttuğun için teşekkürler.
-Moralim bozuk olduğunda alttan alıp hoşgörülü davrandığın için teşekkürler
-Olumlu veya olumsuz tüm zamanlarımda yanımda olduğun için teşekkürler
-Kep fırlatma törenime kendi yorgunluğunu hiçe sayıp günübirlik de olsa geldiğin için teşekkürler
-Dostluğa önem verip benim de değer vermemi öğrettiğin için teşekkürler.
-“Büyüdükçe küçül” felsefenle yoluma ışık düşürdüğün için teşekkürler.
-Hiç bıkmadan bilgilerini bana aktardığın için teşekkürler.
-Düştüğümde canım yandığında beni kucakladığın için teşekkürler.
-Ağladığımda bağırmak yerine beni teselli ettiğin için teşekkürler.
-Her zaman güçlü olmam gerektiğini aşıladığın için teşekkürler
-Beni karşılık beklemeden sevdiğin için teşekkürler.
-Bana değer verdiğin için teşekkürler.
-Her zaman yanımda olacağının güvenini verdiğin için teşekkürler.

Canım babam…
İyi ki benim babamsın…
Seni çok çok çok seven hırçın deli kızın Gülçin…

yorgunum (mu) ???

Yazan denizyildizi at 11:59 pm

Yorgunum….
Uzun zamandır alışık olmadığım temiz hava çarpmış olmalı. Ne temiz hava ama. Çimlerin üzerinde masalar, karşımda canlı müzik, bir yanda su sesi. Görünürde her şey mükemmel.

Sonrasında ben o güzelim yeşillik dururken ayaklarım havada sandalyede oturmaktansa bazı kişilerin şaşkın bakışları karşısında yere oturmaktan çekinmedim. Ve hatta bu konuda öncülük etmekten gurur bile duydum. Çünkü beni gören çevre masadan vatandaşların birkaçı da benim gibi rahatlığı tercih ettiler. Şahsen içimden tebrik ettim onları. Sürü psikolojisini içlerinde yaşattıkları için )))) Türklerin özelliği bu hiç değişmeyeceğiz.

Bu arada belirttiğim piknik akşam pikniği. Yanımızda mangal. Bir yandan pişeni yiyip diğer yandan eritme derdindeyiz. Ne yardan ne serden vazgeçerim hesabı. Bir oraya bir buraya top peşinde koşmaktan şimdi bu tempoya alışan ayaklarım iflas etmiş durumda. Sızlıyor, acaba hadi durma devam et koşmaya mı diyor yoksa beni çok yordun şimdi gör bakalım gününü der gibi benden intikam mı alıyor bilmiyorum ama şuan beni oldukça rahatsız ettiği aşikar.

İki akşamdır bünyeme çektirmediğim eziyet kalmadı. Oysa her zaman gurur duyardım kendimle ben bedenime çok iyi bakıyorum diye. Sigara içmiyorum, içilen ortamlarda bulunmuyorum, içkim yok (arada bir ortamla birlikte aldığım şarap dışında). Çok yormuyorum onu. Yürümem gereken mesafeyi iyi ayarlayıp fazlasına zorlamıyorum onu. Bir de çok yiyip rahatsız etmiyorum midemi vs. Her şeyi orantılı yapmaya çalışırken iki günde bencilce davranıp beden yorgunluğunu saf dışı bırakıp tamamen duygularıma yoğunlaşmam beni kendi içimde bir cezaya sürüklüyor.

Yani anladım ki; hiçbir zaman tam özgürlük yok. Bir tarafa iyi baktığında diğer taraf sana hemen açığını gösterip seni üzüyor. Her şey düzenli, düzeni bozulduğunda seni uyarıyor sanki. Ben de uyarıyı yeterince almış bulunuyorum gecenin bu saatinde zaten.

Ama yalan yok ben de kızdım sevgili bedenime. Bunca zamandır ağır badireler atlatan duygusal tarafımın eğlenmesini çok gördü bana. Anlayış beklerdim ama çok narin yetiştirmişim bugüne kadar. Başa gelen çekilir. Nasıl giderse öyle devam ediyor. Şikayet yok sonuçta ben büyüttüm onu da. Ama yine de başaramadım ikisini ahenkle yürütmeyi…

Bir günü böylece bitirdik yine. Günler birbirini kovalıyor ben yetişemiyorum artık. Bir sabah kalktığımı biliyorum bir de gece yatmam gerektiğini. Bir gün böyle akıp giderken yıllara dur demek mümkün değil. Düşünüyorum peki öyleyse neden kendimizi bu kadar yıpratmak. Yarın ne olacağını bilmiyoruz. Bilmediğimiz halde ne hadiseler yaratıyoruz içimizde ki bir de sonunu bilsek neler olur kim bilir…

O yüzden ben bir karar aldım. Artık üzülmek yok. Ağlamak yok. Bugüne kadar ağladıklarım yeter, üzüntülerim zaten çoktan sınırı aştı. Kendimi yıpratamam. Her şeyin yoluna girmesine ramak kala geride ve sorunlara takılarak günlerimi heba edemem.

Ve sen sevgili bedenim. Üzgünüm seni uyarmak durumundayım. Rahat bırak artık duygularım rahatça çıksın ortaya. Bugüne kadar sustu bundan sonra izin ver özgür kalmasına. Her kızdığında sıkıntı yaratma, ağrılar saplama vücuduna. Ben bundan sonraki mutluluğu biraz onun hakkı görüyorum ama senin de sağlam olman benim için önemli. Şimdi seninle bir anlaşma yaptığımıza göre, haydi duygularım… saldım sizi gitti. Coşun şimdi istediğiniz gibi.

BeN EvİmDe YaTmaK İsTiYorUm

Yazan denizyildizi at 6:38 pm

Ben evimde yatmak istiyorummm…

Nerden icap etti şimdi bunu söylemek diye geçebilir akıllardan. Şöyle ki; bülbülü altın kafese koymuşlar ille vatanım demiş misali dün evde kalmamam gerekti. Anneannem memlekete dönüyordu hadi bütün akrabalar bir arada olalım diye toplandık. Hoş beş, muhabbet, gırgır gırla derken, yatma vakti geldi, herkes yerini aldı buraya kadar her şey gayet normal. Ama ya sonrası….

Önce yatakta bi kakara kikiri oldu. Fısıltılar, diğer taraftan hadi artık diyen büyük sesleri ve sıkı durun daha öteki odada bi horultu. Aman Allahım… Bu gece bana geçmek bilmeyecek derken yani her şeye boyun eğip, mayışma faslına geçmek üzereyken o da ne biri lavaboya kalkıyor sanki. Loş ışıkta düşmemek için ayak sürümenin sesi olmalı şu gıcık ses. Takıldım, yok açıldı uykum. Derhal bişeyler yapmam ve kaçan uykumu olması gereken yere getirmem lazım.

Başımı yastığa gömüyorum, kollarımı kafamla aynı hizaya getiriyorum, saçlarımı topluyorum, şekil değiştiriyorum ama ne yaparsam yapayım gelmemek için direnen uykumu kendime aşık edemiyorum. Aklıma öğrenciyken erken kalkmak zorunda olduğum uykuya hasret günlerimi getirmeye çalıştıkça içime bi özlem doluyor daha çok kaçıyor sanki uyku benden. Düşünmek istemiyorum dedikçe düşünüyorum ve ciddileşip uyku moduna girmek istedikçe aklıma hiç olmayacak şeyler geliyor gülmeye başlıyorum.

Diğerlerine bakıyorum herkes gayet rahat. Uykunun tadını çıkarıyorlar. Ahh diyorum şimdi şunların yerinde olsam yaaa.. O sırada lavabodan gelen anneanneme sohbet konusu açıyorum
-anneanne yarın bu saatler yatağında yatıyor olacaksın mutlu musun?
-mutluyum mutlu olmaz mıyım elbet,  Hadi minik (bana minik der minikliğimden bugüne. Şimdiyle ilgisi yok))) Yum gözlerini diyip arkasını dönüyor.

Anlıyorum ki ümit yok. Zaten iki dakika sonra daha büyük bi sesle yıkılıyor ortalık. Az önce daha derinden gelen sesi aratıyor bana bu gümbürtü. Gecenin bir vakti dışarı çıkmamak için hafifçe dokunuyorum ama o an rahatlıyorum sandığım gibi çok geçmeden ses yine beni sarsıyor. Kendime eğlence arıyorum ama yok. Bir gayret mutfağa gidiyorum. Alıyorum elime bi kağıt bi kalem başlıyorum bişeyler karalamaya ama yok o horultular bendeki tüm ilham perilerini alıp kendilerine yoldaş yapıyorlar. Saate bakıyorum normalde sabaha az kaldı hava aydınlanacak dediğim bi saatte nedense şimdi zaman duruyor.

Çok ümitsizim. Ne yani ben bu gece uyuyamayacak mıyım. Durum onu gösteriyor diyerek yatağıma dönüş yaptım. Uyku yok bari belim dinlensin. Sevgili Nazlı’m (bilgisayarım) seni ne çok aradım bi bilsen.

Sabaha karşı bana tüm ses efektleri ve olumsuz koşullar düz bir tepsi gibi geldi ve zamanla o seslerle bütünleşen kulağım kendini uykuya teslim etmişken yine, kalkan kalkana, uyanan uyanana trafik beni yalnız bırakmadı. Bu defa ben uyumak için direndikçe gece boyunca deliksiz uyku çeken sevgili aile bireylerim kahvaltı telaşıyla coştu. Çok uyudun hadi kalk artık diyenlerle baş edemeyecek kadar uykusuz olan ben çaresiz kalktım. Yine de sizi çok seviyorum diyerek.
Hayır işin daha enteresan yanı da; sabah bunları bir bir anlattığımda hiç kimsenin üzerine alınmaması ve mutlak suretle inkar etmeleri. Yine de onları ispatlamadığıma dua etsinler. Telefon ses kayıt sistemiyle ))))

Ben sizi böyle de seviyorum desem de yine gönüllerini alamadım o başka nokta. Hayır hem beni uyutmayan kendileri hem de nazı yiyen yine ben. Sanki zorum var kendime. Hay Allah….

Şimdi anladınız mı ben neden evimde yatmak istiyorum…

eski…çocukluk…dostluk…özlem…

Yazan denizyildizi at 8:54 pm

Çok geçmiş değil çocukluğumun üzerinden… Hala dün gibi hatırlarım yaz akşamlarının sokak gezmelerini. bir dondurma yiyişimizi bir çekirdek çitlememizi. Apartman önünde yemenin yasak olduğu çekirdeklerin kabuklarını biriktirdiğimiz terli ellerimiz şimdi başka seyler saklamakta avuçlarında… Uçmasın diye sıkıca tutuğumuz uğur böceklerimiz anılarımızda…
Şimdi çocukluğumun insanlarıyla bambaşka yerlerde duruyoruz. arada bir duyulan sesten baska tesellimiz kalmadı.. her birimiz bir yere savrulduk, başka hayatlar seçtik. Geride güzel şeyler bıraktık, saf sevgimizi içine kattık…

Bıraktığımız yerde başka çocukların çığlıkları duyuluyor. Bizim oyunlarımızın yerini daha farklı oyunlar almış. Bakıyorum ip atlamayı bilmiyor şimdiki çocuklar, sek sek taşları biriktirmiyorlar ceplerinde ve yakan top değil eğlenceleri. Şimdikiler sadece topu birbirlerine atıp gol demeyi, gruplaşarak sohbet etmeyi seviyorlar. Bizim çocukluğumuzda henüz yeni yeni keşfedilen teknolojiyi şimdikiler su gibi biliyorlar. Muhabbet konuları bu olmuş.

Velhasıl dostlar… o zamandan bu zamana çok şey değişmiş. Nesil farklı arayışlara girmiş. Anne babalarının anlattıklarını burun bükerek dinleyip o da ne der gibi? Bakışlara şahit olmamak kaçınılmaz.

Özlüyorum ben geçmişimi. Saf aşklarımı, yüzüm kızararak yolunu gözlediğim platonik aşklarımı özlüyorum, akşam olsa da yemek yesek hemen aşağı atsam kendimi diye saatleri saydığım çocukluğumu özlüyorum. Bana geri verseniz olmaz mı? Şimdiki tüm imkanlarımı benden geri alarak… hııı olmass mı 

Hala annemin kucağına sığabilecek kadar olmak istiyorum. Yanına iliştiğimde koca bedenim ve dolu kafayla değil, kendine ait küçük dünyasında yaşayan annesinin bi tanesi olmak istiyorum. Hala süt bekliyorum geceleri yatağıma. İçmek istemesem bile içmem için zorlanmasını istiyorum. Dizini yatıp saçlarımı okşayıp bana masallar anlatsın diye bekliyorum.

denizkızı tekrar sizinle…

Yazan denizyildizi at 7:21 pm

Sonunda yine evimde yine sevgili bilgisayarımın başındayım işte. Bir dönem benim için nihayet zorlu da olsa bitti. Ertelediğim işler şimdi kapı arkasından bana bakıyor. Ben nereden başlayacağım şaşkınlığıyla bi gayret sıralama yapıyorum.

  İlk etapta çok uzun zaman ara verdiğim siteme gerekli bakımı yaptıktan sonra zorlu bir tema seçimiyle birlikte kendi iç dünyamı anlatan bir yenilik işte şimdi sizinle…

Ara verdiğim zaman diliminde neler yaptığımı kısaca özetlemek gerekirse, benim için hayatımın en zorlu ve kafa yorucu işi okulumu bitirmekti. Ders çalışmanın sıkıcılığından kendimi arındırdıktan sonra, ehliyetimi de elime aldım. Şimdi bir işim bir arabam eksik ama yakın bir zamana kadar onlar da olacaktır eminim. Çalıştıktan sonra olmayacak bir şey yok. Bunlar dışında; bilgisayarımda yaptığım düzenlemeleri hayatımda da yaptım. Yaşadıklarımı süzgeçten geçirdim, elekten eledim ve doğruyu yanlışı ölçüp biçtikten sonra kendime artı katmanın güzelliklerini gün yüzüne çıkardım.

Geriye dönüp bakmak istemiyorum artık. Yanlışlarımı sürekli sorgulamak anladım ki işe yaramıyor. Önemli olan  gelecekle ilgili planlar yapmak, tam olarak o planın izinden gitmesen de o yönde adımlar atarak kendine iyi bir gelecek temin etmek. Takılıp kalmakla açılmıyor mutluluğun yolu.

Aslında bahar çoktan geldi ama benim içime asıl şimdi  gösteriyor yüzünü güneş. İçimdeki çiçekler şimdi açıyor ve şimdi en güzel meyvelerini veriyor ağaçlarım. Bu verimlilikten nasibimi almak için erkenden kalkıp açıyorum her sabah penceremi. Belki deniz manzaram yok ama hayal kurmak da benim işim. Derin bir nefes çekiyorum, içime mavinin ferahlığı doluyor. Kocaman bir gülümseme dokunduruyorum dudaklarımdan sonra kalbime. Sonra soğuk su çarpıyorum yüzüme, boynuma, bileklerime. Kurulamadan bir süre bekliyorum suyun güzelliği içime işlersin istiyorum. Sonra saçımı öne geriye atıp hayata bi “hıh” yapıp hızlı adımlarla balkona çıkıyorum. Birkaç dakika gelip geçen insanları izliyorum. Kimi ekmeğini alıp evine götürüyor kucağında yavrusuyla kimi gazetesi bir elinde diğer kolunda sevgilisi yavaş adımlarla ilk sayfa haberlerini okuyarak ilerliyor. Bir diğeri bir yere yetişmeye çalışır gibi koşar adım ilerliyor. Belki de işine geç kalmıştır diye geçiriyorum aklımdan.

Yine kendime çeviriyorum aynayı. Çok şanslı hissediyorum kendimi. Beni sevenler çok sevdiklerim daha da çok. Karnım aç ama doyurabilecek imkanım var. Yaşıyorum, nefes alıyorum, koşuyorum, bisiklet sürebiliyorum. Hayatın tadını çıkarmak için sürekli öğreniyorum. Ama bu aşamada henüz gezemiyorum. Onu da yapacağım zamanı bekliyorum ))))

Kısaca dedim ama içimdeki coşkuyu daha fazla kısaltamadım. En özet haliyle ben bunları yaptım, düşündüm, hissettim, yenilendim ve karşınıza çıktım. Artık kaçmak yok. Ertelemek yok, vazgeçmek yok.

Sizleri gerçekten çok özlemişim. Hayat seni doya doya yaşamayı da…sevgiler kalbimden kalbinize…mutlu kalın…

  • Etiketler

  • Meta

  • Sponsorlar