
Ben büyümedim.
Hala kendimce uydurduğum oyunları oynuyorum çocukluğumun gizli kalmış saklı bahçesinde. Hala işaret parmağımı ağzımın içinde çevirip ebeyi seçiyorum. Arada bir mızıkçılık yapıyorum. Kabul etmiyorum, asileşiyorum, benim koyduğum kurallar geçerli olsun istiyorum ama sonra hemencecik yumuşuyorum. Kendimi oyunda kaybediyorum. Bedenimi oradan oraya düşünmeden savurdukça yorulduğumu gece uykularımda anlıyorum. Belimin ağrısından uyuyamadığım gecelerde ertesi gün oynayacağım oyunların listesini yapıyorum. Sırayla ebeleri seçip, onlara bunu nasıl kabul ettirebileceğimi düşünüyorum.
Ben büyümedim.
Hala annemin aldığı makyaj malzemelerini gizlice aşırıp bende nasıl durduğuna bakıyorum. Belki zarar vermiyorum ama her tarafıma bulaştırıyorum. Silmek için dakikalarca uğraşıyorum, ben uğraştıkça sanki daha da kalıcı oluyor. Sonra kendimi aynada inceliyorum, dil çıkarıyorum ve saçlarımı savurup odadan çıkıyorum.
Ben büyümedim.
Hala yemek yerken karşımda duran bez bebeğimin de onları yemek istediğini düşünüyorum. Ne yersem yiyeyim ona da mutlaka tattırdığım için ağzındaki lekeleri çıkarmak için bütün gününü harcayabilecek kadar ilgiliyken, gezmeye gittiğimde onu almadığımı fark ettiğimde aman neyse bi dahaki sefere o da gelir deyip kendi eğlenceme bakacak kadar da ilgisizim.
Ben büyümedim.
Hala elma şekeri, pamuk şeker, çikolata gördüğümde kim olursa olsun, nerde olursa olsun almadan duramıyorum. Eğer almazsam sanıyorum ki onlar da üzülecekler. Bayatlayıp çöpe gidecekler. Kim varsa yapışıyorum yakasına bana şeker al diye almazlarsa ağlamaya başlıyorum, dudaklarımı büküyorum. Sevimli olduğumdan mı yoksa daha fazla çekmek istemediklerinden mi bilmiyorum ama şimdiye kadar almayan çıkmadı.
Ben büyümedim.
Hala doğumgünlerimde mum söndürüp hediyelerimi açıyorum. Hediye almayanlara karşı tavır takınıyorum. Duruma göre üç hafta küs kalıyorum. En çok, gelen bebeklere ilgi gösteriyorum onları getirenleri bir daha unutmamak şartı ile hafızama kaydediyorum. Eğer çok sevdiğim bir arkadaşım varsa ve bana gelen hediyelerde gözü kalmışsa ona da birini veriyorum. Yazık o da benim arkadaşım ya ondan.
Ben büyümedim.
Topum hala yatağımın altında duruyor. Yakan top oynarken daha kıvrak hareket edebilmek için en hafif spor ayakkabılarım başımın tacı. Sek sek oynadığımda taş sekmesin diye topladığım tuğla taşları cebimde duruyor. Her defasında annem çamaşır yıkayacağında evde kıyamet kopuyor ama olsun ben böyle mutluyum. O taş cebimde olacak. Ya Seçil alırsa ben fark etmeden. Nası iddia edeyim o taş benim diye. Ortalık taş kanıyor ama olsun o benim özel taşım. Özenle arayıp bulduğum.
Ben büyümedim.
Arka bahçede her gün oyunlarım hala devam ediyor. Araba gürültüsü yok, iş kaygısı yok, stres yok, beni bırakıp gitti derdi yok, para yetiştirme sıkıntısı yok, insanların ikiyüzlülüğü, riyakarlığı, ihaneti yok, bencillik yok, sahtelik yok.
Bu durumda ben neden büyümek isteyeyim ki. Sıkıldığımda alıyorum dostlarımı birlikte yolculuğa çıkıyoruz. Sıkıldığımızda oyunlar oynadığımız. Onlar memnun ben memnun.
Yalnız kalmak istediğimde bir yol var… Kurumuş gazellerin sesi kulaklarımda bir nağme. Her birinin üzerine zevkle basıyorum. O sesi duymak için. Kendi uydurduğum bir masalı anlatıyorum bazen, bazense nasıl bir hayat istediğimi, düşlediğimi. Yola düşen ve düşmekte olan kahve tonlarının hüküm sürdüğü sokağa kimseyi almıyorum.
Kalbimin odalarında herkese bir yer açıyorum. Başta herkese standart bir oda veriyorum. Kişiye göre o odalara eklemeler çıkarmalar yapıyorum. Oldukça konforlu hale getirdiğim odalar olduğu gibi kaderine terk ettiğim kilidini kaybettiğim odalar da var. Bir daha hatırlamak istemediğim.
Sevmek Üzerine
Sevmek; farkında olmaksa yaşadığının
Sevmek; bakmak değil görmekse eğer
Aklın başından gitmesi değil,
Duymak ve bilmekse eşit olarak;
Yemeden, içmeden kesilmeden
Çoğalmaksa sevmek eksilmeden,
Çağına tanıklık ederek
Ve kahrolmamaksa arabeske inat.
İçin içine sığmamaksa
Bir coşku, bir şenlik, bir erdemse sevmek;
İnsanları, çocukları, kuşları unutmadan
Verem olmamaksa sevmek senin aşkından
Daha sağlam basıyorsam toprağıma,
Unutmak, şaşkınlık, azap değilse;
Bilinç, öğreti ve sevinçse,
Paylaşılan bir ekmek gibiyse sevgi;
SENİ SEVİYORUM !
Enis Fosforoğlu
Mayıs 25th, 2007 at 20:37Deniz Durur Daha
Bir sevinçli çocuk geçti erken
Penceremin önünden
Saçları örgüsüz tel döküm
Gözleri iki kara üzüm
Dedim örselemeden çağırsam yanıma
Gelse otursa masalıma
Anlatsam yitik denizi
Kuşların cıvıldaşarak
Yarenlik etmesi gibi
Konuşsak çocuklaşarak
Çocuk gitti
Deniz bana kaldı
Dalgaları hüznüme karışarak
Bir sevinçli çocuk geçti
Bir hüzünlü çocuk
Ve tüm yitik çocuklar
Pencereme sığmayacak kadar
Kanatları büyük
Bahar ortasında yağmur yüklü
Kuşattılar kenti
Cıvıldaşarak deniz oldular
Güvercin bulutuna kesti gökyüzü
Çocuklar ve kuşlar gitti vurularak
Gökyüzünün mavi çıplaklığı altında
Çırpınan dalgaları göğsüne alarak
Deniz durur daha….
cok guzel bır yazıydı denızcım elıne saglık hersey gonlunce olsun sevgılerımle…
Mayıs 26th, 2007 at 09:33En güzeli çocuk olarak kalmak değilmi? insanlıktan çıkmadan, sevgileri terk etmeden, insanlara düşman gözüyle bakmadan…Ah keşke çocuk kalabilseydim çıkarsız severek ve de safça severek…Sevgilerimle dost…
Mayıs 27th, 2007 at 00:18Arkadaşlar
Sitenize konulan şiirlerin şairlerini yazmayı unutmamak gerekli. Tolga Yıldız’ın alıntı yaptığı
“Deniz Durur Daha” şiirinin şairi; BABÜR PINAR (şiirlerini severek okuduğum bir şair olduğu için dikkatimi çekti.)
Sağlıklı ve mutlu günler…
Şükran Adalı
Eylül 17th, 2008 at 13:44bu sitede yayınlanan şiir ve yazılar bizzat kendime aittir.. alıntı hiçbir ekleme yoktur yorum yazan arkadaslar da bu konuda daha duyarlı olacaklardır…
bu konudaki hassasiyetiniz için teşekkürler…
Eylül 17th, 2008 at 17:22mutku kalın…
çok güzel bence harika
Kasım 16th, 2008 at 16:49