
Bırak beni ve git hayatımdan.
Sana yüklediğim tüm anlamları yanına alarak.
Yakıştırdığım tüm isimleri benden silerek al ve git.
Neye dair atıyorsa kalbin onu al yanına bir tek.
Sevgimi, benliğimi, sahiplenişimi bırak ve git.
Kör kuyuda tanımamacasına unut beni.
Ayağım kaydığında bir el uzatmamacasına.
Öyle bir sil ki beni defterinden
Benim sayfalarım kilit kalsın ardında.
Açmak istemek yürek istesin bir zaman zarfında.
Unutulmuş anılara yüz tutmuş benliğin sarmasın bir daha beni.
Öyle bir tut ki bana akan nefesini yaşam dursun o an kalbinde.
Dünya tanımasın ufkun.
Bir beni bırak git öyle canlansın hayallerin.
Yetersiz kalmak, sığmamak, yetmemek, gözyaşı beni doyuran şeyler.
Yemeğim mutluluk olsun, huzur olsun istiyorum artık soframa.
Karşımda tam anlamıyla “ben”li bir kişi olsun istiyorum.
İçimdeki ezik ve yitik umutları karanlığa değil
Derin denizlerin içine kapatmak istiyorum.
Karanlığım olma yine de aydınlığım ol giderken bile.
Gözlerimi açtığımda yeni bir güne senden önceki
Bedenimi alarak yanıma tek tek neşeyi hissetmek yine de.
Sonraki hayallerimde olmadığın düşüncesi ile daha çok gülen yüzümle.
selam turlarımız başladı sen irtibatı kestin. Bloguma bekliyorum. ayvalikli
Mayıs 22nd, 2007 at 10:49yüreğinden hüzün damlamış kalemine…git derken bile gitme diyen sessiz çığlıklar atan bu yüreği böyle güzel bir şiir yazdırdığı için kutluyorum…
Mayıs 23rd, 2007 at 00:26git
ama sen yinede kal
sahip çıkacaksan bu yüreğe
yolun yine beni bulsun
yine bana kal
…..der gibi cümlelerin
yüreğine sağlık canım
merhaba gülçünkuju uzun süre uğramayalı snei buralarda bulmak varmış…
Mayıs 26th, 2007 at 20:36büyüyemedik içimizde hep çocuk kalan yanımızla…
sevgiler…
Yirminci yüzyılı yaşadım
Ertelenmiş bir yüzyıldı bu
Yıkık bir sur yazgımızın uydusu
Bekletir ömrü yürüyen ayla birlikte
Bırakmaz günün adını koyalım.
Yanıtsız bir yaşamdı erdemimiz
Herkes içindi ve kimse içindi
Okunmamış bir yazı, umudu doyuran,
Duaları düşünmek neye yarar
Kurgular tutuşturdu bacalardan.
Yirminci yüzyılı taşıdım
Tedirginliğimizin zorbalığıdır sanrılar
Ve tohumun beklenmedik gürültüsüyle
Çıplak su gibi yinelenir zaman
Gökyüzünde usumuzun dirliği
Aklın başarısızlığa uğradığı içtenlik
Bir şive gibidir insan, ey öldürülmüş insan
Bilinmeyen bir hayvana özgü bir ses gibi
Sabırsız testi, hep dolar gibi olan
Her şeyin sese dönüşeceği bilinemez ki!
Yiminci yüzyılı yaşadım
Parlak suyunda boğulmuş sahipsiz
İnsan yeryüzünde durur, bulutlar
Bulutlar düşümüzde doludizgin
Soylu bir çılgınlıktı gündemimiz.
Ellerinde oyuk gözlü idoller
Yüreğimin yalanını besler üç güzel
Bir dağın tepesinde buldum üç güzeli
Ama ses yok, sessizlik yok, önce erte yok.
Yirminci yüzyılı taşıdım
Golgota’ ya dirilemem ki,
Taşlar arasında yabanıl erinç
Ölümü diriltiyorduk hep
Yaşam tabular arasında bir esinti.
Mevsimler kurgularla oyaladı bizi
Tarlaya bırakılmış bir at gibi
Bağlı, yalnız ve özgür,
Umudumuz sabrın tutamadığı ırmak
Umutsuzluğumuz insan kalmak içindi.
Yirminci yüzyılı yaşadım
Dingin karşıtlıkların adını bulmalı
Sel gibi kuruyor yaşlılık, gençlik
Sanki melekleri gördük uzun saçları
Tanrının unutkan kuzgunu idik.
Nasıl unuturum ey doğa
Bana bir diyeceğin vardı, kalakaldım,
Vaktim yetmedi, ölüm kalım,
Bütün yüzyılları yaşadım
Vaktim yetmedi anlamaya.
Yirminci yüzyılı taşıdım
Atalardan kalma huysuzluk
Kuşku, yeryüzü deliliği,
Kıralımız doğuştan yarım
Ama tanrımız Ara Ara idi.
Yaşayamadım yirminci yüzyılı
Kim yaşadı ki kendi yüzyılını
Akarsuyun dilinden sezenimiz yok
Orpheus’ tan sonra ben geldim
Giz dönüp baktığımız yerde kaldı.
Görüp de bilenimiz yok.
Ah acımasızdır uykusuz soru
Delice zeytin yerdi atamız Homeros
Biz yemezdik, aşılı zeytindi bizimki
Suskun arpa, uyur uyanık harlı toprak
Ama yüzyılımız hamdı, delice idi.
Yirminci yüzyılı yaşadık
O çağa bu çağa gömüldük
Bir şey var, susar, bakar durur
Ölümün soluduğu denizle varolan
Gökyüzünden başka çağ yoktur.
Oysa ne çok geçmiş var, ne çok zaman
Ne çok gelecek, ne az zaman
Benzerlikle karşılaştık, susalım,
Kapalı bir avuçtur sözcük
Neden açıp da sormak ister insan?
Sorup da dönenimiz yok.
Hiçbir yüzyılı yaşamadım
Tüy kuşun ruhudur, ses teni
Hep anlar gibi oldum duvara vuran güneşi
Nesne ve bilinç birdir, çağ atlattı beni
Bir hoş bilmece içinde yaşadım.
dingin ol ruhum, belki uzaklarda
Bir yerde nicedir ilk dizeleri
Yaratılıyor acıklı destanımızın
Çağlar sonra hayranlıkla okunmak için
Belki benzer umursamazlığımız kahramanlığa.
Kalk dostum ormana gidelim
Geyik sesleri içine çökelim
Yeniden doğuş, kıvanç, uyum
Kurgular bir yana, biz bir yana
İlk kez düşünmeden görelim
Martılar gibi yağmurun altında
Melih Cevdet ANDAY bile izin vermiyor gitmemize; gidemiyoruz işte, terkedemiyoruz sizin gibi güzel bir dostu. Hatta çok özlüyoruz bile.
Esenlikte ve sevgide kalın…
Temmuz 3rd, 2007 at 13:30