bir deniz yıldızı masalı

ben büyümedim…

Yazan denizyildizi at 7:55 pm

Ben büyümedim.
Hala kendimce uydurduğum oyunları oynuyorum çocukluğumun gizli kalmış saklı bahçesinde. Hala işaret parmağımı ağzımın içinde çevirip ebeyi seçiyorum. Arada bir mızıkçılık yapıyorum. Kabul etmiyorum, asileşiyorum, benim koyduğum kurallar geçerli olsun istiyorum ama sonra hemencecik yumuşuyorum. Kendimi oyunda kaybediyorum. Bedenimi oradan oraya düşünmeden savurdukça yorulduğumu gece uykularımda anlıyorum. Belimin ağrısından uyuyamadığım gecelerde ertesi gün oynayacağım oyunların listesini yapıyorum. Sırayla ebeleri seçip, onlara bunu nasıl kabul ettirebileceğimi düşünüyorum.
Ben büyümedim.
Hala annemin aldığı makyaj malzemelerini gizlice aşırıp bende nasıl durduğuna bakıyorum. Belki zarar vermiyorum ama her tarafıma bulaştırıyorum. Silmek için dakikalarca uğraşıyorum, ben uğraştıkça sanki daha da kalıcı oluyor. Sonra kendimi aynada inceliyorum, dil çıkarıyorum ve saçlarımı savurup odadan çıkıyorum.
Ben büyümedim.
Hala yemek yerken karşımda duran bez bebeğimin de onları yemek istediğini düşünüyorum. Ne yersem yiyeyim ona da mutlaka tattırdığım için ağzındaki lekeleri çıkarmak için bütün gününü harcayabilecek kadar ilgiliyken, gezmeye gittiğimde onu almadığımı fark ettiğimde aman neyse bi dahaki sefere o da gelir deyip kendi eğlenceme bakacak kadar da ilgisizim.
Ben büyümedim.
Hala elma şekeri, pamuk şeker, çikolata gördüğümde kim olursa olsun, nerde olursa olsun almadan duramıyorum. Eğer almazsam sanıyorum ki onlar da üzülecekler. Bayatlayıp çöpe gidecekler. Kim varsa yapışıyorum yakasına bana şeker al diye almazlarsa ağlamaya başlıyorum, dudaklarımı büküyorum. Sevimli olduğumdan mı yoksa daha fazla çekmek istemediklerinden mi bilmiyorum ama şimdiye kadar almayan çıkmadı.
Ben büyümedim.
Hala doğumgünlerimde mum söndürüp hediyelerimi açıyorum. Hediye almayanlara karşı tavır takınıyorum. Duruma göre üç hafta küs kalıyorum. En çok, gelen bebeklere ilgi gösteriyorum onları getirenleri bir daha unutmamak şartı ile hafızama kaydediyorum. Eğer çok sevdiğim bir arkadaşım varsa ve bana gelen hediyelerde gözü kalmışsa ona da birini veriyorum. Yazık o da benim arkadaşım ya ondan.
Ben büyümedim.
Topum hala yatağımın altında duruyor. Yakan top oynarken daha kıvrak hareket edebilmek için en hafif spor ayakkabılarım başımın tacı. Sek sek oynadığımda taş sekmesin diye topladığım tuğla taşları cebimde duruyor. Her defasında annem çamaşır yıkayacağında evde kıyamet kopuyor ama olsun ben böyle mutluyum. O taş cebimde olacak. Ya Seçil alırsa  ben fark etmeden. Nası iddia edeyim o taş benim diye. Ortalık taş kanıyor ama olsun o benim özel taşım. Özenle arayıp bulduğum.
Ben büyümedim.
Arka bahçede her gün oyunlarım hala devam ediyor. Araba gürültüsü yok, iş kaygısı yok, stres yok, beni bırakıp gitti derdi yok, para yetiştirme sıkıntısı yok, insanların ikiyüzlülüğü, riyakarlığı, ihaneti yok, bencillik yok, sahtelik yok.

Bu durumda ben neden büyümek isteyeyim ki. Sıkıldığımda alıyorum dostlarımı birlikte yolculuğa çıkıyoruz. Sıkıldığımızda oyunlar oynadığımız. Onlar memnun ben memnun.
Yalnız kalmak istediğimde bir yol var… Kurumuş gazellerin sesi kulaklarımda bir nağme. Her birinin üzerine zevkle basıyorum. O sesi duymak için. Kendi uydurduğum bir masalı anlatıyorum bazen, bazense nasıl bir hayat istediğimi, düşlediğimi. Yola düşen ve düşmekte olan kahve tonlarının hüküm sürdüğü sokağa kimseyi almıyorum.
Kalbimin odalarında herkese bir yer açıyorum. Başta herkese standart bir oda veriyorum. Kişiye göre o odalara eklemeler çıkarmalar yapıyorum. Oldukça konforlu hale getirdiğim odalar olduğu gibi kaderine terk ettiğim kilidini kaybettiğim odalar da var. Bir daha hatırlamak istemediğim.

hadi terk et yüreğimi…

Yazan denizyildizi at 6:55 pm

Bırak beni ve git hayatımdan.
Sana yüklediğim tüm anlamları yanına alarak.
Yakıştırdığım tüm isimleri benden silerek al ve git.
Neye dair atıyorsa kalbin onu al yanına bir tek.
Sevgimi, benliğimi, sahiplenişimi bırak ve git.
Kör kuyuda tanımamacasına unut beni.
Ayağım kaydığında bir el uzatmamacasına.
Öyle bir sil ki beni defterinden
Benim sayfalarım kilit kalsın ardında.
Açmak istemek yürek istesin bir zaman zarfında.
Unutulmuş anılara yüz tutmuş benliğin sarmasın bir daha beni.
Öyle bir tut ki bana akan nefesini yaşam dursun o an kalbinde.
Dünya tanımasın ufkun.
Bir beni bırak git öyle canlansın hayallerin.
Yetersiz kalmak, sığmamak, yetmemek, gözyaşı beni doyuran şeyler.
Yemeğim mutluluk olsun, huzur olsun istiyorum artık soframa.
Karşımda tam anlamıyla “ben”li bir kişi olsun istiyorum.
İçimdeki ezik ve yitik umutları karanlığa değil
Derin denizlerin içine kapatmak istiyorum.
Karanlığım olma yine de aydınlığım ol giderken bile.
Gözlerimi açtığımda yeni bir güne senden önceki
Bedenimi alarak yanıma tek tek neşeyi hissetmek yine de.
Sonraki hayallerimde olmadığın düşüncesi ile daha çok gülen yüzümle.

engel yok !!!

Yazan denizyildizi at 12:14 pm

Dünyada farklı olmak tek tip insan modelinden ayırır her koşulda sizi. Şişmanlık, aşırı zayıflık, körlük, herhangi bir beden engeli, aşırı zeka ya da zeka geriliği gibi örneklerle çoğaltılabilir.

Ayrı olmak, değişik düşünmek, farklı görünmek vs. insanları zor duruma düşüren ayırıcı etkenlerdir. Bu hallerde kişi, kendi eksikliğini yada fazlalığını görmezden gelip normal hayatına devam edememektedir. Bununla birlikte asıl sorunlar baş gösterip kişisel gelişim denen alana malzeme çıkmaktadır.

Eskilerden beridir devam eden bir alışkanlık ya da bakış açısı insanlar tarafından hala son bulmamıştır. Kendi ezikliğini görmezden gelen ya da eksiklik olarak görmeyen insanoğlu hep bir başkasına kulp takarak kendinde biriken olumsuz duyguları başkası üzerinde yoğunlaşarak ilgiyi karşı tarafa vermektedir.

Kısa süre de olsa kendi aksaklığını kendine ve karşısındakine unutturmayı başaran kişiler sonuç olarak  aslolan gerçeği hiçbir zaman değiştirmeyeceklerdir. Oysa herkes birtakım eksikliğini kabul edip önlem almaya yönelik adımlar atsa kendini yenileyen ve törpüleyen insanoğlu kendine yetecek ve dışarıya yararlı olmaya başlayacaktır. Sadece kendi için yaşayan bir insandan farklı olarak  kendinden sonra başkasına yetebilen birden fazla insan oluşacaktır.

Düşünün ki yolda gidiyorsunuz… Hemen önünüzde görme engelli bir vatandaş. Elinde sopası ağır adımlarla ilerliyor. Kaçımızın aklına geliyor ona yardım etmek. Sopasını diğer elimize alıp koluna girmek. Ya da şişman bir kişinin arkasından bakıp işlerini zor görüyor  diye hayıflanacağımıza, geçemediği o dar alandan onu başka bir yere yönlendirmek. Başka bir örnekle yerinde duramayan fırlama bir çocuğun annesi için yardım dileyeceğimize süper zeka diğer arkadaşlarının yanına, yetkili kişilerin eline teslim etmemiz  daha mantıklı değil mi?

Odaklandığımız şeyler genelde hep işleri yoluna koymak olacağı yerde soruna soruyla cevap vermek. Çözüm bulmak değil çözümsüz kalmak. Hem de hep bahaneler üreterek. Boş zaman dediğimiz vakitleri en boş şekilde harcamak bize çok şey kazandırıyormuş gibi. Bencilce davranıp bize ait zamanları kendimize tapu yapıyoruz adeta. 

Gün içinde karşımıza çıkan ve üzülen gözlerle artlarından baktığımız dünyadaki tek tip  insanların biraz dışında kalan insanlara yardım etmek yine bizden biraz daha farklı olan insanların aklına geliyor nedense. Hiç kimse sorunlu ve takıntılı olduğunu kabul etmiyor kendini her koşulda gayet sağlıklı görüyor.

Sonuç itibariyle bir telaş yaşayıp gidiyoruz. Uzaktan izliyoruz, yakınından geçiyoruz, fark etmiyoruz. Fark etsek dahi uğraşmak istemiyoruz. Vakit darlığından şikayet ediyoruz organizasyonlara önde katılıyoruz. Gözümüz açık diyoruz önümüzde yürüyen gölgemizi göremiyoruz onu daima ezip geçiyoruz.

Görmeyen asıl gözlerin açılması, bedenleri değil beyinleri şişman olan insanların zayıflaması, aşırı veya geri zekanın değil normal zekanın düzelmesi, bencilliğin ortadan kalkması dileğimle…

Hep daha iyiye giden gelişen insan gelişen toplum stratejisiyle büyüyen dünyada herkesin rahat yaşam hakkıyla ömrünü geçirmesi dileğimle.

  • Etiketler

  • Meta

  • Sponsorlar